tphlogo

İstanbul Milletvekili Sn. Ali Topuz’un Günaydın Gazetesine Verdiği Özel Demeç
01.09.1980



Türkiye çok yönlü bunalımlar içinde, Cumhuriyet Tarihinin en çetin ve en zor günlerini yaşamaktadır.
Çok partili demokratik sistemimiz işlememektedir. İşlemesi engellenmektedir.
Ekonomik büyüme sıfıra düşmüştür. Gelir dağılımındaki aşırı dengesizlik ve bu dengesizliği örterek göstermemeye çalışan tertipler ve baskılar, toplumu çatışma noktasına getirmiştir.
Devletin varlık nedenleri ve işlevleri yok edilmek istenmektedir.
Üstelik bu çabalar, göstermelik, biçimsel ve sözde bir demokrasi adına sunulmakta ve sürdürülmektedir.
Bu gidiş Türkiye’yi çöküntüye götürür.
Bu gidişe dur demesi gereken demokratik kurumlar, işlevlerini yapamamakta ya da yapmamaktadır. Bu demokratik kurumların dayandığı asıl güç kaynağı olan halkımız, kaderi ile baş başa bırakılmıştır.
Halkın demokratik rejimi ve Devleti esenliğe çıkarma yönündeki inancını, kararlılığını ve bunlardan oluşan güçlü potansiyelini örgütleyip devreye sokabilecek yeni ve güçlü bir siyasal harekete gereksinim vardır.
Bu güçlü siyasal hareketi ancak CHP yürütebilir. Ama ne yazık ki, bu aşamada CHP yönetimi böyle onurlu ve tarihi görevi yerine getirebilecek nitelik gösterememektedir. Türkiye’nin sorunlarının çözümsüzlüğe doğru hızla kaymasının önlenememesindeki temel neden budur.
Ülke sorunlarına demokratik sol çerçevede, gerçekçi ve çağdaş sol anlayış içinde yaklaşabilen, demokrat yapılı ve güven verici dinamik kadrolara dayanan, kendi içinde ve toplum arasında sağlıklı ve demokratik bir örgütlenmeyi sağlayabilen, kendi dışında demokratik örgütlenmesini gerçekleştirmiş emekçilere ve aydınlarla uzlaşarak dayanışmaya girebilen bir CHP yeni ve güçlü bir siyasal hareketi başlatabilir. Bunalımların aşılmasını ve çağdaş bir demokratik düzenin kurulmasını sağlayabilir.
CHP içindeki tartışma bu çerçeveye oturmaktadır.
Bir yanda, CHP’nin üst yöneticileri, öte yanda bunların yönetim anlayışına ve izledikleri politikaya karşı eleştirilerini ortaya koyan parti içi muhalefet bu çerçevede tartışmaktadır.
Demokrasimizin vazgeçilmez unsuru siyasi partilerden biri olan CHP’de parti içi demokrasi yok edilmiştir. CHP’de, değil demokrasi, oligarşiden de öte, monarşi egemen olmuştur.
CHP’nin demokratik sol programı ve düzen değişikliği önerileri bir tarafa itilmiş ve unutulmuştur. CHP’nin çağdaş ve gerçekçi bir sol parti olduğunu bile söylemekten adeta çekinilir duruma gelinmiştir.
CHP’ye güç katan ve umut bağlayan toplum kesimleri ve bu kesimlerin yasal örgütleriyle bağlar koparılmış, CHP toplum içinde yalnızlaştırılmıştır.
CHP, kendi içinde ve CHP’ye destek olan geniş halk kitleleriyle ve onların yasal örgütleriyle uzlaşarak dayanışmayı reddederken, karşıtı olan siyasi partilerle üst düzeyde uzlaşma sağlamaya yönelmiştir.
Parti üst yönetiminin izlediği politika ile CHP sağa kaydırılmış ve pasif bir duruma getirilmiştir.
Parti üst yönetimi, CHP’yi kısırlaştırmış ve küçülme sürecine sokmuştur. CHP toplumdaki etkinliğini ve ağırlığını tümüyle kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Parti üst yönetiminin, anti demokratik, itici, dağıtıcı, hizipçi, tasfiyeci ve parti küçülürse de küçülsün ama herkes üst yönetimin, Genel Başkanın buyruğunda olsun anlayışına karşı, örgütlenmekten ve kadrolaşmaktan korkan tutumlarına karşı, düzenin değiştirilmesi yerine düzene uyum sağlayarak sağ sapma içine giren teslimiyetçi politikasına karşı, CHP örgütünün büyük tepkisi parti içi muhalefeti oluşturmuştur.
Parti içi muhalefet, CHP’yi toparlayarak güçlendirmeye toplumun güvenini yeniden kazanarak CHP’yi büyütmeye ve CHP’nin öncülüğü ile sürdürülecek güçlü bir siyasal hareket oluşturmaya ve böylece, ülkemizdeki bunalımları aşarak halkımızı esenliğe ve mutluluğa eriştirmek için çabalanmaktadır.
İçinde bulunduğum bunalımlı ve siyasal istikrarsızlık ortamında, her an CHP’ye hükümet sorumluluğu düşebilir. Bu olasılığı göz ardı etmeden, parti içi muhalefet sorumluluk içinde, bir yandan CHP’yi toparlayarak hükümet sorumluluğuna hazır hale getirmek, öte yandan, CHP’nin demokratikleştirilmesini sağlamaya, gerçekçi politikalar oluşturmaya ve halkın güvenini yeniden kazanarak CHP’yi güçlendirmeye çalışırken, parti üst yönetiminin, sorumsuz davranışlarını, CHP örgütü ve kamuoyu kaygı ile izlemektedir.
Soru: CHP Genel Başkanı Sayın Ecevit, CHP’de parti içi demokrasi en geniş ölçüleri ile vardır. CHP kadar demokratik işleyen başka bir parti başka ülkelerde bile yoktur, diyor ne dersiniz?
Yanıt: Sayın Ecevit’in bu görüşüne katılmak olanaksızdır. Bu iddia bence soyut bir iddiadır. Parti üst yönetiminin akıl almaz ölçülere varan anti demokratik yönetimini örtmeye ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir iddiadır.
Bir partinin demokratik işleyişi, parti yönetiminin yasalara ve parti tüzüğüne uygun davranışı ile sağlanabilir. Oysa CHP’de siyasi partiler kanunu ve parti tüzüğü rafa kaldırılmıştır. Parti üst yönetimi, önce örgütle ya da partilerle ilgili soyut bir karara varıyor, sonra bu karara gerekçe uyduruyor. Örgüt birimlerinin ya da partililerin itirazları bile dikkate alınmıyor.
Üye kayıtlarında, kurulların görevden alınışlarında, bazı partililerin disiplin kurullarına sevk edilmelerinde, parti tüzüğü açıkça çiğnenmiştir. Görevden alınan kurulların yerine 45 gün içinde yenilerinin seçilmesini sağlamak için olağanüstü kongrelerin toplanması gerekirken, bu da yapılmayarak siyasi partiler kanunu ve parti tüzüğü uygulanmamıştır. 45 gün içinde kongresini olağanüstü olarak toplamayan geçici kurullar meşruiyetlerini yitirmişlerdir.
Bu duruma seyirci kalan parti üst yönetimi de tüzük suçu işlemektedir. Demokrasi, yasaların, tüzük ve yönetmeliklerin yazılı kurallarına tam uygunluk sağlamanın yanında, dürüst ve adaletli davranmak, eşitliğe razı olmak, insanları sevmek gibi onurlu duygulara sahip olmayı da gerektirir.
Demokrasiye içtenlikle inananlar, ellerindeki geçici yetkileri baskı aracı olarak kullanmazlar. Yetkilerini kötüye kullanmak ve ele geçirilmiş olan görev yerinin manevi ağırlığını başkalarının özgür iradelerini bastırmak için istismar etmek, demokrasi ile ve demokrat düşünce ile bağdaşmaz.
CHP’nin üst yönetiminde bulunanların, demokrasinin yazılı kurallarına ve manevi değerlerine açıktan karşı olan pek çok eylem ve işlemi vardır.
Soru: Son günlerde, parti doğrultusundan saptıkları ve parti dışı sol’la ilişki kurdukları gerekçesiyle çok sayıda il ve ilçe yöneticileri görevlerinden alındı. CHP üst yöneticilerinin bu işlemlerini nasıl yorumluyorsunuz?
Yanıt: Kongrelerinden demokratik biçimde seçilerek göreve gelen İl ve İlçe yöneticileri ile kadın ve gençlik kolları yöneticilerinin genel yönetim kurulunca görevden alınmaları eylemine aylar önce İstanbul’dan başlandı.
İstanbul’da, İl Yönetim Kurulu, İlçe Yönetim Kurulları, İl Kadın kolu ve pek çok ilçenin kadın ve gençlik kolu, kurulları kısa sürede görevden alındı. Daha sonra Manisa, Mardin, Antalya, Giresun, Ordu İl Yönetim Kurulları ile bu iller başta olmak üzere çeşitli illerimizin çok sayıda ilçesindeki yönetim kurulları da görevden alınmıştır.
Görevden alma kararları CHP tüzüğünün 41/A maddesine dayandırılmaktadır. Görevden alınan arkadaşlarımızın parti doğrultusundan sapmakla suçlanmaktadır.
İki satırlık bir yazı ile görevden alınan yöneticilerin hangi eylem ve işlemlerinin parti doğrultusundan sapma anlamına geldiği açıklanmamıştır.
Tüzüğümüze göre, görevden alma kararının gerekçesinin yazılı olarak bildirilmesi gerekirken, isteme rağmen bu gerekçelerde bildirilmemiştir.
Genel yönetim kurulunun bu davranışı, 1961 anayasasının kabulünden önce, DP dönemindeki “ lüzumuna binaen görevinden alınmıştır” uygulamasını anımsatmaktadır. O zamanki yönetim mantığını yansıtmaktadır.
Genel Yönetim Kurulu’nun bu tutumu, Anayasamıza, Siyasi Partiler Kanununa ve CHP tüzüğüne kesin biçimde aykırıdır. Görevden alma kararları, demokrasi açısından savunulamaz ve tevil edilemez.
Parti doğrultusundan sapma suçlaması soyut bir suçlamadır ve gerçek dışıdır.
Görevden alınan yöneticiler, uzun yıllardan beri CHP içinde yönetici olarak büyük çabalar sarf etmiş, CHP’nin demokratik sol doğrultusunun oluşturulmasına ve CHP’nin güçlenerek, Türkiye’nin en büyük siyasi parti olmasına özveri ile katkıda bulunmuş, dinamik ve etkin kişilikleri ile kapı kulu olmadan, yörelerinde ve bölgelerinde CHP’yi onurla temsil etmiş kişiler ve kadrolardır.
Bu arkadaşlarımızın görevden alınışı özellikle faşist baskılar altında sindirilmek istenen halkımız ve CHP örgütü adına bir kayıptır.
Görevden alınan arkadaşlarımıza, parti doğrultusundan sapma suçlamasını yapanlar bu sapmayı kanıtlamak zorunluluğunu da taşımaktadırlar. Hangi yöneticinin, nerede ve ne zaman hangi sapmayı göstermiş olduğunu, iddia sahipleri somut kanıtları ile ortaya koymak zorundadır.
Parti doğrultusundan sapma, delege seçimlerine ve kongreler dönemine girildiği zaman mı saptandı. Daha önceleri saptanmış ise, bu duruma daha önce neden el konulmamıştır.
Bu iddia, görevden almak için uydurulmuş hem de sahte bir iddiadır. Bu iddia, delege seçimlerini ve kongreleri, güdümlü olarak sürdürmek isteyen parti üst yönetiminin, CHP örgütünün demokratik iradesini saptırmak için uygulamaya koyduğu bir eylemin onur taşımayan bahanesidir.
Parti dışı sol ile ilişki kurmak iddiasının da somut kanıtları ortaya konulmamıştır.
CHP içinde son zamanlarda, parti yöneticileri sık sık bu iddiayı ortaya atmaktadırlar. Suçlamak ve tasfiye etmek istediklerini hep böyle soyut olarak, insafsızca suçlamışlardır.
Bu tür suçlama karalama çalışmaları CHP’yi ideolojik sapmalardan korumaktan çok, CHP’yi sağa kaydırmak ve CHP yönetimine karşı muhalefet edenleri tasfiye etmek için bahane olarak kullanılmaktadır.
Parti dışındaki sol ile ilişki kurmak biçimindeki suçlama, istismara çok açık bir suçlamadır. Çok tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir suçlamadır. Demokrasiye inanmayan silahlı eylemcilerle işbirliği yapmak anlamında bile yorumlanabilir. Sorumluluk bilinci taşıyan hiçbir yöneticinin, görevden alınan yönetici arkadaşlarımıza böyle bir suçlama yapma hakkını kendisinde bulmamak gerekir.
Bu iddia, faşist güçlerin CHP’yi anarşi ve terörle iç içe göstermek için her gün ortaya attığı asılsız iddialara ve suçlamalara haklılık kazandırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu iddia, bir buçuk yıla yakın bir süreden beri CHP’de İl ve İlçe yöneticiliği yapan arkadaşlarımızı, faşist güçlere ve sağ teröristlere hedef göstermenin yanında, CHP’ye kendi üst yöneticilerinin yönelttiği ağır ve haksız bir suçlama, olur. Bu suçlama jurnalcilik ve CHP’ye ihanet anlamına gelebilecek ağır bir parti suçu niteliği taşır.
Parti üst yöneticilerinin, görevden alınan il ve İlçe yöneticileri için yaptıkları suçlamanın böyle bir yorumu kapsamadığına inanmak istiyorum.
Bu konuda kamuoyuna ivedi olarak inandırıcı bir açıklamanın yapılmasını üst yöneticilerden bekliyorum.
CHP dışında da demokrasiye inanmış sol düşünceler ve sol program önerileri vardır. CHP’nin bunlarla uyuşamayacakları yanında uyuşabileceği pek çok ortak nokta ve ilkeler de vardır.
Kendi programımızın disiplini içinde, öteki sol örgütlerle ilişki kurmak programımızın ve kendi sol anlayışımızın gerçekliğine ve inandırıcılığına güveniyorsak ki, güvenmemiz gerekir, CHP’ye zarar getirmez. Belki de, CHP öncülüğünde dağınık sol hareketler uzlaşarak dayanışmaya girebilir. Sağdaki bütünleşmeye karşı solda da demokratik bir denge unsuru yaratılabilir. Türkiye’nin bu bunalım ortamında, dengenin sağdakiler lehine bozulduğu bir dönemde, yapılması gerekende, bu değil midir?
Görevden alınan İl ve İlçe yöneticilerinin bu anlamda bir ilişkiyi bile kuramadıklarına ya da kurmaktan alıkonulduklarına inanıyorum.
Faşist baskıların ve terörün bu denli yoğunlaştığı bir dönemde, bu anlamda bir ilişki sağlayamayan yöneticiler görevlerini yapmamış sayılırlar. Partinin İl ve İlçe yöneticilerinin, bu anlamda bir ilişki kurdukları için değil kurmadıkları ya da kuramadıkları için görevden alınmaları gerekir.
Her siyasi partinin bir siyasal doğrultusu ve programı vardır. Bir partinin programından ve siyasal doğrultusundan saptırılmasına karşı önlemler de almak gerekli olabilir. Ancak, statik değil, dinamik bir demokratik sol program ve doğrultu saptamış olan CHP hele soldaki çizgimizi demokratik yöntemler içinde halk belirleyecektir. Halk ne kadar isterse o kadar sol olacağız diyen CHP, kendi temel ilkeleri doğrultusundaki gelişmesinin önünü maccartycilik duvarları öremez.
Parti üst yönetimi, CHP’nin yandaşı olabilecek, uzlaşma ile dayanışma sağlayabilecek, solcu ve ilerici demokratik kurum ve kuruluşlarla ilişki kurmak yerine, siyasal doğrultu bakımından tam karşıtımız olan partilerle tek yönlü bir ilişki, diyalog ve uzlaşma aramaktadır.
CHP için sapma sayılabilecek sakıncalı ilişkiler bunlardır.
Aylardır, faşist baskılara göğüs geremediği için parti binalarını bile açamayan, yönetici olduğu ili ve ilçeyi, can güvensizliği gerekçesi ile terk eden, sağ teröristlere haraç vererek sözde CHP yöneticiliklerini devam ettirenlere karşı bir uygulama yapılmıyor. Görevini parti doğrultusunda cesaretle ve inançla yapmaya çalışan dinamik yönetim kadroları görevden alınıyor.
Bu görevden alma eylemleri ne kadar sahte kılıflara sokulursa sokulsun, gerçek saklanamaz. Görevden alınan il ve ilçe yöneticileri parti içinde üst yöneticilere karşı sürdürülen muhalefet hareketini başlatan ve yürüten arkadaşlarımızdır. Onları görevden alarak ve tasfiye ederek, parti içi muhalefet bastırılmak isteniyor.
Parti içinde muhalefeti sürdürenlerin elinden koltukları, haksızlık yapılarak alınabilir. Ancak, bu mücadelenin öncüleri koltuklarına güvenerek değil, gerçeklere ve doğrulara dayanarak mücadele veriyor. Gerçekler ve doğrular yok edilemeyeceğine göre, mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır.
Genel Başkanın, parti içi muhalefeti, kendisine ve Genel Merkez yöneticilerine karşı olanları tasfiye etmek amacında değilim sözü, havada kalmış bir sözdür. Üzülerek belirteyim ki, gerçek değildir.
Görevden alınanların yerine getirilen partili arkadaşlarımızın, anti demokratik yoldan göreve gelmekten doğacak zorlukları ve sıkıntıları kolayca aşabileceklerini sanmıyorum. Geçici yönetime gelen arkadaşlarımız, göreve gelişlerinde ki anti demokratik yönetim anlayışını devam ettirmez ve görevlerini yasa, tüzük ve yönetmelikler içinde sürdürürlerse, CHP örgütüne yöneltilmiş olan darbenin tahribatını en aza indirebilirler.
CHP üst yönetimi Genel Başkanı güçlü etkin ve erişilmez bir lider görünümüne sokmak bahanesi ile partiyi tepeden aşağı ele geçirmek ve işgal etmek istiyor. CHP’nin kadrolaşmasını, Genel Başkanlık ve parti üst yöneticiliği için alternatiflerin ortaya çıkmasının, ortaya çıkan alternatiflerin parti yönetimine gelmesini engellemek için beyhude bir gayrete yönelmiştir.
Korkunun ecele faydası yoktur. Yetersiz ve başarısız yöneticiler gidecek ve CHP’ye yaraşır yönetim anlayışı ile örgütümüze ve halkımıza güven verebilen dinamik yeni kadrolar parti yönetimine gelecektir.
CHP kimsenin tapulu malı değildir. CHP, Genel Başkanının yüzde biri bile olamayacağını itiraf edenlerle yönetilecek kadar hafife alınamaz. CHP nitelikli kadroları zengin olan büyük bir partidir. CHP üst yönetimindeki her görev yeri için alternatif olabilecek güçlü ve inandırıcı çok sayıda değerli arkadaşımız vardır.
Örgüte yönelik tasfiye girişimleri, görevden alma kararları, anti demokratik baskılar, yönetimi bir kere eline geçirmiş olanların, her ne bahasına olursa olsun, o görevi terk etmemek anlayışlarından kaynaklanmaktadır.
Parti üst yöneticileri bu amaçlarını gerçekleştirmek için “böl ve yönet” kuralını uyguluyor. Makyavelist bir tutumla, her anti demokratik yolu ve yöntemi kullanıyor.
Böl ve yönet kuralı, önceleri CHP için de sivrilmiş, örgütün ve kamuoyunun güvenini ve desteğini kazanmış, parti üst yönetiminde çeşitli görevlere alternatif olabilecek nitelikteki partilileri karşı karşıya getirerek birin diğerini ezmeye ve tasfiye etmeye azmettirerek uygulanmıştır.
CHP yi sola açarak demokratik sol çizgiye getiren mücadelenin önde gelen isimleri, teker teker bir tarafa itildi. Bu kadro parçalandı, bölündü, birbirine yedirildi. Tek adam yönetimi ve uydu üst yönetim kadroları böyle oluşturuldu. Bu süreç son yıllarda hızlandırıldı ve CHP, 22 aylık hükümet döneminde, bu nedenlerle beklenen başarıyı sağlayamadı ve bir çöküntüye uğrayarak küçülme etkisizleşme sürecine girdi.
Bu durumu gören örgütümüz, silkinerek ve CHP’yi bu yozlaşmadan kurtarabilmek için harekete geçerek, parti içi muhalefeti bütünleştirerek ve güçlendirerek ortaya çıkardı.
Böl ve yönet kuralını uygulayanlar, parti içi muhalefetin bütünleşerek güçlenmesinden, kendileri açısından paniğe kapıldıkları için, şimdi, illerde, ilçelerde mahalle ve köylerde, partilileri, birbirine düşman haline getirerek, örgütü kundaklayarak, partilileri tabanda bölerek yönetmeye kalkışmışlardır.
CHP örgütünün tabanında özveri ile CHP’yi temsil etmeye ve yüceltmeye çalışan partililerimiz bu oyuna gelmeyecektir. Parti üst yönetiminin, beceriksiz, pasif, teslimiyetçi ve CHP’yi sağa sapma içine sokan politikalarına karşı partililerimizin, mahalle ve köylerden başlayan bir demokratik direnişe geçerek bütünleşeceklerine ve partimizin üstündeki kara bulutları dağıtıp CHP’yi yeniden eski gücüne kavuşturacaklarına inanıyorum.
Tabandaki CHP’li üyeler, bu delege seçimlerinde ve kongrelerinde, ülkemiz, halkımız, CHP için tarihi bir fırsatı iyi değerlendirmelidir. Dışımızdan gelen faşist baskılara ve teröre, parti üst yönetiminin anti demokratik uygulamalarına cesaretle karşı koyabilecek nitelikteki inançlı ve dinamik üyeleri aralarındaki küçük tartışmaları bir tarafa iterek, delegeliklere ve yöneticiliklere seçmeyi başarırlarsa her mahallede ve köyde sağlam, inançlı ve dinamik kadrolar oluşturulabilir. Bu kadrolarla halkımıza ve CHP’lilere karşı sürdürülen sindirme çabaları etkisiz hale getirilerek tabandan başlayan ilerici ve demokrat bir siyasal hareket başlatılabilir.

Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim