tphlogo

LAİKLİĞİN NERESİNDEYİZ RAPORU - GİRİŞ
19.03.1997



LAİKLİĞİN NERESİNDEYİZ

---------------------------------------------------------------------
H A Z I R L A Y A N
-----------------------------------
ALİ TOPUZ

ESKİ ISTANBUL MİLLETVEKİLİ
CHP ESKİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
---------------------------------------------------------------------
BAŞLANGIÇTA KATKIDA BULUNANLAR
----------------------------------------
Birgen Keleş ............…………. Eski Milletvekili-Eski Genel Sekreter yardımcısı
Günseli Özkaya ............ .………….….. Eski Milletvekili-Eski Parti Meclisi üyesi
Aysel Baykal ...................………................. Eski Bakan-Eski Parti Meclisi üyesi
Hayrettin Uysal .........................………...... Eski Bakan-Eski Parti Meclisi üyesi
M.Seyfi Oktay ..........................………................... Eski Bakan-Eski Milletvekili
Gani Aşık .............................. ………. Eski Milletvekili-Eski Parti Meclisi üyesi
---------------------------------------------------------------------
1995-1996 YILLARINDA HAZIRLANMIŞ VE
19 MART 1997 TARİHİNDE
CHP MERKEZ YÖNETİM KURULUNA SUNULMUŞTUR
---------------------------------------------------------------------

LAİKLİĞİN NERESİNDEYİZ



1. GİRİŞ ................................................................................................................................................................

2. LAİKLİK VE DEMOKRASİ ...........................................................................................................................
2.01 Yönetim yetkisinin kaynağı
2.02 Laiklik kavramı
2.03 Laikliğin tarihsel gelişimi
2.03.1 Çok Tanrılı Dinler döneminde Laiklik
2.03.2 Hristiyanlıkta Laiklik
2.03.3 İslamiyette Laiklik
3. TÜRKİYEDE LAİKLİK ...................................................................................................................................
3.01 Osmanlı Devletinde Laiklik
3.01.1 Tanzimat öncesinde Laiklik
3.01.2 Tanzimat sonrasında Laiklik
3.02 Cumhuriyet döneminde Laiklik
3.02.1 1921 Anayasası çerçevesinde Laiklik
3.02.2 1924 Anayasası çerçevesinde Laiklik
3.02.2.1 Tek Parti döneminde Laiklik
3.02.2.2 Çok Partili dönemde Laiklik
3.02.3 1961 Anayasası çerçevesinde Laiklik
3.02.4 1982 Anayasası çerçevesinde Laiklik
3.02.5 GünümüzdeLaiklik

4. LAİKLİK KARŞITI HAREKETLERİN STRATEJİSİ .................................................................................
4.01 Laikliğe ve Devlete dinsizlik suçlaması
4.02 Atatürk düşmanlığı
4.03 İslami tekelcilik
4.04 Öğretim birliği ilkesini yozlaştırmak
4.05 Devlet kurumlarına sızmak
4.06 Anayasayı ve yasaları aşındırmak
4.07 Düzenden şikayetleri sömürmek
4.08 Devlete karşı olanlarla işbirliği yapmak
4.09 Kadınları ve gençleri militanlaştırmak
4.10 Laikliğe karşı bir siyasal taban oluşturmak
4.11 Siyasal iktidarı ele geçirmek
4.12 Şeriat’a dayalı bir Din Devleti kurmak
4.13 İslam entegrasyonunu gerçekleştirmek.

5. LAİKLİK KARŞITI ÖRGÜTLENMELER ..................................................................................................
5.01 Laiklik karşıtı örgütlenmenin niteliği ve amacı
5.02 Laiklik karşıtı örgütlerin eylem aşamaları
5.03 Laiklik karşıtı örgütlerin başlıcaları
5.03.1 Milli Görüş örgütlenmesi
5.03.1.1 Avrupa milli görüş teşkilatı
5.03.1.2 Milli Gençlik vakfı
5.03.1.3 Yandaş kuruluşlar
5.03.2 Tarikat örgütlenmesi
5.03.2.1 Nakşibendilik.
5.03.2.2 Süleymancılık
5.03.2.3 Nurculuk
5.03.2.4 Öteki tarikatler
5.03.3 Laiklik karşıtı radikal örgütler
5.03.3.1 Hizbullah
5.03.3.2 İBDA-C
5.03.3.3 Anadolu Federe İslam Devleti
5.03.3.4 Öteki Laiklik karşıtı radikal örgütler
5.03.4 Yandaş medya kuruluşları


6. ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI VE DİN EĞİTİMİ .........................................................................................
6.04.1 Eğitime genel bakış
6.04.2 Kuran kursları
6.04.3 İmam hatip Liseleri
6.04.4 İlahiyat Fakülteleri

7. İSLAM VE ŞERİAT ...........................................................................................................................................
7.01 Din ve toplum
7.02 İslamda sol ve sağ nitelendirme
7.03 İslamda akli yorum örnekleri
7.04 Şeriat düzeni

8. SİYASAL PARTİLER VE LAİKLİK ..................................................................................................................
8.01 Refah Partisi
8.02 Anavatan Partisi
8.03 Doğruyol Partisi
8.04 Demokratik Sol Parti
8.05 Büyük Birlik Partisi
8.06 Milliyetçi Hareket Partisi
8.07 Demokrat Türkiye Partisi
8.08 Diğer Siyasi Partiler
8.09 Cumhuriyet Halk Partisi

9. SONUÇ VE ÖNERİLER .................................................................................................................................

1. GİRİŞ


2000'li yılların eşiğinde, yenileşme ve değişim rüzgarlarının hızla estiği dünyamızda; Rejimler, sistemler, düzenler sorgulanıyor, ekonomik, sosyal ve siyasal yapılar sarsılıyor, insan hakları, özgürleşme, demokratikleşme, kalkınma ve gelişme için yeni hedefler, yeni umutlar doğuyor, insanlığın bu hedeflere ve umutlara ulaşabilmesini sağlayacak yeni yapılanma modelleri yoğun bir biçimde tartışılıyor.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan 74 yıl sonra Ülkemizde de bu değişim ve yenileşme sürecinin sancıları yaşanmaktadır. Çok yönlü arayışlar ve çok boyutlu tartışmalar sürdürülmektedir.

Kuşku yoktur ki; bu değişim sürecindeki arayışların ve tartışmaların ileriye dönük ve insanlık için daha iyiye, daha güzele yönelik olması esastır. Ancak, unutulmamalıdır ki, sistemlerin ve düzenin sorgulandığı ve sarsıldığı dönemlerde, değişim ve yenileşme olarak ortaya çıkan iddiaların hepsi ileriye dönük olmayabilir.

İleriye dönük yenileşme ve değişim, genelde sol'un hem iddiası hem de misyonudur. Sağ'ın yenileşme ve değişim programlarında, bireyin özgürleşmesi ile toplumsal yararın birarada gözetildiği söylenemez. Bu nedenle, sağ'ın yenileşme ve değişim iddiaları, sol’un iddiaları kadar özgürlükçü, demokrat, toplumcu ve ilerici olamaz.

1980'den bu yana Ülkemizde, sol üzerinde sürdürülen baskılar ve yasaklar, sol'un sindirilmesine ve parçalanmasına neden olmuş, sağ göreli olarak olduğundan daha güçlü ve etkili bir konuma getirilmiştir. Bu nedenle de Ülkemizdeki yenileşme ve değişim politikaları, genellikle sağ'ın penceresinden tartışılmaktadır.

Ülkemizde, sol'un parçalanıp etkisizleştirilmesinden sonra, göreli olarak güçlenen sağ, liberal-sağ ve radikal-sağ olarak birbirinden ayrışmaya başlamıştır. Sağ'ın bu her iki gurubunun ortaya koyduğu yenileşme ve değişim politikaları, demokratikleşme ve özgürleşme boyutundan yoksundur.

Bu iki gurubun da, yenileşme ve değişim çerçevesinde, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda öne sürdükleri yeniden yapılanma önerileri ise, birbirinden farklılıklar göstermektedir.

Liberal-sağ'ın emeği ihmal ederek sistemi sermayeye dönük olarak deforme etmesi yanında, radikal dinci sağ öteki sağ gurupların açık ya da örtülü desteğiyle sistemi geriye çevirerek çağdaşlık çizgisini terkedip ülkemizi orta çağın karanlığına sürüklemek istemektedir.

Ülkemizdeki sağ'cı Siyasi Partilerin ortak özelliği; Laikliğe karşı yeterince duyarlı olmamalarıdır. Bu Partiler; Laiklik karşıtı kişilerin ve gurupların Partileri içinde bulunmalarından ve bu çevrelerin Laiklik karşıtı ya da Laiklkle bağdaşmayan hareketlerinden ve eylemlerinden rahatsızlık duymamaktadırlar. Hatta bu Partiler oy alabilmek için, çoğu kez politikalarını Din motiflerine dayandırmaktan ve bazı hallerde Dini siyaset için açık bir biçimde kullanmaktan sakınmamaktadırlar.

Anayasal bir ilke olması nedeniyle, Laikliğe açıktan karşı koyamayan bir kısım sağ siyasi Partiler; Laiklik ilkesini kendilerince yorumlayarak yozlaştırmakta, dolaylı yollardan ve örtülü olarak karşı koymalarını sürdürmektedirler. Bu nedenle Laiklik; ülkemizde genellikle sol'un savunduğu bir ilke konumundadır.

Çağdaşlığı, laik düşünceyi ve Atatürk'ü reddederek, sistemi din temellerine oturtmaya çalışan ve İslam din’ini siyasal amaçları için istismar ederek, islamcı-laik çelişkisi yaratmak isteyen ve laikliği dinsizlik olarak tanımlayan, radikal-sağ'ın dinci kesimi; içerden ve dışardan sağladığı büyük ölçkeli yardımlar ve desteklerle, uzun süre örtülü olarak sürdürdüğü çalışmalarını, günümüzde artık açıktan yürütebilmektedir.

Radikal dinci sağ'ın böyle bir aşamaya gelişi, sadece kendi çabalarına bağlanamaz. Bu aşamaya adım adım gelinmiştir. Sağ'ın en radikalinden en ılımlısına kadar bütün sağ siyasal partiler, ara rejim hükümetleri ve özellikle 1980 askeri müdahalesinin şemsiyesi altında ve onların uzantısı olarak ülkeyi yönetenler, varılan bu olumsuz ve tehlikeli aşamanın ortak sorumlularıdır.

Türkiye 1997 yılına girerken, temelleri ulusal kurtuluş savaşı ile atılan Demokratik Laik Cumhuriyetin ve bu sistem içinde oluşan ve gelişen çağdaş toplumsal yapımızın ciddi tehlikelerle ve sistemli saldırılarla karşı karşıya bulunduğu, siyasal ve toplumsal yaşamımızda yeni bir dönemin başlamış olduğu, açıklıkla görülmekte ve herkes tarafından da kabul edilmektedir.

Yaklaşık yüzelli yıllık Demokrasi ve çağdaşlık mücadelemiz, Ulusal kurtuluş savaşı ile oluşturulan Ulusal devrimimiz ve yetmişbeş yıllık Demokratik Laik Cumhuriyet uygulamamız, bir karşı devrim hareketinin kuşatması, baskısı ve yönlendirmesi ile karşı karşıyadır.

Türkiye bu noktaya birden bire gelmemiştir. Ulusal kurtuluş savaşına karşı tavır koymuş olanlar, Demokratik Laik Cumhuriyet yerine Şeriat’a dayalı Teokratik Devlet özlemi içinde olanlar ve Demokratik sistem içinde yer almasına karşın iktidarları ve çıkarları uğruna Din istismarı yapma sorumsuzluğunu gösteren kimi Partiler ve önde gelen kimi siyasetçiler, zaman zaman el ele vererek ve bazen de yarışarak, örtülü ya da açık tavırlarla ve eylemlerle bu olumsuz ve tehlikeli durumu bir süreç içinde birlikte yaratmışlardır.

Cumhuriyetin başlangıç yıllarında örtülü olarak ve ürkek bir tavırla sürdürülen Laiklik karşıtı hareketler; 1950 yılından başlayarak ürkekliğini üzerinden atmış, cesaretlenmiş ve giderek artan bir hızla yoğunlaşmış, yaygınlaşmış, örtülü ya da açık bir biçimde örgütlenmiş ve zaman zaman ürkütücü boyutlara ulaşan karşı devrim eylemlerine dönüşmüştür.

Demokratik Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak isteyen karşı devrim güçleri, süreç içinde farklı stratejiler uygulayarak varlıklarını ve etkinliklerini sürdürmüşler ve fırsat yakaladıkça da sistemin içinde yer alarak Devletin içine sızmak ve bazı kilit noktaları ele geçirmek istemişlerdir.

Demokratik Laik Cumhuriyeti; sistemin içinde yer alarak ve sistemin Demokratik kurallarından yararlanarak ele geçirmek ve daha sonra da sistemi ortadan kaldırarak yerine şeriata dayalı bir Din Devleti kurma stratejisi, son yıllarda ve aylarda somut bir hedef haline dönüşmüştür.

Refah Partisi’nin önde gelen liderlerinden birisi, “Demokrasi bizim için bir araçtır” diyerek bu stratejiyi izlediklerini kanıtlamıştır.

Demokratik Laik Cumhuriyete karşı her fırsatta dil uzatmayı alışkanlık haline getirmiş olan bir başka önde gelen Refah Partili üst düzey yöneticisi ise, bu konudaki düşüncelerini daha açık bir ifade ile aynen şöyle açıklamaktadır:

“Şimdi Türkiye bir yahudi cezaevi’dir. Kanunları ile, Rejimi ile, düzeni ile, bir emperyalist hapishanedir. Bu hapishanede tüm Müslümanlar tutsak’tır.

Tabiri caiz ise yahudi mayın tarlaları ile döşeli olan Türkiye’de Müslümanları selamete çıkarmanın, hürriyete kavuşturmanın yolu mevcut düzeni kullanmaktan geçer.

Ferasetin daha geniş manası, Müslüman’ın bulunduğu mekanda, mevkide ve zamanda davası için düzeni kullanmayı becerebilmesidir.

İslami hareketin salimen hedefe varması için, düzenin Müslümanlar lehine olan çürük kapılarını mutlaka değerlendirmek mecburiyetindeyiz.”

Günümüzde Laiklik karşıtı akımlar; Demokratik Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak amacıyla, belli başlı iki ayrı strateji izlemektedir. Bunlardan birincisi, yukarıda sözü edilen “sistemi içinden ele geçirme stratejisi” ikincisi ise, “sistemi zor kullanarak değiştirme stratejisi” dir Bu birbirinden farklı iki stratejiyi de aynı çevreler oluşturmuştur. Koşullara göre birini ya da öbürünü devreye sokmayı planlamışlardır.

Günümüzün koşullarında, “sistemi içinden ele geçirme stratejisi” izlenmektedir. Ama, bu stratejinin sonuç vermeyeceği görülürse, ve koşulların uygun olduğu kanısına varılırsa, ikinci stratejinin, “sistemi zor kullanarak değiştirme stratejisi”nin devreye sokulmasının, Laiklik karşıtı çevreler tarafından düşünüldüğü anlaşılmaktadır.

Nitekim, bundan bir buçuk yıl kadar önce, 24-aralık-1995 Milletvekili genel seçimleri sonrasında, Başbakan olmadan bir süre önce, RP Genel Başkanı bir konuşmasında, “değişimin oy’la mı kan’la mı olacağının tartışıldığını” hiç çekinmeden iddia ve ifade etmiştir.

Türkiye’nin Demokratik Laik Cumhuriyetine ve çağdaş Hukuk Devleti yapılanmasına baştan beri karşı olan ve Cumhuriyet öncesine özlem duyan iç ve dış çevreler; el ele vererk, yıllardan beri örgütlenmekte, kararlılıkla sistematik ve bilinçli bir kampanya yürütmekte ve din sömürüsünü politik bir araç olarak kullanmaktadır.

Demokratik Laik Cumhuriyete inananların bir bölümü, bu temel değerlere ve niteliklere yönelik siyasal kampanyalara ve hatta saldırılara, hoşgörü ile bakmayı ve bu eylemleri tehlikesiz saymayı, sözde demokratlığın, ilericiliğin ve değişim özlemlerinin bir ölçütü haline dönüştürmüşlerdir.

Laik Demokratik Cumhuriyete inandığını ifade eden bir kısım siyasal partiler ve siyasetçiler ise, anlaşılması ve inanılması güç bir aymazlık içinde; oy alabilme, iktidara gelebilme ve iktidarda kalabilme uğruna Laiklik karşıtı oluşumlara, gelişmelere ve hareketlere seyirci kalmakta, hatta bu doğrultuda birbiri ile yarış etmektedirler.

Sözkonusu siyasi partiler ve siyasetçiler, kısa zaman aralıkları içinde sık sık çelişkili bir konuma düşmekten çekinmemekte, Makyavelist bir yaklaşımla ve sırf iktidarlarını ya da siyasal çıkarlarını gözeterek, Laiklikle ilgili olarak bazan duyarlı, bazen de aşırı ölçüde duyarsız olabilmektedirler.

Yıllardan beri oluşan ve sürdürülen bu gelişmeler, Laiklik karşıtı güçler ve akımlar için olumlu ve özendirici bir ortam yaratmıştır. Yaratılan bu ortamda, eylemlerini açıklıkla sürdürebilme olanakları ve koşulları oluşturulmuş ve harekete geçilmiştir.

Demokratik Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak ve yerine şeriata dayalı bir Din Devleti kurmak isteyenlerin günümüzde ulaşmış bulundukları örgütlülük ve motivasyon düzeyinin oluşturulmasında; 12-eylül-1980 askeri müdahalesinden sonra izlenen kimi politikaların ve bu dönemde siyaset sahnesine çıkan ya da fırsatı sorumsuzca değerlendiren yeni ve eski kimi siyasetçilerin, çok büyük ölçülerde sorumlulukları vardır.

12-eylül-1980 öncesinde bir kısım devlet ve siyaset adamı ile bazı siyasi partiler; sovyet yayılmacılığına ve kominizme karşı önlem alma bahanesiyle, devletin resmi güçleri yanında ve onlara yardımcı olmak üzere, eylemlerini örtülü ya da açık olarak sürdüren “Ülkücü hareket” i görevlendirmişlerdi.

Bu hareketin öncülerini ve militanlarını Devlet yapılanması içinde önemli kilit noktalara yerleştirerek, kafalarındaki rejimi ve toplumsal yapıyı oluşturmak istemişlerdi. Bu yaklaşımın, Devletimizin ve toplumumuzun yapılanmasında meydana getirdiği çürümenin, kirliliğin ve tıkanıklığın, günümüzde rejimi sarsabilecek bir boyuta ulaştığı açıkça görülmektedir.

12-eylül-1980 sonrasında; ayni çevreler ile 12-eylül yöneticileri ve bunların uzantısı olan yöneticiler bu kez, “Ülkücü hareket” in yanında belkide onun da önünde, “Tarikatçı hareket” ten medet umarak “şeriatçı akım” a da geniş olanaklar sağlamışlardır. Bu yaklaşımın daha da büyük ve ürkütücü sonuçlar yarattığını, rejimi sarsmanın ötesinde rejimin temeline dinamit yerleştirdiğini, günümüzde artık hiç kimse gözardı edemez, etmemelidir.

Anayasamızın, 1-2-4-24 ve 174. maddelerine aykırı olarak, Devleti Din temellerine dayandırmak isteyen “Şeriatçı akım” a ve onun günümüzdeki görüntüsü olan “Tarikatçı hareket” e sağlanan bu geniş olanaklar çerçevesinde, “Türk-İslam sentezi” kavramı etrafında bir araya gelen, “şeriat’çı ve tarikat’çı kadrolar”; Devleti kuşatarak, başta eğitim, sivil güvenlik ve yönetim yapılanmaları olmak üzere, Devletin bütün kurum ve kuruluşları’nın kilit noktalarına sistemli bir biçimde, 12-eylül-1980 den sonra yerleştirilmişlerdir.

Öte yandan, 1982 Anayasası’nın 24. maddesi ile “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” hükmü getirilerek, “şeriatçı akım’a” ve “tarikatçı hareket’e” kullanabilecekleri ve istismar edebilecekleri elverişli ve sınırsız bir ortam yaratılmıştır.

Anayasa’nın bu öngörüsü, zaman zaman, ifade ettiği anlamın çok ötesinde yorumlanmış ve uygulama, “Öğretim Birliği ilkesi” nin yozlaştırılmasına ve aşındırılmasına neden olmuştur.

Özellikle 12-eylül-1980 den sonraki dönemde “Kur’an kursları” yeterince denetlenememektedir. Sözde denetim altındaki “Kur’an kursları” ndan daha fazlası, izinsiz ve dolayısıyla denetimsiz bir biçimde sürdürülmekte ve yüzbinlerce genç, Atatürk’e, Laikliğe ve Demokrasiye karşı bir eğitim sürecinden geçirilmektedir.

12-eylül yönetimi, Laiklik karşıtı çevrelere verdiği bu tavizlerle yetinmemiş, tavizde daha da ileri giderek, Anayasa’nın güvencesi altında olan, “Tevhidi Tedrisat Kanunu” yani “Öğretim Birliği Yasası” na aykırı olarak, “Temel Eğitim Kanunu” nda değişiklik yaparak “İmam- Hatip okulları” ndan mezun olan öğrencilerin, Üniversitelerin bütün programlarına girebilmelerine olanak sağlanmış ve böylece taviz’in boyutları oldukça genişletilmiştir.

Adım adım sistemi ele geçirmeye çalışan “şeriatçı akım” ve “tarikatçı hareket” ; Harp Okulu’nun kapılarını zorlayarak, Silahlı Kuvvetlerin içinde de yer almak ve kadrolaşmak istemektedir.

Böylelikle, Laik Demokratik Cumhuriyete ve çağdaşlığa karşı her alanda ve her meslekte eğitilmiş yeni bir insan tipi ve yeni bir nesil oluşturularak, “şeriatçı akım” ve “tarikatçı hareket” için güçlü bir dayanak ve sağlam bir altyapı oluşturulmuştur.

12-eylül yönetiminin ve bu yönetimin uzantısı olan yönetimlerin ve kadroların izlemiş olduğu politikalarla, “Atatürk Devrimleri ve İlkeleri” sarsılmış ve Demokratik Laik Cumhuriyet, tartışılır hale getirilmiştir.

“Şeriatçı akım’lar” ve “tarikatçı hareket’ler” kendileri için yaratılmış olan bu ortamdan ve olanaklardan en geniş biçimde yararlanmış ve giderek daha da etkin bir biçimde yararlanmaya devam etmektedirler.

Yasaklanmış olduğu halde çok sayıda “tarikat” ve bunlara ait “dergah” serbestçe çalışmalarını yürütebilmektedir. “Tarikat” ların yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda vakıf, dernek, okul, kurs, pansiyon ve öğrenci yurdu oluşturduğu ve çok sayıda TV, radyo, gazete ve dergi’yi yayın hayatına soktuğu herkes tarafından bilinmektedir.

Sistem karşıtı olan bir “yıkıcı hareket” ; karşı olduğu sistem içerisinde kalarak ve ondan yararlanarak güçlenmeye, karşı olduğu sistemi yozlaştırarak ve çürüterek ortadan kaldırmaya çalışırken, Milletimizin gözünün içine baka baka sinsi bir yöntem uygulanmaktadır.Bu yöntem günümüzde “Takiyye” olarak adlandırılmaktadır.

“Takiyye”, İnanmadığı şeye inanıyormuş gibi davranma halidir. Ülkemizde uygulanan “Takiyye yöntemi”, Demokrasi güçleri ile çatışmadan, onlarla keskin kutuplaşmalara girmeden, onları atlatarak ve aldatarak, amaçlarına ulaşabilmeyi öngören, tam anlamıyla iki yüzlülük içeren bir yöntemdir. Bu yöntem, İran’daki “Molla düzeni” nin “Vacip” düzeyinde bir ürünüdür ve gerçek İslamla bağdaşması olanaklı değildir.

70 yılı aşkın bir süredir, gelişen ve giderek kurumlaşan Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin elbette ki eksiklikleri ve tıkanıklıkları vardır. Rejimimizin kendi sağlam temelleri ve amaçları doğrultusunda, Sistemimizin eksikliklerini tamamlamak ve tıkanıklıklarını açmak ve gelişen dünya koşulları ile uyumlu olarak, köklü değişimleri ve yenileşmeleri gerçekleştirmek, günümüzde ertelenemez bir görev haline gelmiştir.

Sistemin yetersizliği, tıkanıklığı ve yenileşme gerekliliği; sistemi geriye döndürmenin, Demokrasimizi kısırlaştırmanın, yozlaştırmanın, hatta yoketmenin ve Laikliği ortadan kaldırmanın gerekçesi sayılamaz.

Demokrasi, Demokrasiyi yok etkmek için kullanılamaz.

Demokrasi, özgürlük, insan hakları, yenileşme ve değişim kavramları; ancak daha demokrat, daha özgür, daha insanca, daha gönençli ve daha mutlu bir geleceğin şemsiyesi ve yol göstericisi olabilir.


Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim