tphlogo

BASINLA SOHBET TOPLANTISI
16.04.2007

GRUP BAŞKANVEKİLİ VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ALİ TOPUZ’UN; 16.04.2007 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİ BASINLA SOHBET TOPLANTISI METNİ


Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Evet, hoşgeldiniz arkadaşlar. Doğrusu ben hepinizi çok özledim. Aşağı yukarı üç haftadır burada, Ankara’da değildim, Ankara dışındaydım. Bu üç hafta içinde çok şey oldu. Hele son hafta adamakıllı siyasi, toplumsal gelişmeler gelişti, ortaya çıktı. Bugün sıcağı sıcağına bir sohbet toplantısında birarada olalım dedim. Belki bazı konularda ben sizden yeni değerlendirmeler alabilirim. Ben de, önemli konular üzerinde bazı değerlendirmeler yapabilirim diye düşünüyorum...

Bu geçtiğimiz hafta içinde, bence üç tane çok önemli gelişme oldu. Bunlardan bir tanesi Sayın Genelkurmay Başkanı’nın, pek de programlı olmayan basın açıklaması, yani birden bire gündeme gelen bir konu olarak. Arkasından Sayın Cumhurbaşkanı’nın Harp Akademileri’nde yaptığı konuşma, daha sonra Cumartesi günü Cumhuriyet tarihimizin en renkli, en anlamlı, en coşkulu, en görkemli mitinglerinden birisini yaşadık. Tabii bu arada Sayın Başbakan’ın, Sayın Dışişleri Bakanı’nın ve Sayın Meclis Başkanı’nın bu gelişmeler karşısında, bu süreç içerisinde zaman zaman yaptıkları açıklamalar var, bunlarla oluşan yeni bir durum var önümüzde. Bu meseleyi öncelikle satırbaşları ile bir değerlendirmek, tarif etmek gerekir diye düşünüyorum. İçinde bulunduğumuz süreç, yedi yıl süreyle yeniden Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek zatın seçimi ile ilgili olan süreçtir, bugün başlamıştır bu süreç. Bu söylediğim önemli açıklamalar ve toplantılar, bu süreçle ilgili bir takım değerlendirmeleri içeriyor. O nedenle belli bir bütünlük içinde konuyu bir tarif etmemiz lazım. Bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yapacağız. Seçim, parlamentoda yapılacak ve yedi yıl süreyle o Cumhurbaşkanı Anayasamıza göre görev yapacak. Daha evvel sıkça söylediğimiz gibi, özellikle Cumhurbaşkanlığı makamının Anayasa’da belirlenen konumu, onun Türkiye’nin devletiyle, milletiyle bütünlüğünü yansıtan, devletin bütün kurumlarının ahengini temin etmeye çalışan ve her yurttaşa, her devlet kurumuna, her siyasi partiye aynı mesafede kalma dikkatinin gösterilmesi gereken bir makam. Bu makam hiçbir siyasi hareketin son noktası, dayanacağı en ileri karar mercii değildir, hiçbir siyasi partinin organı değildir. Hükümetler, bir siyasi parti veya birkaç siyasi parti tarafından kurulabilir, o siyasi partilerin düşüncelerini, görüşlerini ve Türkiye sorunlarına bakış açılarını yansıtabilir, ona karşı muhalefet eden siyasi görüşler olabilir, demokratik bir mekanizma içinde o faaliyetler yürütülür, ama Cumhurbaşkanlığı makamı için böyle bir değerlendirme yapamayız. Cumhurbaşkanlığı makamı demin de söylediğim, bütün kurumlara, kuruluşlara eşit mesafede, onlara tarafsız, ama devlete, Anayasa’ya göre taraflı, devletten yana Anayasa’dan yana ve milletin ortak çıkarlarından yana bir makam. Herhangi bir siyasi partinin ele geçirmek isteyebileceği bir makam değildir. Herhangi bir siyasi partiye mensup bir siyasi kimlik oraya gelebilir, fakat oraya geldiği andan itibaren bütün temsil ettiği siyasi hareketten kopuk çalışmak zorundadır, onun dışında olmak zorundadır. Böyle bir makama birisini seçeceğiz. Zaten Anayasamız seçim sistemini saptarken de bu genel uzlaşmayı ve genel dayanışmayı içeren kurallar getirmiş, demiş ki üçte iki çoğunlukla seçilir, esas amaç budur. Anayasa’nın o maddesi zaman içerisinde değişikliğe uğradığı için kendi içinde bir çelişkiyi, bir tutarsızlığı da maalesef taşımaktadır. Yani birinci paragrafta üçte iki çoğunlukla seçilir dedikten sonra, tıkanmayı, seçimin tıkanmasını önlemek için geçmişte yaşanan sıkıntıları dikkate alarak çözümler getirmiştir oraya, ama ana ilkeyi korumuştur. Ana ilke nedir? Üçte iki çoğunluk gerekir diyor, neden diyor? Üçte iki çoğunlukla bir partinin tek başına iktidar olabileceğini varsaymayan bir anlayışla gelmiş o. Çünkü hiçbir zaman, normal, demokratik seçimlerle -gerçekten bir demokrasi varsa ülkede- üçte iki çoğunlukla bir siyasi partinin iktidara gelmesi öyle kolay bir iş değildir. Ama maalesef geçmiş dönemde seçim sisteminin azizliğinden, şartların farklılığından böyle bir durum olmuş. Anayasa bu üçte iki çoğunluğu tek parti sağlayamaz, ancak birkaç parti bir araya gelirse üçte iki çoğunluğu sağlayabilir anlayışıyla üçte iki çoğunluğu getirmiş, Parlamentoya ise uzlaşmayı getirmiş. Hatta demiş ki, eğer milletvekillerinden birisi üzerinde uzlaşamazsanız, milletvekilliği niteliğini taşıyan milletvekili olmayan bir yüksekokul mezunu kişiyi de seçebilirsiniz demiştir. Yani uzlaşmak için böyle bir çareye mecbur kalabilirsiniz demiş, onu da derfiş etmiş, öngörmüş. Ama şimdiki iktidar, görüyoruz ki Meclis’te üçte iki çoğunluğa yakın bir çoğunluğu olduğunu düşünerek, eksiklerini de kendilerine özel yöntemlerle tamamlayabileceklerini düşünerek, böyle bir çoğunluk aranmasa bile sonunda katılanların çoğunluğu ile seçimin yapılabileceğini öngörerek, biz Cumhurbaşkanı’nı tek başına belirleyebiliriz gibi bir anlayışla yola çıkmış görünüyor ve oraya, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasi kimliğini temsil eden o fikriyatı toplumun önünde bu güne kadar savunmuş olan kişilerden birisini o makama oturtturmak ve böylece Cumhurbaşkanlığı makamında bu AKP zihniyetini yedi yıl süre ile oluşturmak istiyorlar. İşte bizim CHP olarak baştan beri karşı koyduğumuz şey, bu Meclis böyle bir yetkiyi kendisinde görmemelidir, matematik çoğunluk milletin vicdanını tatmin etmez, toplumun beklentilerine, kurumların bu beklentiye uyan davranışlarına, siyasi partilerin kendi aralarında yapacağı uzlaşmaya dayanarak, milletin çoğunluğunu temsil eden bir kişinin, bu söylediğim niteliklere sahip bir kişinin oraya gelmesi gerekir diye söyledik, fakat AKP yöneticileri bildiğiniz gibi bizi her defasında, bu bize verilmiş bir görevdir, nasıl Başbakanı seçiyorsak biz Cumhurbaşkanı’nı da seçeriz, bizim buna mukabir bunun yaratacağı gerginlik Türkiye de herşeyi altüst eder, fikrimiz belli. Bunların hepsine kulaklarına tıkadılar, ama son hafta içinde demin söylediğim iki önemli açıklama ve yüz binleri aşan, milyonu aşan kalabalıkların Ankara’da ortaya koyduğu görüntü, Cumhuriyet Halk Partisi’nin baştan beri söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu kanıtlayan, gerçek bir halk desteğine dayalı bir düşünce olduğunu kanıtlamıştır. Yani yüz binler, milyonu aşan kişinin ortaya koyduğu talep, Cumhurbaşkanlığı makamına Anayasa’ya uygun olarak, orayı bir siyasi partinin makamıymış gibi kullanmayacak bir nitelikte kişinin oraya gelmesini istemekten ibaretti. Sayın Genelkurmay Başkanı’nın, “O makama gelecek kişinin Cumhuriyetin temel değerlerine, laik demokratik Cumhuriyetin ilkelerine sözde değil özde bağlı bir kişinin olması gerekir” açıklaması, Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinin hiçbir döneminde bugün karşılaştığı kadar ağır bir tehlikeyle karşı karşıya bulunmamıştır” açıklamaları, halkın meydanlarda ortaya koyduğu talepler, hep birbiri ile uyumlu ve Türk Milleti’nin büyük çoğunluğunun beklentilerini yansıtan açıklamalarıdır. Biz bunları, üç seneden beri Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı başta olmak üzere, bütün sözcüleri ile bunları savunduk, bu noktaya geldik. Ben hala bir yanlışlık yapılmasını önleme fırsatının var olduğuna inanıyorum. AKP’nin yöneticilerinin bütün bunlardan bir sonuç çıkartarak, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bir oldu bitti yaratmanın risklerini göreceklerini sanıyorum. Bu risk, her alanda çok sancılı gelişmelere sebep olabilir, siyasi bakımdan Türkiye bir kaosa girebilir, ekonomi bundan çok olumsuz etkilenebilir, Türkiye’nin dış itibarı bundan çok şey kaybedebilir, dolayısıyla halk bundan çok büyük zararlara uğrayabilir, eğer Türkiye’de bu uzlaşma sağlanmayacak olur ise. Hala süre vardır diyorum, Sayın Başbakan’ın bugün öğrendiğimize göre muhalefet partisi liderleri ile bir araya gelecekmiş, her ne kadar Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili bir ziyaret programı açıklanmamışsa da, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Sayın Genel Başkanı hem Doğruyol Partisi’ni, hem de Anavatan Partisi’ni ziyaret edecektir. Tahmin ediyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi’ni de ziyaret edecektir. Umarım bu ziyaret, bir uzlaşma sağlamaya dönük bir içerikte olur. Yoksa, işte çok korktukları 367’yi bulamamak tehlikesini giderebilmek için acaba Doğruyol Partisi’nden ve Anavatan Partisi’nden 367’yi tamamlayacak bir destek elde edebilir miyiz gizli gündemin içinde olmaz bu görüşmeler ve ben ifade etmek istiyorum ki Sayın Erdoğan kafasında böyle şeyleri geçirse bile, ne Doğruyol Partisi’nin sayın yöneticileri, ne Anavatan Partisi’nin sayın yöneticileri AKP’nin suçuna ortak olma konusunda herhalde direneceklerdir. Çünkü şu dönemde AKP’nin kendisine bu konuda sağlamak istediği destek, karşısındakilere oyunuzu bana satın anlamından daha başka bir şey ifade etmez. Ben bir süre önce bir gazeteci arkadaşımıza da ifade etmiştim, şu tarihte AKP’li olmayan herhangi bir kişinin, önümüzdeki süreçte AKP’ye vereceği destek o kişinin karşısına çok ağır suçlamalarla çıkacaktır. Bu desteği verenler, kendileri boyunlarına rejimi, demokrasiyi kendi çıkarları için sattılar yaftasını astırır. O nedenle bu partilerin yöneticileri bu gerçeği bizim gibi göreceklerdir, görmektedirler. Ben onların şimdiye kadar bu konuda AKP’ye cesaret veren bir yaklaşımlarını görmedim veya böyle bir şey olursa böyle bir yaklaşım içinde olmayacaklarını umut ediyorum.

Tabi bu arada sizin değerlendirmelerinize ve sorularınıza geçmeden önce, bir şeyi daha söylemek istiyorum. Dünkü, evvelsi günkü büyük miting iki televizyon kanalımız tarafından başlangıç öncesinden başlayarak kapandıktan sonraki saatleri de içerecek şekilde canlı olarak yayınlandı. Bazı televizyonlarımız da, saat başı kısa kısa açıklamalar yaptı. Fakat bütün bu yayın ortamı içinde, TRT’nin takındığı tavrı burada değerlendirmek zorundayım. TRT bir kamu kuruluşudur, TRT hükümetin bir organı değildir, TRT hükümete bağlı bir yer değildir, TRT özerktir, yayın kuralları, yayın ilkeleri kanunla belirlenmiştir. TRT, tarafsız bir yayın organıdır ve her siyasi hareketi yansıtmak durumundadır. Bugün TRT’de hakim olan zihniyet, tarafsızlık zihniyeti onların ifadesi ile siyasi olan bazı şeyleri yayınlamamak biçiminde ortaya çıkmaktadır. Oysa tarafsızlık o değildir, tarafsızlık farklı siyasi eğilimleri yansıtma konusunda eşit davranmaktır. Hükümetin ve hükümete yakın çevrelerin özel toplantıları dahil, resmi olmayan toplantıları dahil, hepsini, bir kısmını canlı olarak bile yayınlayan TRT, yüz binlerin, milyonların katıldığı bir mitingi başlangıçta on bin kişi olarak tarif edip, saat başı kısa kısa haberlerle yetinerek yayınlayamaz. Bunu yapıyorsa, TRT o zaman yanlıdır, taraflıdır; ortaya çıkan Atatürkçü, laik, demokratik gösteriyi kamufle etmeye dönük, onu topluma göstermemeye dönük bir önyargıyla hareket etmektedir. Zaten TRT’nin böyle olduğunu biz biliyoruz. TRT, hükümetin borazanı olmaktan da öte, TRT tarikatların borazanı olmuş vaziyettedir. Tarikatlar bütün programları yönlendirmektedir, bütün toplumsal, siyasal ve sosyal programlar belli tarikatların güdümünde ve o tarikatların danışmanları ile birlikte hazırlanmaktadır. Haberler sansür edilerek yayınlanmaktadır. Anayasamıza göre Başbakan, hükümetin başkanı olarak hangi haklara sahipse, Anamuhalefet Partisi Başkanı da aynı haklara sahiptir ve bunlar protokolde de yanyanadırlar. Başbakandan hemen sonra, Anamuhalefet Partisi’dir, Bakanlar ve diğerleri Anamuhalefet Partisi’nden sonra gelen protokol sırasındadırlar. Başbakanla ilgili bir haber verildiği zaman Anamuhalefet Partisi’nin de o konuda söylediğini yansıtmak zorundadırlar. Eskiden TRT yöneticileri birisi bir açıklama yaptığı zaman ötekisini haberdar ederek, siz de buna karşı söyleyeceklerinizi söyleyin de ikisini birden verelim derlerdi, hatta siyasi partilerin zamanları bile saniyelerle tutulur ve ona göre kimsenin kimseye hakkının geçmemesi sağlanırdı. Ama bugünkü TRT böyle yapmamaktadır. Bugün TRT’yi yönetenler suç işlemektedirler. TRT’yi yönetenler, TRT Kuruluş Yasası’na aykırı davranmaktadırlar. Bugün bunun cezasını göremeyebilirler. Ama bilsinler ki AKP zihniyeti tarihe gömüldüğü zaman, en önce hesap verecek olanlar TRT’nin bugünkü sorumlularıdır. Onlardan bunun hesabını kamu adına soracak bir meclis elbette ki burada oluşacaktır.

TRT ile ilgili bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra bir de Meclis Başkanı ile ilgili değerlendirme yapıp, geçeceğim öbür tarafa. Sayın Meclis Başkanı’nı bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına buradan uyarıyorum. Sayın Meclis Başkanı, Meclis’in Başkanı’dır. Meclis Başkanı bir siyasi partinin lideri değildir, Meclis Başkanı Başbakan değildir, Meclis Başkanı Cumhurbaşkanı değildir. Meclis Başkanı’nın konuştuğu her şey, iktidar partilerini ilgilendirdiği kadar, muhalefet partilerini de ilgilendirir. İktidarla muhalefete farklı yaklaşımlar içerisinde, farklı mesafelerde duramaz. Oysa bu Meclis Başkanı bir militandır. AKP’nin içinde dinci kanadının, radikal dinci kanadının bir militanıdır. Bu Meclis Başkanı boyunu aşan konuşmalar yapmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan söz ederken saygısız cümleler, ifadeler kullanmaktadır. Bu saygısızlığı onun yüzüne vurmak istiyorum. Sezer şöyle söylemiş, Sezer böyle söylemiş, ne dersiniz diye sordukları zaman, terbiyeli sayılmayan, terbiye hudutları ile bağdaşmayan bir küçümseme içerisinde hangi Sezer diyebilmektedir, hangi Sezer olduğunu bildiği halde ve ondan sonra da Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı’na, işte Anayasa’da yazılan falan falan ilkeleri benimseyen dinci, dindar birisi gelecektir demiştir. Sayın Arınç kimin dindar olduğunu, kimin dindar olmadığını nerden biliyor? Allah’ın vekili midir? Haddini bilmezliğin bundan daha ötesi olabilir mi dinimize göre? Bizim dinimizde hiç kimse bir başkasının dininin, dine bağlılığının, dindar olup olamadığının sözcüsü, iddiacısı olamaz. Oluyorsa İslam’ın temel kurallarına aykırı hareket etmiş oluyor demektir. Bundan önceki Cumhurbaşkanları dindar değil miydi? Dindarlık Bülent ARINÇ gibi bir takım safsatalara inanmış, tarikatçıların mı lisanında mıdır? Bülent Arınç bu gürültü, patırtı içerisinde, bu gelişmeler içerisinde kendisine bir şeyler katmaya çalışıyor. Tesadüfen bir Meclis Başkanlığı kapmış, acaba Cumhurbaşkanlığı’nı bu arada kapabilir miyim diyor. Sayın Arınç siz bu arada hiçbir siyasi makam kapamazsınız. Siz kapmaya meraklısınız, sizin kapacağınız şey bundan sonra Manisa’da mesir macunu atıyorlar, onları kaparsınız siz, macun kapabilirsiniz, size bundan sonra o kaldı. Önümüzdeki Meclis’te de olsa olsa belki sadece bir milletvekili sıfatı ile bulunabilirsiniz. Ama bugün yaptıklarınızdan dolayı, Yüce Divan’ın önüne çıkıp çıkmama konusunu da gelecek Meclis elbette ki tayin edecektir. O nedenle Meclis Başkanı, haddini bilerek davranmalıdır. Meclis Başkanlığı’nı ilgilendirmeyen konularda konuşması Anayasa’ya göre de suçtur, taşıdığı görevle de bağdaşmaz. Bunu çok kez kendisine hatırlattık, bu son aşamada da hatırlatmakta yarar görüyorum. Hele, meydanlarda toplanıp, Atatürkçülüğü, laikliği savunan yüz binleri, milyonları aşan kalabalığa karşı da küçümseyici laflar edemez, ederse önümüzdeki seçimlerde o millet Bülent ARINÇ’ı da sandığa gömmesini bilir. Benim başlangıçta söyleyeceğim genel çerçeve budur. Bu çerçeve içinde bana soru sormak isterseniz, onları da yanıtlamaya hazır olduğumu ifade etmek istiyorum.

Basın Mensubu – Efendim, yarın Sayın Başbakan muhalefetle görüşecek ve bu 367 çerçevesinde olursa, Anavatan Partisi ve DYP’de bunu kabul ederse 367 sınırını aşıyorlar, o zaman CHP nasıl bir strateji izleyecek?

Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Şimdi bakınız, bir kere bu şunu gösteriyor, demek ki 367 ile ilgili olarak hukuk otoritelerinin, saygın hukukçularının ortaya koyduğu görüş farklı bir görüştür, hükümet bundan kaygılanıyor, bundan çekiniyor, şimdi bunu çözmeye çalışıyor, 367 yi sağlamaya çalışıyor, birinci sonuç, bundan çıkacak sonuç budur. Bu, o hukukçuların ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. İkincisi, son dakikada öteki partilerden bu konuda destek aramaya teşebbüs etmiş olması, onların böyle bir umudu taşımış olmasına dayanıyor ama ben parlamentoda AKP’nin yaptıklarına isyan ederek oradan ayrılıp, ANAP’ı kurmuş olan milletvekillerine ve CHP’den ayrılıp ANAP’a gitmiş olan milletvekillerine, bu şeyi yakıştırmam, bu oyunun bir parçası olmayı yakıştırmam. Doğruyol Partisi’nin Sayın Genel Başkanı ve Doğruyol Partili milletvekillerine de bunu yakıştırmam ve bunların da buna evet diyeceğini sanmam. Çünkü siyaset uzun vadeli bir iştir. Bu arkadaşlarımız, zihniyetiyle mücadele ettikleri bir iktidara destek vermenin vebalini taşıyamazlar. Seçimlerde de kendilerine bu, herhangi bir yarar sağlamaz. Yani şimdi böyle hareket edince, efendim AKP’nin tabanından çözülecek oyları biz alırız diyorlarsa bu da bir ham hayaldir. Çünkü aslı varken fotokopisine kimse gitmez, oy vermez, bunu düşüneceklerdir. Olsa olsa seçim şansı görmeyen bazı politikacıların, yeniden milletvekili seçilme şansını kaybettiğini zanneden bazı milletvekillerinin -ki bunlar çok fazla olmaz- AKP’den milletvekili olabilmeyi garanti altına alarak belki AKP’ye bu alanda destek vermeyi deneyebilir, ama bunu yapacak olanların sayısının da çok fazla olacağını sanmam, dolayısıyla AKP’nin 367’yi bulma şansını ben hemen hemen yok gibi görüyorum. Onun için, biz daha evvelki düşüncemiz doğrultusunda 367’nin aranması gerektiğini, bunu sağlamak için de bizim Meclis’e girmememiz gerektiği konusunu kendi aramızda kararlaştırmış bulunuyoruz. Geçtiğimiz günlerde bu 367 ile ilgili sayıyı bulabilmek için işte yoklama yapılsın demek amacıyla 20 kişinin içerde olması lazım, onlar 20 kişi girerse bu 367 tamamlanır gibi değerlendirmeler yapılmıştı. Buna da bir netlik kazandıralım. Herhangi bir şekilde yoklama talep etmeye gerek yoktur bu konuda. Neden yoktur? Çünkü bir kere bu konu madem 367 lazım mıdır, değil midir gibi tartışılıyor, en azından siyasal etik şunu gerektirir, oturuma başkanlık edecek olan Meclis Başkanı böyle bir tartışma yapıldığına göre, bu tartışmanın kararını verecek olan yerin de Anayasa Mahkemesi olduğuna göre, başlangıçta kaç kişinin katıldığını tespit etme ihtiyacını duymak zorundadır. Yani ben, kaç kişinin katıldığını tespit etmeyeceğim, 184 ile ben bunu açarım dediği zaman ve öyle hareket ettiği zaman, 367’ye gerek olup olmadığı tartışılan bir konuda konu Anayasa Mahkemesi’nin önüne gittiği zaman, Anayasa Mahkemesi’nin ilk bakacağı şey, bu oturuma başlangıçta kaç kişi katılmıştır. Şöyle, kaç kişinin katıldığı eğer tespit edilmemiş ise o oturum Anayasa Mahkemesi de 367’nin gerekli olduğu kanısında ise gene o oturumun yapılmamış olduğuna hükmetmesi gerekir. Bir usul meselesi, usul hatası yapılmış olduğunu görür. Dolayısıyla bu da, o toplantının iptal edilmesi sonucunu doğurur, yani 367’yi Meclis Başkanı’nın herhangi bir şey beklemeden kendisi başka türlü düşünse bile baştan tespit etmesi lazım. Kaldı ki 367 içerde yoksa, içerde 367’nin olmadığını kanıtlayan, dışarıda toplanmış milletvekilleri, mesela Cumhuriyet Halk Partililer, bağımsızlar, ANAPlılar ve DYPliler ortak bir toplantı yaparlar, kaç kişi olduklarını tespit ederler ve bu kadar kişinin katılmadığını yasal güvenceye bağlayarak noter huzurunda yaparlar, bir başka şekilde yaparlar ve içerde 367’nin olmadığını yine tespit edebilirler, bu imkan vardır, kullanılabilir bir yol olarak karar verilirse bu da düşünülebilir, yani toplantıya girmeyenler ayrı bir yerde sayılarını belli ederler, girmedim diye beyanda bulunurlar, bu da olabilir, kaldı ki demin de söylediğim gibi, 367’nin aranması gerekir tartışmasının yapıldığı ortamda eğer Meclis Başkanı bu tartışma yapılamaz, çünkü ben buna gerek duymuyorum diyorsa, bizati o tarafgir davranmış olur, Meclis Başkanlığı ile bağdaşmaz ve zabıtlarda da bunlar görüleceği için Anayasa Mahkemesi 367’nin bulunmadığını tespit edebilir ve bir de 367’yi hem başlangıçta olmadığına hükmeder, hem de zaten 367 tane oy çıkmayacağı için oradan, onu da bir gerekçesine koyabilir. Yani bunlar hukuki tartışmalardır ama ortada bir açık, belirgin bir durum vardır. 367’den korktukları için 367’nin gerekli olduğuna inandıkları için, bu tertipleri, bu şeyleri yapmaya çalışıyorlar, bu girişimleri yapmaya çalışıyorlar. Bu da iddianın haklılığının kanıtıdır diye ifade etmek istiyorum. Evet, buyurun.

Basın Mensubu – Bu durumda oturumu Sayın Arınç’ın yönetmemesi için bir girişiminiz olacak mı? Ya da böyle bir fikir var mı?

Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Efendim, tabi Meclis İçtüzüğü’ne göre Meclis Başkanı, oturumu kimin yöneteceğine kendisi karar veriyor, bu yetkiyi İçtüzük ona vermiş, ben oturacağım derse oturur. Ama biz şunu yapabiliriz, Meclis Başkanı bu konuda tarafsız değildir, bir başkası yapsın deriz de kim yapacak? Ötekilerde tarafsız, yani bir tanesi Ali DİNÇER, Allah uzun ömür versin, şu anda yaşam savaşı veriyor Ali DİNÇER, çok kritik bir sağlık durumu var Ali DİNÇER’in. İnşallah o zamana kadar iyileşir, onun dışında başka bir imkanımız yok. Ama biz kendisinin tarafsız davranması gerektiği konusunda uyarılarımızı yapabiliriz, ama yapacağımız çok fazla bir şey bu konuda maalesef yok. Buyurun.

Basın Mensubu – Efendim, Başbakan Tayyip ERDOĞAN CHP’ye de gelirse uzlaşma adına, adayımız şu olsun şeklinde aday var mı kafanızda?

Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Hayır, eğer uzlaşma fikrine inanıyorsak kafamıza hiçbir aday yerleştirmemeliyiz diye düşünüyorum. O uzlaşmayı yapacak olanların, öyle bir kararlığı gösterdikleri anda birlikte yapacakları değerlendirmelerle ortaya çıkmalıdır. Yoksa, kendi adamını karşısındakine kabul ettirme anlayışı ile uzlaşma sağlanamaz. Bu nedenle bizim sadece Cumhurbaşkanı’nın nitelikleri ile ilgili ve içinde bulunduğumuz koşullarda toplumun beklediği Cumhurbaşkanı nitelikleri ile ilgili değerlendirmelerimiz vardır. O çerçevede eğer bir uzlaşma ortamı samimiyetle ortaya konulursa, iyi niyetle bu konuyu orada konuşuruz ve bu da çok kısa bir süre içerisinde sonuca bağlanabilecek bir durumdur diye düşünüyorum.

Basın Mensubu – AK Parti içerisinden var mı görüşebileceğiniz?

Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – İçerisinden dışarısından diye herhangi bir şey yapamayız. Herhangi bir değerlendirme yapmak, eğer uzlaşma yapacaksak, bence sakıncalı olur şimdi, bu konuda kendimizi ve karşımızdakileri sınırlandırıcı bir değerlendirme yapamayız. Evvela bu uzlaşma mantığına geldiğini herkes göstermelidir, inandırıcı bir şekilde bunu ortaya koymalıdır. O zaman yetkililer otururlar, bunun modelini tarif ederler, nasıl yapalım diye, o zaman her şey belli olur. Buyurun efendim.

Basın Mensubu – Efendim, sizden herhangi bir randevu için bir şey geldi mi? Siz böyle bir talep olabilir, böyle bir şey olabilir dediniz, yani böyle bir sinyal, böyle bir talep?

Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Hayır. Bize, benim şu ana kadar edindiğim, bana ulaşan bilgilere göre, partimize böyle bir ziyaret programı açıklanmamıştır. Daha önce Sayın Başbakan CHP ile bunu konuşmak zaman kaybetmektir demişti. Yani gelmeme ihtimali de vardır bize. Ama ben demokrasiye inanan ve her halükarda uzlaşma araması gereken bir düşünceye sahip olduğum için, bazı partilerle görüşürken, Anamuhalefet Partisiyle görüşmeme, hükümet adına çok büyük bir zafiyet ortaya koyar. Böyle bir noktaya gelmezler diye mutlaka CHP’ye de bir ziyaret yaparlar diye düşünüyorum. Ama böyle bir ziyaret beklediğimiz için söylemiyorum. Başka yok, ben teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim