tphlogo

KRİZİ ÇÖZECEK YENİ FORMÜL
18.04.2007

GRUP BAŞKANVEKİLİ VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ALİ TOPUZ’UN; 18.04.2007 TARİHİNDE “KRİZİ ÇÖZECEK YENİ FORMÜL” HAKKINDA DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI METNİ

Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Değerli arkadaşlarım önce Cumartesi günü gerçekleştirilen Tandoğan mitingi ile ilgili birkaç cümle ile değerlendirme yapmak istiyorum. Çünkü bugünkü basın yayın organlarına da yansıdığı gibi Sayın Başbakan bu mitinge yönelik, miting dolayısıyla çok öfkelenmişe benziyor. Önce şunu belirtelim ki Tandoğan mitingini gerçek anlamıyla değerlendirmek Türkiye’de sağlıklı bir demokratik gelişmenin önünü açmak açısından fevkalade önemlidir. 4 – 5 yıldan beri ilk defa, hatta belki 5 – 10 yıldan beri ilk defa bu denli büyük kalabalıkların yüz binlerce insanın milyonu aştığı iddia edilen vatandaşlarımızın son derece serinkanlı, bilinçli, kararlı, kendine güven taşıyan güvenen bir anlayış içinde düşüncelerini ortaya koydu. İçinde bulunduğumuz sürecin neden olabileceği büyük gerginlikleri ve krizleri önlemenin çarelerini ortaya koymak bakımından barış içinde muhteşem bir demokratik hak gösterisi gerçekleştirildi. Bu gösterinin sahibi halkın kendisidir. Bu gösteri bir siyasi partinin örgütlediği bir gösteri değildir. Siyasi partilerin pek çoğunun mensuplarının da içinde bulunduğu belki kendi siyasi partilerine de öneri ortaya koymaya dönük Cumhuriyet tarihimizdeki en demokratik halk gösterisidir. Şimdi bunu kendisine karşı görerek bundan gocunarak, bundan ürkerek ölçüyü kaçırıp değerlendirme yapmak hiç kimseye yakışmaz, Başbakana hiç yakışmaz. Sayın Başbakan aman yarabbim milyonlar deyip alay etmeye çalışıyor. Mukayeseler yapıyor, başka yerlerde Karadeniz otoyolunda da kalabalık varmış, olabilir, o kalabalık da yıllardır ulaşım sorunu yaşayan Karadeniz halkının o tür sorununun çözülmesinden dolayı duyulan memnuniyetin ifadesi olarak oraya gelmiştir. Orası da bir siyasi hareket değildir. O da halkın değişik siyasi partilere mensup insanların bölgenin önemli bir sorununun çözülmesi dönük bir törende bulunmak suretiyle ortaya koydukları bir gösteridir. O da önemlidir. Ama bunları birbirine karşı ve orada bu kadar insanla toplanmıştır veya AKP yöneticilerinin söylediği gibi biz istersek bunun on katını toplarız gibi iddialar bir ölçüde kendine güvensizlikten ve paniğe kapılmış olmaktan kaynaklanıyor. Meydanlara insanlar toplanabilir. Partilerde getirebilir. Ama ben soruyorum Sayın Fatsa’ya şimdi buradan. Siz hangi amaçla bir toplantı düzenlerseniz oraya daha büyük kalabalık getirirsiniz. Cumhuriyeti savunmak için mi bir toplantı düzenlerseniz daha çok insan getirirsiniz oraya, yoksa din elden gidiyor deyip dini istismar ederek milleti kışkırtmak için mi bir toplantı yaparsanız daha çok insan getirirsiniz. Bu soruyu da benim sorma hakkım doğuyor. Bunlar bu şekildeki tartışmalarla çözülmez. Bu toplantıdan hepimiz gurur duymalıyız, demokrasimizin eriştiği yeni bir aşama olarak halkın ortaya koyduğu demokratik bir görüş olarak bundan hepimiz yararlanmalıyız.

Şimdi değerli arkadaşlarım, asıl mesele bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecidir. Süreç işliyor, çok yakın bir tarihte seçim için meclis toplanacak turlar başlayacak. Ama hala bence Cumhurbaşkanı seçimi için uzlaşma yapma olanağı vardır. Anayasamızın temelde ortaya koyduğu uzlaşma fikrini gerçekleştirme imkanı vardır. Şimdi bazı AKP yöneticileri canım Anayasanın neresinde uzlaşma yazıyor diyor Sayın Meclis Başkanı da öyle söylemiş. Anayasanın neresinde yazıyor uzlaşma olacağını der. Eğer bir hukukçu ve bir Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Sayın Arınç Anayasadan bu mesajı göremiyorsa onun gözlerini doktora göstermeye ihtiyacı var. Böyle bir şey olabilir mi? Bu konuyla ilgili bütün düzenlemeler bu işin uzlaşma ile yapılmasını sağlamaya dönük matematiksel tedbirler ve çeşitli yasal düzenlemelerdir. Hangi maddeyi okusan o bir geniş konsensüsü gerekli kılıyor. Hatta Cumhurbaşkanının parlamento dışından seçilmesi kaydı bile eğer parlamento içinden bir uzlaşma sağlanamayacak olursa tıkanmasın iş uzlaşma parlamento dışından birisiyle sağlansın diye o bile oraya öyle konmuştur. O nedenle Cumhurbaşkanlığı seçiminde uzlaşma esastır. Tandoğan’da toplanan yüz binler de bu uzlaşmayı önermişlerdir. Uzlaşma yapılmadan bir sivil darbe niteliğinde oldubittiye getirerek tesadüfen ele geçirilmiş bir meclis çoğunluğuyla bir aritmetik sorun çözer gibi bunu halledelim demek dayatmadır, uzlaşmaya karşı olduğunu açıkça itiraf etmektir.

Şimdi Sayın Başbakanın uzlaşma aramadığı o kadar kesin ki o gerginliği daha da kızıştırıyor. Bakınız Türkiye’de kutuplaşma gerginlik giderek artıyor. Hiç kuşku yok ki, Tandoğan’da ortaya konulan düşüncelere karşı başka düşünceleri de ortaya koyacak çok sayıda vatandaş bir yerde toplanabilir. Ama biz siyasetçiler olarak bunun teşvikçisi olmamalıyız. Bu kutuplaşmanın amiri olmamalıyız. Biz bu kutuplaşmayı önlemeliyiz. Biz ortak noktaları ortaya koyarak orada uzlaşmayı sağlayarak gerginlikleri hafifletmeliyiz. Çünkü biz demokrasiye inanıyoruz ve demokratik çözümler de temelde uzlaşmaya dayanan çözümlerdir. Her düşüncenin kendine göre bir haklı tarafı vardır. Hiç kimse kendisini en haklı konumda görmemelidir. O nedenle sen bir adım atacaksın karşından da bir iki adım atılmasını bekleyeceksin.

Sayın Başbakan uzlaşma aramadığını açıkça söylüyor. Muhalefet partilerinin liderlerini ziyaret ederken bile uzlaşma aramadığını açıkça ortaya koyuyor. Mecliste milletvekilleri bulunan iki muhalefet partisinin sayın liderlerini ziyaret ediyor bundan biz çok mutlu olduk. Ama Ana muhalefet partisi liderine gitmem diyor. Çünkü o diyor bana hakaret etti diyor. Gerekçesi de bu. Hiç Başbakana böyle bir gerekçe yakışır mı? Sen çık daha içinden geçeni söyle niye gelmediğini söyle, bana hakaret etti de onun için gitmedim dediğin zaman yalanın ortaya çıkar, çünkü Deniz BAYKAL’ın sana hakaret ettiğine dair hiçbir belirti yok ortada, sert olarak eleştirdi seni, ama Erkan MUMCU sana hakaret etti, onu mahkemeye verdiniz. Erkan MUMCU ile mahkemelik oldun ama onun ayağına gidip onla konuşmayı, kendisine hakaret ettiği halde uygun gördün, Deniz BAYKAL’a gelmedin. o zaman Deniz BAYKAL’a gelmeyişinin nedeni bu değil, Deniz BAYKAL’a gelmeyişinin nedeni gerginliğin devam etmesini isteme kararlılığıdır. Cumhuriyet Halk Partisine gelmemesi gerginlik yaratmaya dönük, gerginliği teşvik etmeye dönük, tahrik etmeye dönük bir değişimdir. O nedenle Sayın Erdoğan kendi başına buyruk hareket etmek istiyor. Konuştuğu muhalefet partisi liderleri ile de bir uzlaşma arayışı içerisinde olmadığı anlaşılıyor yapılan açıklamalarda. Onları sadece bir dayanılacak bir baston gibi düşünmeye çalışmış, yani şu 367 fobisi var ya, onların kafasında ki, o 367 fobisinden kurtulabilmek için, acaba ANAP’ı ve DYP’yi ikna edebilir miyim, onların oylamaya katılmasını sağlayarak 367’yi bulabilir miyim kaygısıdır. O kendisine dayanacak bir baston arıyor. Hiç kimse kendisini bu şekilde kullandırmaz. Sayın liderler DYP ve ANAP liderleri ve oradaki milletvekili arkadaşlarımız kişilikleriyle, iddialarıyla, parlamentonun içerisinde ciddi bir muhalefet görevi yapmaktadırlar. Onları bu kadar basit şeylerle kandırabileceğini zannederek oraya gitmekle Sayın Erdoğan’ın siyaseti nasıl ticaretmiş gibi düşündüğünün delillerinden birisidir.

Değerli arkadaşlarım 367 rakamı çok önemli bir rakamdır. Meclisin 550 Milletvekili olduğuna göre, üçte ikisini teşkil eden 367 rakamı uzlaşmayı sağlamak ve Cumhurbaşkanlığı seçimini yürütebilmek için, turları devam ettirebilmek için çok önemli bir rakamdır, bir sayıdır, bunu bulmak gerekir. Bazı hukukçular, buna gerek yoktur dese de, bazı hukukçular da gerek olduğunu ısrarla savunmaktadırlar. Dolayısıyla ortada bir hukuki tartışma vardır. Şimdi bu hukuki tartışmayı nasıl çözeceğiz? Nasıl karara bağlayacağız? Biz bu hukuki tartışmayı siyasi olarak karara bağlarsak Anayasaya ve hukuka uygun hareket etmiş olmayız. Bir hukuki tartışma söz konusu ise, bu hukuki tartışmanın hukuk yollarıyla yargı kanalıyla çözülmesi gerekir. Herkesin kabul edebileceği çözüm ancak böyle ortaya çıkabilir. Onun yolu da birinci turda 367 bulunmadığı takdirde, Cumhuriyet Halk Partisinin ki hak ona düşüyor, görev ona düşüyor, İçtüzüğümüze ve Anayasamıza göre bu konuyu yargıya taşıması lazım. Cumhuriyet Halk Partisi böyle düşündüğü için yargıya gidecektir ama böyle düşünmese bile yargıya gitme sorumluluğunu yine taşıması gerekir idi. Neden? Çünkü hukuki meseleleri siyasi olarak çözersek, hukukun temel anlayışına aykırı hareket etmiş oluruz. Bunun çözüm yeri Anayasa Mahkemesidir. O nedenle Anayasa Mahkemesine gidecektir. Şüphesiz, Anayasa Mahkemesi konuyu enine boyuna değerlendirecektir ve bir karar verecektir. Anayasa Mahkemesinin verdiği karar da, hepimizin saygı duyacağı bir karar olacaktır. Eğer sorunu çeşitli emrivakilerle, baskılarla çözmek niyetinde değil de konuyu hukuk içinde çözmek istiyorsa, demokrasi içinde çözmek istiyorsak izlenecek yol budur. Şimdi bu 367 tartışması yeni değildir, 367 tartışması vaktiyle de olmuştur, hem de sayın Erdoğan’ın, sayın Arınç’ın, sayın Abdullah Gül’ün ve öteki pek çok AKP’li Milletvekili arkadaşlarımızın, o zaman Milletvekili olmasalar da, içinde bulundukları partinin sayın Genel Başkanı tarafından bu konu ortaya atılmıştır, Necmettin Erbakan tarafından atılmıştır. Sanıyorum Sayın Bülent Arınç da o dönemde Necmettin Erbakan’a hukuki bakımdan danışmanlık görevi veriyor, şimdi o nedenle konuyu ciddiye almak gerekiyor. Bu konuyla ilgili basında bazı ileri geri değerlendirmeler yapılıyor. Bir gazetemiz tamamen gerçeklere aykırı olarak, okuduğunu anlamayan bir insanın elinden çıkmış bir yazı gibi görünen bir değerlendirme ortaya koyuyor. Bu tartışmalar Erbakan döneminde, Erbakan’ın da Meclis’te olduğu dönemde, bir güvenoyu meselesiyle ilgili olay, Hükümetin güven oyuyla ilgili İçtüzük değişikliği konusunda yapılan görüşmeler sırasında verilen bir önergenin içinde savunulan fikirlerin bugün Cumhuriyet Halk Partisi tarafından tersinin savunulduğu ifade edilmiştir. O dönemde görevli olan yine parlamentoda bulunan sayın Oya Araslı ve Atilla Sav arkadaşlarımızın ve diğer arkadaşlarımızın verdiği bir önergeden bir takım alıntılar yaparak, bazı yerlerini de atlayarak çok yanlış bir yorum yapıp Cumhuriyet Halk Partisinin kimliğine karşı ve Milletvekili arkadaşlarımızın, teklif sahibi arkadaşlarımızın kimliğine karşı bir saldırı yapılmıştır. Şimdi o konuyla ilgili sayın Oya Araslı size kısa bir açıklama yapacak, sonra bir yazılı metin dağıtacak, o açıklamayı yaptıktan sonra 367’ye ben devam edeceğim ve sizin içinde bulunduğumuz krizden kurtulmak için Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni bir formül açıklayacağım. Buyurun Sayın ARASLI,
Oya ARASLI – Basınımızın değerli temsilcilerini saygıyla selamlıyorum, 16 Nisan 2007 tarihli Vakit Gazetesi’nde Cumhuriyet Halk Partisi ve aralarında adımın da bulunduğu bir grup Cumhuriyet Halk Partili milletvekili için yapılmış olan yayını, basın ve siyaset yaşamımız için son derece talihsiz ve üzüntü verici bulduğumu ifade etmek istiyorum sözlerime başlarken.

Bu konuyu kişilik haklarımızı zedelediği için değil, fakat çok önemli bir olayda toplumun yanlış bilgilendirilmesine yol açacağı için buraya taşımış buluyorum.

Vakit Gazetesi’nin sözünü ettiği önerge, 16 Mayıs 1996 tarihinde, TBMM İçtüzüğünde, hükümetin göreve başlarken alacağı güvenoyu ile ilgili hükümler görüşülürken verilmiştir. Bu önergede Cumhuriyet Halk Partisi grubundan Milletvekilleri Anayasanın 96 ncı maddesinde belirtilen toplantı ve karar yetersayılarının Anayasada başkaca özel toplantı ve karar yetersayıları düzenlenmediği, her konu ve oylamada geçerli olacağını ifade etmişlerdir. Anayasanın Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili 132 nci maddesinde de yetersayılar açısından özel bir düzenleme yapıldığı bu dilekçede belirtilmiştir. Göreve başlarken alınacak güven oyu için ise Anayasanın böyle özel bir toplantı ve karar yetersayısı öngörmemiş olduğu; bu nedenle bu konuda Anayasanın 96 ncı maddesindeki yetersayıların geçerli olacağı savunulmuş ve kabul oylarının red oylarından fazla çıkması halinde hükümetin güven oyu almış sayılacağına ilişkin bir düzenlemenin Anayasaya aykırı olacağı öne sürülmüştür.

Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi ve Oya ARASLI olarak bu önergede ifade edilen fikirleri aynen tekrarlıyoruz.

Ancak, bugün Anayasanın 96 ncı maddesindeki yetersayıların uygulama alanı güven oylaması için değil, Cumhurbaşkanı seçimi için tartışılıyor ve güven oylaması ile ilgili hükümlerin aksine Anayasada Cumhurbaşkanı seçimi için 102 Maddenin birinci fıkrasında belirtilmiş bir özel toplantı yetersayısı olduğunu savunuyoruz. Böyle bir özel toplantı yetersayısı olunca da tıpkı o önergede ifade ettiğimiz gibi ve Anayasanın 96 ncı Maddesinin gerektirdiği gibi 96 ncı maddede belirtilmiş yetersayıların değil, 96 ncı Madde hükmünün gereği 102 nci maddede var olduğunu öne sürdüğümüz bu toplantı yetersayısının geçerli olması belirtiliyor. Bir fark yok, dün söylediğimizle bugün söylediğimiz arasında hiçbir fark yok, ama tartışmaya konu olan maddelerin yapısı, getirdikleri düzenlemeler haklı olduğu için birisinde tıpkı o dilekçede öne sürdüğümüz, o önergede öne sürdüğümüz fikir doğrultusunda 96 ncı madde hükümlerinin uygulanması gerekiyor, diğerinde gerekmiyor.

Burada hiçbir görüş değişikliği, “fırıldaklık” olarak tanımlanabilecek hiçbir sapma yok. Önergeyi okuyanlar bunu çok açıklıkla görebilecekler ve bu dilekçe karşısında gerçekten ben Cumhuriyet Halk Partisinin ve önergede imzası bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekillerinin görüş değiştirdiği sonucuna nasıl varolabildiğini anlamış değilim. Aynı şeyi Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekillerinden birisi de bu önergeden yola çıkarak söyledi. Onu da anlayabilmiş değilim. Çünkü önerge çok açık bir siyasi parti mensubunun bir politikacının, bir basın mensubunun okuduğunu anlayamayacağını düşünemiyorum, böyle bir varsayımı bir kenara atıyorum. O zaman bir tek izah kalıyor ve bana şu soruyu sordurtuyor o izah. Acaba burada da hani kimileri, bazen bir düşünceyi fikirle çürütemeyeceğini gördüğü zaman, düşünceyi değiştirmek, çarpıtmak veya düşünceyi söyleyene saldırarak, onu susturmak yolunu seçerler, acaba burada da öyle bir olay mı var, sorusu ister istemez zihnime takılıyor. Ama şunu söyleyeyim, düşünceleri çürütemeyince onları çarpıtarak, eğip bükerek, işine geldiği gibi yorumlayarak veya söyleyene hakaret ederek etkisizleştirmeye kalkışmayı bilimsellikle, demokratik ve siyasi ahlak ilkeleriyle ve toplumu doğru bilgilendirme amacı ile hiçbir şekilde bağdaştıramıyorum.

Eğer bir düşünce saptırması olursa, var ise, eğer bir düşünce değişikliği olsa idi, o gün söylediğimden bugün düşündüğüm farklı olsa idi, defaatle söylediğim gibi bunu söylerdim. Öncelikle bilim dünyasından gelen bir insan olarak bunu söylemeyi görev biliyorum. Bilimsel yaşantıda bir sav öne sürdüğünüz zaman ve onun karşısında daha geçerli bir sav ileriye sürülürse sizin savınızı geriye almak bilimselliğin bir gereğidir. Bu herhangi bir onur, gurur meselesi yapılacak bir durum da değildir. Bizim bilimsel ahlakımız bize bu öğretilen doğrular doğrultusunda gelişebilir. Hiç gocunmadan söylerdim ama böyle bir olay yok ama benim bir tepkim var, düşünceleri çürütemeyince onları çarpıtarak, eğip bükerek, işine geldiği gibi yorumlayarak veya söyleyene hakaret ederek etkisizleştirmeye kalkışmayı düzgün ve doğru bir yol olarak görmüyorum, bu yollar kimseyi şimdiye kadar başarıya ulaştırmadı. Şimdiden sonra da kimseyi başarıya ulaştırmaz. Ama eğer Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanacak toplantı yetersayıları konusunda değişen bir görüş arayışında olanlar varsa, bu arayışta olanlara yardımcı olmak istiyorum. Bu arayışta olanlar Turgut ÖZAL’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde Refah Partisi Genel Başkanı’nın neleri söylediğine ve dün Refah Partisi saflarında yer alıp, şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında oturanların bugün neyi savunduğuna bir baksınlar, kendileri için gerekli malzemeyi daha sağlıklı bir biçimde, daha kolaylıkla bulabilirler diye düşünüyorum, saygılar sunuyorum.
Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ – Efendim, hiç kuşku yok, bu konuyla ilgili, gerek Cumhuriyet Halk Partisi kimliği adına, .şahsiyeti adına, gerekse gururu rencide edilen, kendilerine yakıştırılan bir hakareti ve muhatap olan arkadaşlarımız yasaların verdiği bütün hakları kullanarak bu işi hukuk alanında da takip edeceklerdir.

Şimdi değerli arkadaşlarım, sözümü 367 nin önemine değinerek kesmiştim ve bu konuda sayın Araslı’nın açıklamalarına yer vermiştik. Bu 367 konusu ile ilgili benim bir çağrım olacak. Şimdi bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı süreci daha başlamadan, bundan 1,5 – 2 sene önce, bu Meclis Cumhurbaşkanını seçmeli midir, seçmemeli midir? Tartışmaları oldu. Bu Mecliste üçte iki çoğunluğa sahip olan partinin gerçekte seçmenin yüzde otuz dördünün ama seçim hakkına sahip bir vatandaşın yüzde yirmi beşinin desteğine sahiptir, dolayısıyla mutlaka uzlaşma aramalıdır, ama hepsinden önemlisi sürede, Genel Seçimlere 5,6 ay kala bir zaman içerisinde Cumhurbaşkanı seçileceği için herşeyden önce bir erken seçime gidilmelidir, erken seçim yapılıp ondan sonra oluşacak Meclis Cumhurbaşkanını seçerse milli iradeyle daha dayalı bir Cumhurbaşkanı seçmiş oluruz gerekçesi ile bütün siyasi partiler erken seçim talebinde bulunmuş idi, Adalet ve Kalkınma Partisi dışındakiler. Yani Anavatan Partisi, Doğruyol Partisi, dışarıda bulunan partiler ve Cumhuriyet Halk Partisi büyük kampanyalar yaptılar ve toplum böyle bir talep ortaya koydu, mitingler oldu, neden erken seçim yapmıyorsunuz diye muhalefet partileri suçlanmaya çalışıldı, çeşitli talepler ortaya konuldu. Neydi burada amaç? Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmadan önce bir erken seçim yapılsın ve ondan sonra da yeni Meclis yeri Cumhurbaşkanını seçsin. Şimdi önümüzde bir erken seçim yapma şansı doğuyor. Bu tarafıyla hiç tartışılmadı bu. Bir erken seçim yapma şansı doğuyor. Doğru Yol Partisinin sayın Genel Başkanının, sorunun sandıkta çözülmesi gerekir şeklinde açıklaması var. Sayın Mumcu’nun da buna benzer Cumhurbaşkanını halk seçmelidir gibi bir takım açıklamaları var. Yani onlar rahatsızlar, bugünkü süreç içerisinde Cumhurbaşkanı seçiminden. Şimdi, eğer gerçekten erken seçim bir çözümdür diye samimiyetle ortaya bazı düşünceler atılmış ve hala bu düşünceler bu düşünceleri ortaya atanlar tarafından bugün de benimseniyorsa önümüzde tarihi bir erken seçim fırsatı düşmüştür. Doğru Yol Partisinin ve Anavatan Partisinin Sayın Milletvekilleri bağımsız Milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi ile beraber Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turuna ve bütün turlarına katılmayarak 367 nin sağlanmamasını temin ederler ve bu konuda Anayasa Mahkemesine yapılacak müracaatta, Anayasa Mahkemesinden çıkacak karara göre muhtemelen erken seçim yapılmasını sağlayabilirler. Anayasa Mahkemesinin ne şekilde karar vereceğini bilmiyoruz, ama Anayasa Mahkemesi bu itirazı haklı bulup, Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçersizliğine hükmedebilir, süre dolar, seçim yapılamaz, Anayasaya göre seçime gidilebilir, ihtimallerden birisi budur. Bir diğeri de, Anayasa Mahkemesi reddeder bu itirazı o zaman seçim bugünkü süreç içerisinde devam eder. Ama şu çok önemlidir; erken seçim yapma olasılığı bir ölçüde varken, bu olasılığı değerlendirmeden siyasi bir kararla bu olasılığı işletecek mekanizmayı durduran partilerin Milletvekilleri muhtemel bir erken seçimi engellemiş olma suçuyla burun buruna gelirler. Ben o bakımdan bir erken seçim yolu açılmıştır, Anayasal olarak açılmıştır, büyük bir ihtimalle böyle bir sonuç alınabilir, alınmayacak olsa bile alınması ihtimali var olduğu için böyle bir imkanın değerlendirilmesi sorumluluğu vardır Parlamentodaki muhalefet Milletvekillerinin üzerinde eğer bir oldu bitti ile Cumhurbaşkanlığı Seçimine karşıysanız bunun halkın iradesine dayanacak, gerçekten sandıktan çıkan iradeye dayanması gerektiğine inanıyorsanız, sandığa dayanabilecek bir formül ortaya çıkmıştır. Bu erken seçim, Anayasanın öngöreceği erken seçim 367’ye inanmakladır, 367 ile ilgili olarak verilecek hukuki mücadeleyi beklemekle mümkündür. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu müracaatı yapacağız. Eğer 367’yi bulmazsa Adalet ve Kalkınma Partisi biz Anayasa Mahkemesine gideceğiz. Doğruyol Partisi ve Anavatan Partisinin sayın liderlerine çağrıda bulunuyoruz, bu partilerin Milletvekilleri, bağımsız arkadaşlarımız da Meclisin Cumhurbaşkanlığı Seçimi oturumuna, ilk oturumuna bu nedenle katılmayarak bu hukuki yolun işletilmesi ve muhtemel bir erken seçimin önünü açmaya katkıda bulunmaya çağırıyorum elimizde kalmış Demokratik, Anayasaya uygun tek gerginlikleri ortadan kaldıracak çözüm budur, biz bu çözümün peşindeyiz ve herkesi bu çözüme destek vermeye davet ediyoruz.
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim