tphlogo

SELÇUK VE DEMOKRASİ DAVASI
24.03.2008

Yakup KEPENEK / Cumhuriyet Gazetesi

Cuma günü sabaha karşı Cumhuriyet rejiminin değerlerinin günümüzdeki en seçkin temsilcisi İlhan Selçuk ile Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu ve diğer yurtseverlerin gözaltına alınması, iktidarın bu değerlere karşı açtığı kapsamlı, çok yönlü ve büyük savaşın doğrudan sonucudur.

Cumhuriyetin değerlerinde laiklik vardır; demokrasi vardır ve sosyal hukuk devleti vardır. Gelinen noktada AKP iktidarı, "sadece" seçmen desteğinin büyüklüğü ile eşit ve özdeş gördüğü demokrasiyi kullanarak, laikliği adım adım ortadan kaldırmanın, kendince "kutsal" uğraşısı içindedir.

Selçuk'a gözaltı, yalnız bir güçlü yazarı susturma ve aynı doğrultuda düşünenlere "gözdağı" verme olayı değildir. Bu girişim, Cumhuriyet gazetesiyle özdeşleşen bir özgür ve bağımsız basın duruşunu "vurmayı" amaçlamakla kalmıyor.

AKP iktidarı demokrasinin ana dayanaklarını hızla "doğruyor".

Sorulması gereken asıl soru şudur: Gözaltı olayı, toplumun çağdaşlaşmasını durdurmayı; eğitimde bilimselliği geriletmeyi; devlet kadrolarının ele geçirilmesini tamamlamayı ve böylelikle çoğunluğun diktasına dayalı bir baskıcı toplumsal ve siyasal yapı kurmayı mı içermektedir? Açıktır ki AKP iktidarının uygulamaları, Selçuk'a gözaltı ile çok daha kolaylaşacaktır. Öyleyse, Selçuk'un severek kullandığı bir sözcükle sonu karanlık bir gidişin temelleri mi "tohumlanıyor" ? Bu soruya doğru yanıt verilmesi gerekiyor.


Yargıtay Başsavcılığı'nın açtığı AKP'yi kapatma davası, günlerdir gündemdedir. Ancak tartışmalarda iki nokta göz ardı ediliyor.
Yok sayılan ayaklardan biri parti içi demokrasidir; diğeri de AKP karşısında güçlü bir muhalefet partisinin bulunmayışıdır.

***
İlk sorgulanması gereken, siyasi partilerin iç işleyişinin ne kadar demokratik olduğudur.
Siyasi parti yapıları, genel başkana bağlılığa göre kurgulanmıştır.
Diğer olağanüstü yetkileri bir yana, bir partide kimlerin milletvekili adayı olacağına genel başkan karar verir.
Geçen seçimlerde Başbakan, AKP Genel Başkanı olarak, diğer parti başkanları gibi, 550 kişilik milletvekili aday listesi yaptı, üstelik adayların seçim bölgelerindeki sıralamasını da kararlaştırdı. Yasama organı böyle oluştu.
Yasama organı, genel başkanların, çoğunluğu sağladığı için de AKP Genel Başkanı'nın iradesiyle oluşuyor. Burada Başbakan'ın iradesiyle milli irade iç içe geçiyor; gerçekte birincisi ikincisinin yerini alıyor.
AKP Genel Başkanı sonra başbakan oluyor, yani "yürütme gücünün" başı oluyor. Böylelikle, birbirinden bağımsız olması gereken yasama ve yürütme gücü Başbakan'da birleşiyor; nesneleşiyor; bir kişiye dönüşüyor. Çıplak gerçek budur.
Başbakan, siyasetin bu niteliğini bile bile "Açılan dava, milli iradeye saldırıdır" diyebiliyor. Demokratik içeriği olmayan bir yapı, demokrasi diye topluma sunuluyor. Bu tutum dalga dalga yayılıyor. Kendileri demokrat olmayanlar, demokrasi savunucuları kesiliyor.
Bir de dış boyut var. Herhangi bir demokratik ülkede, milletvekili adaylarının tamamının parti genel başkanı tarafından saptanması, hiçbir biçimde söz konusu olmaz, olamaz. Böyle bir uygulama, oralarda kimsenin aklına gelemez.
Durum böyleyken, bu ülkede uçan kuşa karışacak kadar her konuda istekte bulunan ABD ve AB sözcüleri, siyasi parti yapılarının demokratikleşmesi konusunda ağızlarını açmıyor. Ama AKP'yi kapatma davası açılınca bu ülkenin yargı kurumuna saldırmayı iş ediniyor. Bu tutum, demokrasi konusunda tam bir ikili ölçü kullanmadır.
Eğer ABD ve AB sözcüleri bu yaklaşımlarıyla "Sizde hukuk yok, demokrasi de ancak bu kadar olur" demeye getiriyorlarsa, ki öyle görülüyor; bu aslında tam bir "aşağılama" dır. Başta siyasetçiler ve yazarlar olmak üzere bu ülke insanının önce bu aşağılamaya karşı isyan etmesi gerekiyor.
***
Dava açılması bağlamında tartışılması gereken önemli bir konu da, AKP iktidarının karşısında güçlü bir muhalefet partisinin bulunmayışıdır.
Eğer güçlü bir muhalefet partisi olsaydı, AKP, önce seçimlerde bu derece başarılı olamaz; sonra da, laiklik konusunda bu ölçüde saldırgan, yönetimde dengesiz, denetimsiz, dizginsiz ve gözü kara gitmezdi. AKP, devlet kadrolarına adam yerleştirmede yandaşları için bu kadar ısrarcı olmaz; eğitimi dinselleştirmek amacıyla akıl almaz yollara başvuramazdı.
Demokratikleşme başarısızlıkları, ekonomik durgunluk karşısındaki duyarsızlığı ve AB sürecindeki tıkanmanın doğal sonucu olarak da kamuoyunun AKP desteği iyice zayıflardı.
Bu nedenle, ülke bu siyasi darboğazdan yalnızca muhalefetin güçlenmesiyle çıkabilir. Muhalefet, önce kendi içyapısında demokratikleşerek, sonra da halkla bütünleşerek bu açmaza çözüm üretebilir; daha doğrusu, kesinlikle üretmelidir. Aslında nisan sonunda yapılacak "CHP Kurultayı, bir yönetim ve anlayış değişiminin yollarını açarsa" demokratikleşerek güçlenecek muhalefet, yaklaşan yerel seçimlerde AKP'nin "seçmenden bir ilk uyarı" almasını sağlayabilir. Halk sandıkta AKP'ye de, onun iç ve dış savunucularına da gereken demokrasi dersini verir.
Muhalefet bunu başarırsa demokrasi kazanır; ülke kazançlı çıkar; açılan dava da, ülkenin siyasi tarihinde "demokrasi davası" olarak yerini alır. Asıl demokratik sorumluluk muhalefetindir ve tek sağlıklı çıkış yolu da budur.

Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim