tphlogo

CHP’NİN ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURUSU
05.05.2007

GRUP BAŞKANVEKİLİ VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ALİ TOPUZ İLE GRUP BAŞKANVEKİLİ VE İZMİR MİLLETVEKİLİ KEMAL ANADOL’UN; 05.05.2007 TARİHİNDE DÜZENLEDİKLERİ “CHP’NİN ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURUSU” KONULU BASIN TOPLANTISI METNİ

Değerli basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyoruz. Bugün, hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu yoğun bir çalışma içerisinde bulunuyor. Bildiğiniz gibi, son haftadan itibaren ve önümüzdeki haftaları da içeren bir geniş zaman dilimi içinde Meclis’te tarihinde görülmemiş genişlikte, sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalışmayı zorlayan büyük bir dayatmayla karşı karşıyayız. Bugün bu basın toplantısında, ilk olarak bu çalışma düzeniyle ilgili ortaya çıkan ve bizi ileriye dönük olarak da kaygılandıran durum hakkında kısa bir değerlendirme yapacağım.

Anayasa Komisyonu’nda bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bölümleri ile Meclis çalışmalarına, kendi iddialarına göre kolaylık ve hız kazandırabilmek açısından çeşitli maddelerde değişiklik öngören bir Anayasa paketi, Anayasa değişikliği paketi müzakereye açılmıştır. Bu Anayasa değişikliği paketi maalesef, Cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde olmayan bir usul içerisinde yürütülmektedir. Bilindiği gibi yasalar, Anayasalar, teklif ve tasarılar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geldiği zaman, başkanlık tarafından ilgili komisyonlara bunlar aktarılır. İlgili komisyonların gündemine en erken 48 saat sonra alınabilir. Neden? O konuda, komisyon üyelerinin toplantıya kendilerini hazırlayabilmeleri için. En az bu kadar zamana ihtiyacı olduğu varsayıldığı için. Ama öte yandan Danışma Kurulu önerisine bağlanan, daha sonra da Danışma Kurulu’nda bir uyum, uzlaşma sağlanamadığı halde, siyasi parti gruplarının teklifi olarak, çoğunluk partilerinin kendi milletvekili sayılarının üstünlüğüne dayanarak kabulüyle, onu Danışma Kurulu kararı niteliğine büründürerek, bu 48 saatten sarfınazar etmeyi sağlama imkanı vardır ellerinde. Acımasızca bu imkanı kullanmışlardır. Demişlerdir ki, Anayasa değişikliği paketini, 48 saat beklemeden, gelir gelmez, derhal komisyonda müzakere etmeye başlayın. Dün, saat 21’de Anayasa Komisyonumuz toplantıya çağırılmıştı, sonradan bir yerden aldıkları bir talimata uyarak, bu çalışmayı saat 16’ya aldırdılar. Yani, 1 – 2 saatlik bir çalışma imkanını bile komisyon üyelerimize vermediler. O 48 saati kaldırdılar ve derhal müzakereye başladılar. Dün gece boyunca, geç saatlere kadar çok gergin tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar çerçevesinde, Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri, milletvekilleri, komisyon üyeleri ve diğer milletvekilleri İçtüzük’ten aldıkları yetkiyle ve İçtüzüğün komisyon üyelerine ve milletvekillerine tanıdığı hakları kullanarak, bu müzakerelerin enine boyuna, bütün ayrıntılarıyla yapılabilmesini sağlamak amacıyla sık sık söz aldılar, önergeler verdiler, toplumun da bilgisi olmayan bu konunun, toplumun bilgisine sunulabilecek normal bir ortam yaratmak istediler. Gece geç saatlerde gerginlikler arttı, baskıyla arkadaşlarımızın sözlerine engel olmaya çalıştılar, müzakerelerin yeterliliğine dair bir önerge, -ki hiç usuller içerisinde yer almayan- bir önerge oyladılar. Daha sonra, arkadaşlarımızın konuşma haklarını sınırlamaya dönük birtakım önergeler getirdiler, gerginlik had safhaya ulaştı. Bu önergelerin oylanması halinde, çok gergin bir durumun ortaya çıkacağını anladıkları için uyarılarımızla o önergeleri geri çekmek suretiyle ve gece saat 11 sıralarında, 12 sıralarında komisyon çalışmasına ara verilerek, toplantının bu sabah saat 11’de başlamasına karar verildi. Bu sabah saat 11’de gidildiği zaman, dün akşam geriye çektikleri önergeleri, daha da keskinleştirerek yeniden oraya koydular, yeterlik önergesi, konuşmaları sınırlandırma önergesi, hatta önergeleri sınırlandırma önergesi verdiler. İçtüzüğün 31 inci maddesi, komisyon görüşmelerinde hiçbir biçimde ne yeterlik önergesi, ne önergeleri kısıtlama önergesi, ne söz hakkını kısıtlama önergesi, komisyon üyeleriyle milletvekilleri arasında bir farklılık iddia ederek, ona dönük bir uygulama önergesinin verilmesi mümkün değildir. Buna rağmen böyle önergeler verdiler. Bu önergelerin usul tartışmaları devam etti ve sonunda, toplantının bir aşamasında Komisyon Başkanı ayağa kalkarak, “Ben bunu oyladım, bu önerge doğrultusunda hareket edeceğiz” deyip, toplantıyı kapatıp, saat 14’de tekrar toplanacağını ilan etti, bir fiili durum yarattı. Yani orada Komisyon Başkanı, bir İçtüzük değişikliği yaptı. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Komisyonlar, Meclis Genel Kurulu’ndan farklıdır. Meclis Genel Kurulu’nda bazı kısıtlamalar vardır. Ama komisyonlar Meclis’in mutfağıdır, uzmanlık komisyonudur. Burada sadece milletvekilleri değil, ilgili kamu kuruluşlarının temsilcileri, sivil toplum örgütünün temsilcileri o kanunla, o Anayasayla, hangi konu görüşülüyorsa onunla ilgili bilgiler aktarmasına imkan verilen bir çalışma platformudur. Hatta bu komisyonların alt komisyon oluşturarak, konuyu daha derinlemesine ve daha geniş katılımlı, uzman katılımlı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekirken, bunlar yapılmadı. Bu Anayasa değişikliğinin içeriği ile ilgili toplumun hiçbir kesiminin bir bilgisi yoktur. Üstelik bu Anayasa değişikliğinin komisyonda ele alındığı sıralarda, hala Meclis’in gündeminde Cumhurbaşkanı’nın seçimiyle ilgili birinci maddenin ilk oylaması niteliğinde, Pazar günü bir seçimin yapılması da gündemin içinde yer almaktadır. Bir tarafta Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin devam etmiş olduğunu ifade ediyorlar, öteki taraftan da Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili çok yeni, sistemi de dejenere edebilecek, sistem içinde çok düşünülmesi gereken birtakım sakıncalar yaratacak bir Anayasa değişikliğini de komisyonda görüşmeye devam ediyorlar.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu müzakerelerin anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu Anayasa değişikliği, hiçbir biçimde, onların yöntemleri uygulansa dahi, onların bu baskıcı, faşist yöntemleri uygulansa dahi, arkadaşlarımızın sözlerini keserek, önerge vermeyi yasak ederek sürdürseler dahi, Genel Kurul’dan da bunu aynı şekilde yine 48 saatlik bekleme sürelerine bakılmaksızın, Genel Kurul’un gündemine alıp, bunu konuşsalar dahi ne bu dönemin bitimine kadar bunun gerçekleşmesi mümkün değildir, bu kanun kadük olmaya mahkum bir girişimdir. Dolayısıyla hiçbir geçerliliği olmayan böyle bir konu üzerinde toplumu tartıştırmak, Meclis’i bununla meşgul etmek aslında bu Meclis’e karşı, bu Meclis’te bulunan muhalefet üyelerine karşı büyük bir saygısızlık olmanın yanında, toplumu yanlış bilgilendirmeye dönük, ileride yapılacak seçimlerde birtakım malzemeler kullanmaya dönük ve Türkiye’de bir kargaşa yaratmaya dönük, gerginliği arttırmaya dönük, Türkiye’yi tehlikeli birtakım süreçlere sokmaya dönük sonuçları olacağını da buradan açıklıkla ifade etmek istiyorum. Kerhen yekün sayılması gereken Anayasa’ya, hukuka, siyasetin etiğine aykırı bir çalışma yöntemini komisyonda sürdürmektedirler. Bunu bir kere Cumhuriyet Halk Partisi olarak protesto ediyoruz ve bu konuyu Türk milletinin takdirlerine sunuyoruz.

Ayrıca Meclis’in gündeminde, yazılı gündeminde bulunan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili olarak da mesele bizce sonlanmıştır. Bugünkü duruma göre bu Meclis’in, bir Cumhurbaşkanı seçemediği anlaşılmıştır. Anayasa’nın 102 nci maddesi ve ona bağlı olarak İçtüzük’te ortaya konulan durumlar dikkate alındığında, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın seçiminin yapılabilmesi olanakları ortadan kalkmıştır. 102 nci madde gereğince derhal seçim yapılması noktasına, Anayasal gerekliliğe ulaşılmıştır. Bundan önce bir seçim kararı Meclis’ten alınmıştır. Bizce bu seçim kararının da bir geçerliliği yoktur. Çünkü artık, Anayasa’nın 102 nci maddesinin öngördüğü bir zorunluluk ortaya çıkmıştır. O da derhal seçimin bu koşullara, Anayasanın bu maddesine dayalı olarak işleme konulması gerekecektir. Bununla ilgili olarak Yüksek Seçim Kurulu’nun görevli olduğunu düşünüyoruz ve bunu Türk toplumunun takdirlerine sunuyoruz.

Şimdi değerli arkadaşlarım, son söyleyeceklerime geliyorum. Önce siz basın mensuplarından özür diliyorum. Çünkü biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugüne kadar hiçbir şeyi basından gizleyerek veya basına geç haber vermek suretiyle, onları geç bilgilendirmek gibi bir yola tenezzül etmemiştik. Ama dün bunu yapmak zorunda kaldık. Bize göre çok önemli nedenlerle, yaptığımız girişimi belli bir müddet hiç kimsenin duymayacağı bir ortam içinde gerçekleştirmek istedik. İçinde bulunduğumuz gergin durumun, ortamın özellikleri böyle hareket etmemizi gerektirdi. O nedenle, dün akşamüzeri saat 16:45 sıralarında Anayasa Mahkemesi’ne, bu seçim sürecinin geçersizliğini ortaya koyan bir yeni Anayasa Mahkemesi’ne, yeni bir müracaatta bulunduk. Şimdi bu müracaatla ilgili uzman arkadaşlarım size açıklama yapacaklar. Daha sonra müracaat dilekçemizin örneğini size dağıtacağız ve tekrar ediyorum, bunu böyle size gecikerek haber vermiş olmanın üzüntüsünü hissederek ifade ediyorum. Umarım bizi bu konuda mazur görürsünüz. Şimdi Sayın Profesör Oya ARASLI, başvurumuzun özeti hakkında, özeti biçiminde bir açıklama yapmasını bekliyoruz. Gerekirse diğer arkadaşlarım da konuşacak. Buyurun Sayın Araslı.

Ankara Milletvekili Oya ARASLI – Değerli basın mensupları, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 121 inci maddesi, Cumhurbaşkanı seçiminde Anayasa’nın 102 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasını öngörmektedir ve Anayasa’nın 102 nci maddesi de Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılacak oylamalar arasında üçer gün bulunması esasını getirmiştir. Bu doğrultuda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhurbaşkanı seçimine geçerken yapılacak oylamalar ile ilgili bir takvim belirlemesi gerekmektedir. Bu takvim bütündür, bölünemez ve her oylama arasında da en az üçer gün bulunması gerekir. Halbuki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün ikazlarına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu’nun belirlediği ve kendi çoğunluğuna dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir karara dönüştürdüğü oylama takvimi, maalesef oylamalar arasında üçer günlük, en az üçer gün bulunması gerektiği ilkesine uygun değildir. Hatta ve hatta şartlar o şekilde geliştiği takdirde, iki oylamanın aynı gün yapılacağı doğrultusunda bir tablo ortaya çıkarmaktadır ve bu durumda bir üçüncü oylamanın da yapılması, bu takvime göre imkansız hale gelmektedir. Bütün bu sakatlıklar, Cumhurbaşkanı seçimi gibi çok önemli, ülke açısından çok hayati değer taşıyan sonuçlar çıkarabilecek, doğurabilecek bir durumda, çok büyük bir hukuka aykırılıkla karşı karşıya gelmemize yol açmaktadır. Cumhurbaşkanı seçimini şaibeli hale gelmekten kurtarmak, daha sonra Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini kullanmasına kadar doğacak birtakım hukuki tartışmaların önünü alabilmek amacıyla, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi kararının, yani Cumhurbaşkanı seçimi takvimini belirleyen Türkiye Büyük Millet Meclisi kararını iptal ve bu kararın yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürmüş bulunuyoruz. Çok üzüntü verici bir olaydır ki, Adalet ve Kalkınma Partisi kendi çoğunluğuna dayanarak Cumhurbaşkanı seçimi konusunda ne hukuk çevrelerinden gelen uyarılara kulak asmıştır, ne Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Anamuhalefet Partisinin hataları işaret eden açıklamalarına dikkat etmiştir. Ben istediğimi yaparım, çoğunluğum da var anlayışı içerisinde, Cumhurbaşkanı seçimini türlü, çeşitli hukuka aykırılıklarla örüşerek yürütülen bir süreç haline getirmiştir. Bu sorumlulukla Adalet ve Kalkınma Partisi’ni baş başa bırakmak istiyoruz. Size saygılar sunuyorum.


Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim