tphlogo

AYRILIKÇI TERÖR KONUSUNDA SON GÜNLERDE YAŞANAN GELİŞMELER VE YASİN EL KADI
18.07.2006

CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ALİ TOPUZ İLE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN 18.07.2006 TARİHİNDE YAPTIĞI “AYRILIKÇI TERÖR KONUSUNDA SON GÜNLERDE YAŞANAN GELİŞMELER VE YASİN EL KADI” KONULARINDA BASIN TOPLANTISI METNİ

2005 yılı başından beri terörün yeniden ivme kazandığı ve terör örgütünün kitleselleşmeye yönelik yeni bir strateji ortaya koyduğu bilinmektedir. Son üç gün içinde 15 şehit; 1 Ocak 2005’den bu yana, yaklaşık olarak 280 şehit verdik. Terörist eylemler, 1100’ü güvenlik güçlerinden olmak üzere, 1700 vatandaşımızın da yaralanmasına neden oldu. Ayrıca, PKK terör örgütü mensuplarından 300’ü ölü ve 15’i de yaralanarak ele geçirildi. Geçen yıl Temmuz ayında, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’deki terörün anatomisini çizip, terör örgütüyle mücadelede yeni yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini vurguladı. Bu talep siyasi iktidar tarafından duymazdan gelindi, kayıtsız karşılandı. Hükümet ve Sayın Başbakan, ayrılıkçı teröre seyirci kaldı. Sayın Başbakan, geçen yıl Ağustos ayında, kendilerine aydınlar grubu diyen bir kısım yazarlarla bir görüşme yaptı ve o görüşmenin etkisiyle sözüm ona yeni bir demokratik açılıma yöneldi. Terör örgütü ile pazarlık edilecek gibi algılanan yeni bir süreç başlattı. Terör örgütünün yandaşı olan bazı kuruluşlar ve kişiler bu yaklaşıma olumlu yanıtlar vererek, genel affa kadar uzanan beklentilerini açıkladılar. Bu konuda, PKK/Kongra Gel’in; “Son süreçte bir grup Türk aydınının, ‘’Kürt Sorununun çözümü ve toplumsal barışın sağlanması’’ için yaptıkları girişimler ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu paralelde yaptığı çağrılar, Kürt tarafı KONGRA GEL tarafından önemle değerlendirilmiştir. KONGRA GEL Başkanı Sayın Zübeyir Aydar, düzenleyeceği basın toplantısı ile Kongra Gel’in yaklaşımını kamuoyuna açıklayacaktır.” açıklaması ibretle hatırlanmalıdır: Terör olaylarının tırmanması karşısında AKP’nin kayıtsız kalmaya devam etmesi üzerine CHP, 19 Eylül 2005 tarihinde TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdı. AKP’nin TBMM’yi toplamamak için takındığı tavır, gerçekten üzüntü vericiydi. TBMM toplandı, ancak CHP’nin genel görüşme açılması önerisi AKP’nin oylarıyla reddedildi. Siyasi iktidarın terör konusunda edilgen politikasını sürdürmesi üzerine Genelkurmay Başkanı Sayın Özkök, Türkiye Emekli Subaylar Derneğinin yayın organı olan “Birlik Dergisi”nin Kasım-Aralık 2005 sayısında yayınlanan mülakatında, terörle mücadelede yasal düzenlemelerin zamanında yapılmamasını eleştirdi. Ülke gündemi değiştiğinde AKP yine kaçtı; gerekli idari ve yasal önlemleri almaktan kaçındı. Bu arada çıkarılan Terörle Mücadele Yasası’nın, başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere, güvenlik güçlerimizin taleplerini ne ölçüde karşıladığı da bilinmemektedir. Yaşadığımız terör olayları Türkiye’nin üniter devlet niteliğine karşı ve Türkiye’yi bölmeye yönelik siyasi bir projeye dayanmaktadır. Bu projenin arkasında dost gözüken önemli dış güçler vardır. Bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır. Son günlerde milletimizi yüreğinden yaralayan yeni şehitler vermiş olmamız karşısında Sayın Başbakan celallenerek teröre karşı yeni bir mücadele açacağını belirtmiştir. Sayın Başbakan şimdiye kadar terörü demokratikleşme yoluyla önlemeyi düşünmüştük, şimdi bundan vazgeçtik demektedir. Sayın Başbakanın bu açıklaması AKP hükümetinin bu güne kadar teröre karşı izlediği politikanın iflas etmiş olduğunun kesin bir kanıtıdır. Terör örgütünün etkisiz hale getirilmesinin ilk önlemi Kandil Dağındaki terör karargâhının ortadan kalkması lazım . Bu konuda onlardan bunu istedik. Ondan sonra bunu yerine getirmezlerse biz gerekeni yapacağız anlamında bir açıklama yapıyor. Bu açıklama bugüne kadar çoktan yapılması gereken bir açıklamaydı ve geç yapılmış bir açıklamadır. Ama bu açıklama korkarım şekil olarak bir açıklamadır. Bir kere evvela şunu söyleyeyim. bu açıklamanın niteliğini değerlendirmeden önce. Sayın Başbakan eğer bugüne kadar demokratikleşme yoluyla terörü çözecektik bundan vazgeçtik diyor ise, bundan önce izlediği bütün politikaların iflas etmiş olduğunu kendisi itiraf ediyor. dolayısıyla iflas etmiş politikanın sebep olduğu bütün sorumluluklar bu hükümetin sırtında kalacaktır. Bu bir. İki, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi topraklarının bütünlüğünü ve yurttaşlarının yaşam hakkını tehdit eden ve yıllardır devam eden 30 binin üstünde can kaybına sebep olmuş bu olay karşısında alacağın tedbirler için hiçbir yerden izin almaya ihtiyaç yoktur. hiç kimsenin yardımını istemeye ihtiyacı yoktur. sadece ve sadece Türk Milletinin beklentilerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesine dayanması yeterlidir. Sayın Başbakana Sayın Hükümete bunu buradan hatırlatmak istiyoruz. Ne Irak’daki, ne idüğü belirsiz yöneticilere, ne Irak’ın kuzeyinde oluşmuş ve Türkiye’ye karşı saman altından su yürüterek bölücülük propagandası yürütenle, oradaki terör örgütü karargahını himaye eden topluluklara danışması ve onlardan destek almaya ihtiyacı yoktur. Birleşmiş Milletler Kararları ve Türkiye’nin güvenliği ile ilgili, iç hukukunun kendisine verdiği yetkileri kullanarak teröristi, Türkiye’ye yönelen teröristleri sıcak takibe devam edebilir, bu amaçla başka bir ülkenin toprağındaysa oraya girmesinde bir sakınca yoktur. Bu Birleşmiş Milletlerin Türkiye’ye bu durumda olan ülkelere sağladığı bir imkandır. Buna dayanarak terörist örgütün yuvalandığı noktada yok etme, onu ortadan kaldırma hakkına sahiptir, hatta buna mecburdur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter devlet yapısıyla sonsuza dek devam etmesi önündeki en büyük engeli bu suretle ortadan kaldırmadığımız sürece devletin bütünlüğü ile ilgili kaygılarımız devam edecek demektir. Hükümetin daha cesur davranmasını bekliyoruz. Hele Amerika Birleşik Devletlerine soruldu, Irak’a soruldu. Onlardan gelebilecek bu toplumu uyutmaya dönük bir tavsiyeye uyarak eğer Kandil Dağı’na yönelik yapmaları gereken operasyonları yapmayacak olurlarsa o zaman daha büyük bir sorumluluğun altına girmiş olacaklarını da bugünden kendilerine hatırlatmak istiyorum. CHP’DEN BAŞBAKAN’A YASİN EL KADI SORULARI Teröre mali destek verenlere kefil olanlar, terörle mücadelede ne kadar inandırıcı olabilirler? Sayın Akif Beki, “Fikri takip sınırlarını aşarak bir fikri sabit halini alan yayınlar, birçok açıdan gerçekleri tahrif ederek sürdürülmektedir.” Demektedir. Sayın Başbakanın kadrolu düzeltmeni, acaba bu sonuca medyada yer alan hangi çarpıtılmış (!) haberden yola çıkarak varmaktadır? Bunu açıklamayarak medyayı suçlaması, hatta Sayın Başbakanın açıkça medyaya şantaj yapması acaba hangi demokratik ülkede vardır? Bunun sorgulanmasına izin vermeyen bir siyasal yapının inandırıcılığı asla olamaz. Yapılan açıklamada, sözde Sayın Başbakan, “...Yasin El Kadı hakkında geçmişten gelen tanışıklığı sebebiyle kişisel bir tanıklıkta... “ bulunmuşmuş. Türkiye’de babasına dahi kefil olmayan bir Başbakan, Türk vatandaşı olmayan, üstelik Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin terör listesinde yer alan bir kişiye, nasıl ve hangi gerekçeyle tanıklık yapıyor? Sayın Başbakanın önce bu soruya yanıt vermesi gerekiyor. Sayın Başbakan Suudi Kralı değildir. Yasin El Kadı’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değildir. Açıklamada deniyor ki, “...BM Güvenlik Konseyi listesi herhangi bir mahkeme kararına dayanmamaktadır.” Bugüne değin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının bir yargı kararına dayandığını söyleyen ya da iddia eden bir kişi, grup ya da medya olmamıştır. Ama, terör listesinde yer alan Yasin El Kadı ve Wa’el H. Julaidan’ın terör ve karaparanın aklanması açısından mali bağlantılarının araştırılması Türkiye’de engellenmiştir. Engelleyen kişi de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’dır. Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Unakıtan bu talimatı Başbakanından almıştır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi vatandaşı Yasin El Kadı’nın Türkiye’deki kefilidir. Hükümetle Yasin El Kadı o kadar iç içe geçmiştir ki, Başbakanlık sözcüsü yaptığı açıklamada “Suudi Arabistan Krallığının da, (...) Yasin El Kadı’nın masum olduğu gerekçesiyle listeden çıkarılması için BM nezdinde gerekli girişimlerde bulunduğu bilinmektedir.” Diyor. Acaba Sayın Başbakan da mı Birleşmiş Milletlere başvurarak Yasin El Kadı’nın listeden çıkarılmasını istedi? Başbakanlık acaba hangi düzeyde Yasin El Kadı’yı izlemekte ve haklarını korumaya çalışmaktadır? Başbakanlıktan yapılan açıklamada, “İlgili birimlerimizde de Sayın Yasin El Kadı’ya yöneltilen şüpheyi doğrulayacak hiçbir bilgi ve belge bulunmamaktadır.” Denmektedir. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor. Yasin El Kadı ve Wa’el H. Julaidan’ın Türkiye’deki mali bağlantıları niçin araştırılmamış, araştırma yapanlar niçin görevden alınmışlardır? Bir siyasal iktidar bu incelemeleri engellerse, belgeye nasıl ulaşacaktır? Başbakanlığın bu açıklaması üzerine Sayın Başbakan’a üç belgenin tarih ve numarasını veriyoruz. Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürlüğünün 24 Haziran 2003 tarihli ve ARTY/(Kanada) 239-701 sayılı yazısı. Yazının konusu, “Kanada Makamlarının Talebi” olarak belirtilmiş. Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürlüğünün 27 Haziran 2003 tarihli ve ARTY/(Terörizmin Finansmanının Önlenmesi) 241-715 sayılı yazısı. Yazının konusu, “ABD Makamlarının Talebi” olarak belirtilmiş. Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürlüğünün 13 Ocak 2004 tarihli ve ARTY/2003/Terörizmle Bağlantılı Hesaplar – BM – 267 Listesi/16 sayılı yazısı. Yazının konusu, “Terörizmle Bağlantılı Hesaplar hakkında ABD ve Kanada Makamlarının Talepleri” olarak belirtilmiş Her üç yazı da, “gereği” için Maliye Bakanlığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilmiş. Şimdi soruyoruz. Bu üç yazının gereği yapıldı mı? Türkiye’ye giriş ve çıkışı yasaklanan, tüm malvarlığı dondurulan bir kişi, Türkiye’deki gazetelere verdiği milyarlarca liralık ilan bedelini hangi kaynaktan ve nasıl ödemiştir? Maliye Bakanlığı gazetelere yapılan ödemenin kaynağını araştırmış mıdır? Ve en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının, BM Terör Listesinde yer alan bir kişi hakkında “hayırsever” iddiasında bulunmasıdır. Şimdi soruyoruz. Sayın Başbakan bu kanıya nasıl varmıştır? Yasin El Kadı kimlere niçin, nasıl ve ne zaman yardım yapmıştır? Türkiye’de yaptığı hayırsever işleri Sayın Başbakanın açıklamasını bekliyoruz.
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim