tphlogo

20. Dönem
18.04.1996

1996 malî yılı bütçesi çerçevesinde, Başbakanlık, Denizcilik Müsteşarlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1996 malî yılı bütçesi çerçevesinde, Başbakanlık, Denizcilik Müsteşarlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. 1996 malî yılı bütçesinin ülkemize ve ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, sizleri ve televizyonları başında bizleri izleyen sevgili vatandaşlarımızı, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık, Denizcilik Müsteşarlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerindeki görüşlerimizi arz etmeden önce, 1996 malî yılı konsolide bütçesinin tümü ve onun önemli konuları üzerinde kısa bir değerlendirme ve kısa bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum.
Dün yapılan müzakerelerde de açıkça görüldü ki, bu bütçe, taşıması gereken niteliklerden yoksun bir bütçedir; bütçenin büyüklükleri ve dengeleri gerçekçi değildir, samimî değildir. Bu bütçenin ekonomiyi yönlendirici bir niteliği yoktur, yeni bir başlangıç yapabilecek şansı da yoktur. Bütçe, ufuk açıcı değildir.
Bu bütçe, zamlarla ve borçlanmayla finanse edilmektedir. 1996 yılı için gayri safî millî hâsıla deflatörü yüzde 65'e yükseltilmiştir. Bu, yıl sonu toptan eşya fiyatlarındaki artış, yüzde 80 dolaylarında gerçekleşecek demektir. Bu durum, bütçenin büyüklüklerini ve dengelerini değiştirecektir. 861 trilyonluk bütçe açığının, yıl sonunda 1,2 katrilyon düzeyinde gerçekleşmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Bu nedenle, bütçede öngörülen faiz ödemeleri 1,36 katrilyondan 1,8 katrilyona ulaşabilecektir. 239 trilyon liralık yatırımlar, borç alınarak gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. Borçların, çok büyük bir bölümü de içborçlanmayla sağlanacaktır. İçborçlanmada, ortalama faiz hadlerinin, yüzde 125 ilâ yüzde 135 arasında seyrettiği de bilinmektedir. Bu nedenle, 100 Türk Liralık bir yatırım, yaklaşık olarak, 225 ilâ 235 liraya mal edilecektir.
1996 malî yılı bütçesi, yılın ilk yarısı için, devlet memurlarına, sıfır zam öngörmektedir. Bu bütçeyi hazırlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisine sunan Hükümet, gayrî safi millî hâsıla deflatörünü, yüzde 45 olarak belirlemiş ve buna bağlı olarak devlet memurlarına, 15 Kasım 1995 tarihinden geçerli olmak üzere, ortalama, yüzde 54 oranında ücret artışı sağlamıştır. 1996 yılı için deflatörü 20 puan yukarı çektiğiniz zaman, enflasyonun da 20 puan yukarı çıkması kaçınılmazdır. Buradan da anlaşılıyor ki, yeni Hükümet, bu kararının yükünü, ne yazık ki, devlet memurlarının sırtına yüklemektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda, Cumhuriyet Halk Partisi ve öteki muhalefet partilerine mensup
milletvekilleri, deflatörden kaynaklanan bu farkın, 1 Ocak 1996 tarihinden geçerli olmak üzere, memurlara ücret artışı olarak verilmesini talep etmişler; fakat, bütün çabalarına karşın, bunu, Hükümete, maalesef, kabul ettirememişlerdir.
1996 bütçesi, başta rant gelirleri olmak üzere, vergilendirme dışında kalan çeşitli gelirlerden vergi alınmasına dönük hiç bir yeni önlem getirmemektedir; olası önlemleri de,1997'den itibaren gerçekleşmesi gereken birtakım önlemleri de ertelemeye çalışmaktadır.
Devlet gelirleri için yeni hiçbir kaynak yaratılmayan bu bütçeyle, sadece carî harcamalar, iç ve dış borçların sadece faizleri ödenebilmektedir; bunları yapabilmek için de yüksek oranda yeni borçlanmaya gidilmektedir. 1996 malî yılı bütçesini uygulayacak olan Hükümetin Başbakanlık bütçesini ve öteki bütçeleri, bu gerçekleri göz önünde bulundurarak değerlendireceğiz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu girişten sonra, şimdi, Başbakanlık bütçesi ve Başbakanlık kurumuyla ilgili değerlendirmelerime geçiyorum.
Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan çok partili parlamenter sistemlerde, Başbakanlık, yürütme kuvvetinin, yürütme erkinin başıdır. Türkiye Cumhuriyetinde de, Başbakanlık, bu nitelikte oluşturulmuştur. Başbakanlığın işlevleri, kuruluş yasasında, özet olarak "Bakanlıklar arasında işbirliği sağlamak, genel siyasetin yürütülmesini izlemek, devlet örgütümüzün düzenli bir şekilde işlemesini sağlamak" biçiminde belirtilmiştir. Bu çerçevede, Başbakanlık, hükümet programının uygulanması, vatandaşlara verilen sözlerin yerine getirilmesi ve toplumun sorunlarına çözüm getirilmesi konularında başlıca sorumlu konumundadır. Yasama organıyla ilişkileri yürütmek ve yasama organının etkinliği için gerekli olan ortamı hazırlamak, yürütmenin anayasal ve yasal çerçevede sürdürülmesini sağlamak, dürüst ve şeffaf bir yönetim oluşturmak ve devlet örgütünde denetim sistemlerini geliştirmek, Başbakanlığın temel görevleri arasındadır. Başbakanlık, bu görevleri yerine getirebilmek amacıyla, iş bölümü çerçevesinde bakanlıkları ve ilgili kuruluşları çalıştırmakla ve bakanlıklar ile ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamakla yükümlüdür.
Başbakanlık, yetkilerin tek elde toplandığı bir iktidar odağı değildir, olmamalıdır. Oysa, son onbeş yıl içerisinde, giderek artan bir yoğunlukta yürütmeyle ilgili yetkiler Başbakanlıkta toplanmış, pek çok kurum ve kuruluş Başbakanlığa bağlanmıştır.
Son yıllarda, bir Sayın Başbakan, kendisine bağlı kurum ve kuruluşların çokluğuna ve kurumların elinde bulundurduğu ekonomik gücün büyüklüğüne işaret ederek "Avrupa'da, elinde en büyük güç ve imkân bulunduran Başbakan benim" diyerek övünmekte bir sakınca görmemektedir.
Yürütme yetkilerinin Başbakanlıkta yoğunlaşması, Başbakana, kişisel etkinlik açısından büyük olanaklar sağlamış ve böyle bir güç elde etmiş olan başbakanlar, bu kişisel etkinliği baskı aracı olarak kullanıp, demokratik sistemle bağdaşmayan bir otoriter sistemi fiilen oluşturmuşlardır. Bu gelişme, önce parti içi demokrasiyi zedelemiş, daha sonra da bir ölçüde tek yetkili haline gelen başbakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama çalışmalarına ve denetleme görevlerine de baskı uygulamaya başlamışlardır. Böylece, başbakanlarla ilgili yürütme erki, yasama erkini kontrol eder bir konuma getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi etkisizleştirilmiştir. Başbakanlar, başkanlık sistemlerinde, başkanların kullandığı yetkileri fiilen kullanarak, Anayasamıza göre, sistemimizin dayandığı kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelemişlerdir.
Yönetimin yeniden yapılandırılması, merkezî yönetimin yetkilerinin, yerinden yönetime ve yerel yönetimlere devredilmesi konusu siyasal gündemimizin birinci sırasını oluşturduğu bir dönemde, merkeziyetçi bir anlayışla yetkileri Başbakanda toplamak, savunulabilecek bir yaklaşım değildir.
Çoğunluğu ekonomik konularla ilgili olan ve yürütme erkinin en önemli kurum ve kuruluşları Başbakanlığa bağlanmıştır. Bu kurum ve kuruluşların sayısını ve adlarını, sayın başbakanların, eksiksiz olarak ifade edebilmeleri bile olanaklı değildir.
Devletin ve yönetimin yeniden yapılandırılması çalışmalarına Başbakanlıktan başlanmalıdır. Başbakanlıkta toplanan yetkiler ilgili bakanlara aktarılarak, Başbakanın, esas görevlerine yönelmesi sağlanmalıdır.
Başbakan Sayın Mesut Yılmaz, muhalefetteyken, bu değerlendirmelerimize paralel bir anlayış sergilemekteydi. Anavatan Partisi yetkili organlarınca karara bağlanmış bulunan politikalar içerisinde Başbakanlıkla ilgili olarak bu doğrultuda önermeler vardır. Anavatan Partisinin kitapçık halinde yayımlanan politika kararları arasında Başbakanlık için Başbakanlık, diğer bakanlıklar üzerinde bir emir ve koordinasyon makamı olarak ele alınmalı ve bugünkü icracı niteliğinden çıkarılmalıdır. Başbakanlıkla ilgili veya Başbakanlığa bağlı
kuruluşlardan gerekli olanlar, görev alanlarına göre icracı bakanlıklara intikal ettirilmelidir" denilmektedir.
Geçen yıl, Başbakanlık bütçesi üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına konuşan sayın sözcü, Anavatan Partisinin Başbakanlıkla ilgili değerlendirmelerini ve önerilerini açık bir biçimde bu kürsüden ifade etmiştir. ANAP, günümüzde hükümet ortağıdır ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Yılmaz da başbakanlık görevini üstlenmiştir. Şimdi, muhalefetteyken söylenenlerin yapılmasına sıra gelmiştir. Sayın Başbakandan bunu bekliyoruz; hem de Sayın Başbakanın bu işi çok ivedi olarak gerçekleştirmesini istiyoruz; çünkü, kendi başbakanlığındaki Hükümetin günleri sayılıdır.
Başbakanlığın görev ve yetkileriyle ilgili olarak yapılması gereken düzenlemeler dışında, Başbakanlıktan beklentilerimizin başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Başbakanlık başta olmak üzere, bütün bakanlıklar, kurumlar ve kuruluşlarda tasarruf önlemleri alınmalıdır. Bu çerçevede, resmî araba kullanımı hizmetle sınırlı hale getirilerek araba saltanatına son verilmeli, çok zorunlu olmadıkça mefruşat alımına izin verilmemelidir.
2. Yolsuzluk iddialarının şeffaflık içinde ve vakit yitirilmeden incelenmesi ve araştırılması yapılmalı, kamuoyunun duyarlılığına özen gösterilmelidir.
3. Bütün devlet kurumlarında, idarî yargı kararlarına gecikmeden uyulması sağlanmalıdır.
4. Anayasaya aykırı uygulamalardan sakınılmalı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tam uyum sağlanmalıdır.
5. Yönetimin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili reform çalışmalarından Türkiye Büyük Millet Meclsine daha önce sunulmuş bulunan öneriler, kısa bir zaman sürecinde gözden geçirilmelidir. Geçen yasama döneminde Cumhuriyet Halk Partili Adalet Bakanlarınca hazırlatılmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunularak, bir kısmı Genel Kurula kadar ulaşmış gündeme alınmış; ama, ne yazık ki, görüşülememiş olan bir dizi yargı reformu tasarıları ivedi olarak incelenmeli ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yeniden sunulmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan partiler arasında uzlaşma sağlayarak ve ilgili toplum kesimlerinin katılımı da sağlanarak yeni reform tasarıları oluşturulmalı ve en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmalıdır.
6. Özellikle, ekonomiyle ilgili yeni düzenlemeler çerçevesinde, vergi oranlarını düşüren ve vergi tabanını genişleten, herkesi vergi verir hale
getiren ve böylece, vergi yükünü adaletli biçimde dağıtan vergi reformuna öncelik verilmelidir.
7. Devlet memurlarının Anayasamızda belirlenen sendikal hakları yürürlüğe konulmalı ve işletilmelidir. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına geçen hafta içinde sunduğu Kamu Görevlileri Sendikaları Yasa Teklifinin -ki, Anayasanın öngördüğü- bir an önce değerlendirilmesini ve benimsenmesini bekliyoruz.
Öte yandan, bu hakların daha da geliştirilmesi için Anayasada yapılması gereken yeni düzenlemeler için Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzlaşma ortamı yaratılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, biz, bu görüşmeleri yaptığımız sırada, bugün, memurlarımız işi bırakma eylemi sürdürmüşlerdir. Pek çok yerde iş durmuştur. Pek çoğumuz, "bu hareket acaba neden bugünlerde bu ölçüde ortaya konuldu" diye merak etmiş olabilir. Sendika yöneticileri, konfederasyon yöneticileri, kısa bir süre önce Sayın Başbakandan sorunlarını kendilerine anlatabilmek için randevu talep etmiş olmalarına rağmen, Sayın Başbakan, konfederasyon yöneticilerine randevu vermemiştir; dertlerini Sayın Başbakana ulaştıramamışlardır. Bunlar, bizim devlette çalışan memurlarımızdır. Anayasanın bunlar için sağladığı yeni birtakım haklar vardır; onları kullanabilmeleri için yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Sayın Başbakanın kendileriyle görüşerek, bu durumu onlarla müzakere ederek, onların düşüncelerini ve değerlendirmelerini de alarak soruna, uzlaşma içinde bir çözüm bulması mümkünken, bu randevuyu vermemek suretiyle memurların sokağa dökülmesine -bizce- neden olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar)
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Yapmayın Sayın Topuz, yapmayın; 5 bin kişi mi...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Kamu yöneticilerinin, sadece kamu yöneticilerinin değil, Türkiye'de yaşayan herkesin, demokratik kurallar içinde Anayasadan kaynaklanan haklarını talep etmelerine karşı direnç göstermek, demokrasiye inanmış insanlara yakışmayan bir tutumdur. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, demokratikleşmeye karar vermiş ve bütün mevzuatımızı bu çerçevede gözden geçirmeye başlamış, cumhuriyet tarihinde ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla demokratikleşme yolunda Anayasayı değiştirebilmiş bir Meclisin üyeleri olarak, karşımıza çıkan bu taleplere karşı duyarsız olamayız, olmamalıyız; onlarla müzakere ederek, onları ikna ederek, onlardan bazı
gerçekleri öğrenerek sorunlara çözüm bulmalıyız. Aksi takdirde, ortaya çıkacak olaylardan, hepimiz üstümüze düşen sorumluluğu almak durumuyla karşı karşıya kalırız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi de, Denizcilik Müşteşarlığı bütçesine ve denizcilik sorunlarımıza kısaca değinmek istiyorum.
Denizcilik Müsteşarlığı, en genç devlet kurumlarımızdan birisidir; bu sene, üçüncü yıl bütçesini görüşmekteyiz. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, denizciliğin, yeterli sayılabilecek ilgiye muhatap olduğu söylenemez. Denizcilik sektörümüzün örgütlenmiş kesimi uzun süren bir mücadele sonunda Denizcilik Bakanlığı kurulmasını henüz sağlayamamış olmakla beraber, Denizcilik Müsteşarlığının kurulabilmiş olması, bu yolda atılmış çok önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Denizcilik Müsteşarlığı bütçesi, işlevlerini yerine getirme konusunda çok yetersiz kalmaktadır. Bu durumu, kurumun, kuruluş aşamasını henüz aşamamış olmasına bağlayabiliriz. Aslında, 1996 malî yılı bütçesi, hiçbir alanda bütçe olanaklarını yeterli sayılabilecek düzeyde oluşturamamıştır. Bu nedenle, bütçenin rakamları üzerinde durmanın çok fazla yararı yoktur.
Denizcilik sektörü uluslararası öneme sahip ve çeşitli yönleriyle yararlanılabilecek büyük bir potansiyel taşımaktadır. Deniz ticaretinin geliştirilmesi, deniz ticaret filosunun ve gemi sanayiinin teşvik edici önlemlerle desteklenmesi, denizlerde can ve mal güvenliğinin sağlanması, bu müsteşarlığının başlıca görevleri arasındadır. Denizlerdeki can ve mal güvenliğinin sağlanması, her yerde ve her koşulda önemli bir konudur; ancak, ülkemiz için bu konu özel bir önem taşımaktadır.
İstanbul ve Çanakkale Boğazları, gerek ülkemiz açısından gerekse denizciliğimiz açısından özel bir önem taşımaktadır. 1 Temmuz 1994 tarihinde yürürlük kazanmış bulunan Boğazlar Tüzüğü, boğazların ve çevresinin güvenliğiyle ilgili elimizdeki en önemli dayanaktır. Montrö Antlaşmasının özüne uygun olarak hazırlanmış bulunan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir iç hukuk düzenlemesi olan Boğazlar Tüzüğü, bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından uygun bulunmuştur. Bu konuda, komşularımız Yunanistan ve Rusya'dan gelen ve gelebilecek olumsuz tavırlara karşı, sonuna kadar direnilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Topuz, son 2 dakikanız...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Öyle mi efendim?..
BAŞKAN - Evet efendim.
2 dakika süre verirseniz tamamlayacağım efendim.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, süre 20 dakika, 2 artı 2, 4 dakika vermeniz gerekir.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Boğazlardan geçişleri düzenli bir biçimde yürütebilmek ve boğazlarla birlikte, boğaz çevresini de her türlü tehlikeye karşı koruyabilmek amacıyla, boğazlarda tesis edilmesi gereken teknik donanımın hızla bitirilmesi sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kıyı ve açık deniz balıkçılığı ile balıkçılarımızın, biriken ve yoğunlaşan sorunları vardır. İlgililerin bu konuya eğilmeleri gerekir. Denizlerimiz önemli bir varlığımızdır. Denizcilik sektörümüz büyük bir potansiyel taşımaktadır. Bugüne kadar denizcilik sektörünü ihmal etmiş bulunuyoruz. Artık, yüzümüzü, biraz da denizlere çevirmeliyiz.
Son olarak da Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bütçesiyle, kırsal alan sorunlarına değinmek istiyorum. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bilindiği gibi, kırsal alandaki köy yerleşim birimlerine ve tarım alanlarına devletçe götürülen altyapı hizmetlerini üreten bir kuruluştur. Kırsal alana hizmet veren devlet kurumları son onbeş yıl içinde sık sık yapı değişikliğine uğramış, bölünmüş, parçalanmış, sonra yeniden birleştirilmiş ve böylece, bu alandaki bilgi ve deney birikimi zaafa uğratılarak kırsal alana dönük hizmetlerin etkinliği azaltılmıştır. Bu durum, bu kurumlarda büyük özveriyle yıllardır hizmet vermekte olan kadrolarımızı, moral açıdan olduğu kadar, meslekî heyecanlar açısından da olumsuz biçimde etkilemiştir. Ayrıca, bu yapı değişiklikleri sırasında, örneğin, Toprak-Su gibi ...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz, 1 dakikalığına mikrofonu açıyorum, yeniden açamayacağım, mikrofon kesilirse üzüleceğim.
ALİ TOPUZ (Devamla) - 2 dakika değil mi efendim?..
BAŞKAN - 1 dakika efendim.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Peki efendim.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, 1 artı 1 ...
YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) - Sayın Başkan, iki kişi konuştuğu zaman 2 dakika daha kullanılıyor.
BAŞKAN - Süreyi geçiriyorsunuz efendim.
Buyurun Sayın Topuz.
ALİ TOPUZ (Devamla) - ... örgütlenme düzeyi, bilgi ve deney birikimi çok yükseklere erişmiş bulunan bir kurumun ortadan kaldırılması, yeri doldurulamaz bir boşluk doğurmuştur.
Sayın milletvekilleri, kırsal alanın sorunları yeni baştan gözden geçirilmelidir. Kırsal alan bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Kırsal alandaki yerleşim birimlerine yol, su, elektrik götürmek ya da tarımsal altyapı anlamında birtakım hizmetler vermek, kırsal alanı kalkındırmaya yetmez. Çağımızda, tarım sanayileşmektedir, kırsal alanlar kentleşmektedir. Bizim, herkesten önce, kırsal alanımızda kademeli bir yerleşme düzenini oluşturabilmek için, planlı, tarımı daha verimli...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Tamam mı?
BAŞKAN - Tamam.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Peki, teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Topuz.

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 1. Yasama Yılı 39. Birleşim 18/Nisan /1996 Perşembe
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim