tphlogo

SAYIN BAŞBAKAN’IN TUTUMU İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
26.07.2006

CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ALİ TOPUZ’UN; SAYIN BAŞBAKAN’IN TUTUMU İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELERİ

 

SAYIN BAŞBAKAN TÜRKİYE İÇİN SORUN OLMAYA BAŞLAMIŞTIR

SAYIN DIŞİŞLERİ BAKANI ACİZ DURUMA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR

SAYIN BAŞBAKAN’IN ŞİFRESİ ÇÖZÜLMELİDİR

ABD VE IRAK HÜKÜMETİ PKK’YI TÜRKİYE’YE KARŞI BİR SİLAH OLARAK KULLANMAYA KARAR VERMİŞTİR.

 

 

 

Ülkemizde yaşanan ayrılıkçı terör tehdidi, komşularımızda (Irak, Suriye, Lübnan ve İsrail’deki) tehlikeli gelişmeler ve ABD’nin Ortadoğu için oluşturmaya çalıştığı kendi çıkarına uygun yeni düzenlemeler Türkiye için yaşamsal önem taşımaktadır.

 

Böylesi bir ortamda, ulusal çıkarlarımızı, bölgesel barışı ve güvenliği gözeten, dinamik ve düzenli bir kriz yönetimine gereksinim vardır. İktidarıyla muhalefetiyle TBMM’nin de tam bir dayanışma ve sorumluluk sergilemesi kaçınılmazdır.

 

Hal böyle iken, hükümetin ve Sayın Başbakan’ın devlet ciddiyeti ile bağdaşmayan bir tutum sergilemesi toplumumuzda, ülkemizin bugünü ve geleceği ile ilgili büyük kaygılar oluşmasına neden olmaktadır.

 

Sayın Başbakan, ülkemizin en yaşamsal sorunlarından biri olan terör tehdidine doğru bir teşhis koyamamakta ve çelişkili bir tutum izleyerek sorunu daha da derinleştirmektedir.

 

Sayın Başbakan, oluşturduğu bazı kişisel ilişkiler ve devlet geleneği ve kuralları dışında sürdürdüğü bazı girişimlerle Türkiye için sorun olmaya başlamıştır. Evet, Sayın Başbakan’ın kendisi Türkiye için ciddi sorun olmaya başlamıştır.

 

Dış ilişkilerimizin sürdürülmesinde Sayın Dışişleri Bakanı ve Dışişleri Bürokrasisi bir tarafa bırakılarak sorumluluğu olmayan, yeterli bilgi birikimi olmayan, sadece kendi çıkarlarını düşünen bir kısım aracılarla dış ilişkileri yürütme anlayışı çok tehlikeli bir durumdur.

 

Daha da vahim olanı, Sayın Dışişleri Bakanı’nın bu gelişmelere seyirci olması, kendisine yapılan saygısızlığa tepki göstermemesi ve “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışıyla hak etmediği halde aciz bir konuma kendisini sokmasıdır.

 

Bu durumda olan bir Dışişleri Bakanı’na, Dışişleri Bürokrasisinin saygı ve güveni devam edebilir mi?

 

Bu durumda olan bir Dışişleri Bakanına yabancı misyon temsilcileri ve yabancı meslektaşları acaba nasıl bakacaklardır?

 

Sayın Başbakan’ın dış ilişkiler için aracı olarak kullandığı kişi, iş adamı ve bir parti yöneticisidir. Bu kişi Sayın Başbakanı, belediye başkanlığı sırasında ABD yönetimine takdim eden kişidir. Yani ABD üst yönetimindeki bir kısım yetkililerle ilişkisi olan bir işadamıdır. Böylesi ilişkilerin kurulabilmesi için devletin ya da başkalarının sırtından bedel ödenmiş olması ihtimali de yüksektir.

 

Ayrıca, işadamı ve parti yöneticisi olan bu kişinin “fındık” sorunu ile ne ölçüde içli dışlı olduğu, fındık üreticilerinin perişan olmasına, Fiskobirlik’in zor duruma düşürülmesine ne ölçüde etkili olduğu ‘gerçeği’ apaçık ortada olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

 

Bu kişi’nin ABD üst yöneticilerine Sayın Başbakanı “neden istediğiniz gibi kullanmayasınız” diyebilen bir kişidir.

 

Şimdi sormak lazım, Sayın Başbakan bunları bildiği halde, bu işadamı ve parti yöneticisine neden sahip çıkmak gereğini duyuyor?

 

Sayın Başbakan bir mecburiyet duygusu içinde midir?

Bu ilişkilerde toplumumuzun bilmediği bir gizemli durum mu söz konusudur?

 

Sayın Başbakan’ın yadırganan başka ilişkileri de var.

 

Yasin el Kadı neden Başbakan’ın özel koruması altına alınmaktadır?

Yasin el Kadı, BM Güvenlik Konseyi tarafından teröristlere parasal destek sağladığı iddiasıyla mal varlığına el konulmuş bir kişidir.

 

2001 yılı Aralık ayından beri Türkiye’ye giriş çıkışı yasaklanmış, mal varlığına el konulmuş bir kişidir.

 

Yasin el Kadı, Başbakanın aracı olarak kullandığı işadamı parti yöneticisi ile ve başka Türk vatandaşlarıyla iş ortağıdır.

 

Yasin el Kadı’nın Türkiye’ye giriş çıkışı yasak olan bir dönemde 2004 yılında yani Sayın R. T. Erdoğan’ın Başbakan olduğu bir dönemde, Türkiye’ye giriş yaptığına ve bazı resmi işlemlere imza attığına dair bilgiler bize ulaşmıştır. Bu belgeler doğru ise, bu kişinin Türkiye’ye girişine kimler yardımcı olmuştur? Bu belgeler yanlış ise bu yanlış resmi belgeleri kimler oluşturmuştur?

 

Bu konuda İstanbul Milletvekili Sayın Kemal  Kılıçdaroğlu ayrıca ayrıntılı bilgi sunacaktır.

 

Sayın Başbakan’a bu konuda da sormak gerekiyor:

 

Yasin el Kadı ile ilişkinizin ona kefil olacak kadar inancınızın temelinde ne yatıyor?

Göstermelik değerlendirmelerle bu gerçeği örtmek mümkün değildir.

 

Bu ilişkinin temelinde de gizemli bir durumun var olabileceği endişesini taşıyoruz.

 

Sonuç olarak: Sayın Başbakanın tutumu, davranışları ve yönetme anlayışı tedirginlik yaratmaktadır.

 

 Sayın Başbakan bu durumu ile ciddi bir sorunun ta kendisi konumundadır. İlişkilerindeki gizem açığa çıkarılmalı ve Sayın Başbakanın şifresi çözülmelidir.

 

Milletimizin bu durumu dikkatle değerlendireceğine inanıyorum.

 

ABD PKK’DAN YANA MIDIR, KARŞI MIDIR? BUNU GÖSTERMESİ GEREKİR.

 

 

CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ’un bir gazetecinin Irak ve PKK konusunda sorduğu soruya verdiği cevap   :

 

 Bir kere Nato’nun görevleri açısından bakıldığı zaman Nato’nun böyle bir görevi, tarif edilen bir görevi olduğunu ben bilmiyorum. Şimdi, Kuzey Irak’taki durumla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü basınımızın bazı sayın yorumcuları, köşe yazarları çok yanlış temele dayandırılarak değerlendirme yapıyorlar. bunlara bir açıklık getirmek istiyorum. Bizim iddiamıza göre Türkiye’yi tehdit eden ayrılıkçı terör örgütü Türkiye’nin bütünlüğüne karşı düşünceler taşımaktadır. Türkiye’nin içindeki  ...... dönüştürmeye, bölüştürmeye  dönük talepleri olan bir örgüttür ve dış destekli bir örgüttür. Dışarıdan her türlü yardımı alan bir örgüttür. Silah, cephane, para. Şimdi bu örgütün Amerika Birleşik Devletlerinin de  ve bütün dünyadaki ülkelerin de kabul ettiği gibi terör listesinde ismi yazılıdır. Dünyanın karşı koyduğu terörizmin, terörizm amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu herkes tarafından kabul edilmiştir. şimdi bu örgütün ana karargahı, ana silah depolarının, mühimmat depolarının ve eğitim tesislerinin bulunduğu yer de bizim komşu ülkemizin sınırları içindedir. Bunun varlığından kimsenin şüphesi yoktur. bizim komşumuza düşen görev nedir? Bizim için silahlı tehdit oluşturan bu yasadışı, dünyanın terörist listesinde yer almış bu oluşumun oradan çıkartılmasıdır. Irak bunu kendi iç nedenleriyle, yetersizlikleriyle yapamıyor veya yapmıyor. Peki biz seyirci mi kalacağız? Bizim sınırlarımızdan içeri girip silahlı saldırıda bulunmak, mayın döşemek, çocuklarımızın, gençlerimizin, sivil halkın ölümüne neden olacak, yerini bileceğiz, imkanlarını bileceğiz ve biz buraya müdahale etmek için uluslararası antlaşmalara dayanan haklarımız olduğu halde elimiz kolumuz bağlı kalacağız, Amerika Birleşik Devletleri evet demedi diye biz oraya gitmeyeceğiz. Böyle bir şey düşünülemez. Biz Irak topraklarını işgal etmek için oraya gitmiyoruz. Biz Irak topraklarında devamlı kalmak için gitmiyoruz. Biz orada nokta operasyonları yapmak için gidersek gideceğiz. Oradaki terör yuvalarını yok edeceğiz, etkisiz hale getireceğiz. Sınırımızda güvenliği sağlayacağız, döneceğiz içeride terörü çeşitli boyutlarıyla ortadan kaldırmak için ekonomik sosyal tedbirler dahil güvenlik tedbirleri dahil hepsini uygulayacağız. Bundan daha doğal bir hakkımız olabilir mi? kimse bize bu hakkımızı kullanıyoruz diye suçlayabilir mi? kimse Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir sınır ötesi harekete yeşil ışık yaktığı, destek verdiği için suçlanabilir mi? şimdi asıl suçlanması gereken o varlığın orada barınmasına destek olanlardır. Onu Türkiye’de savunanlardır. Oraya gitmeyin daha büyük sorun çıkabilir diyenlerdir. Basının bu sorumsuz yazarlarına ben buradan ifade ediyorum. Siz Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir vatandaşı mısınız? Türkiye’nin birliğine bütünlüğüne inanan bir vatandaş mısınız? yoksa Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı tehdit oluşturan tehlikelerle yandaş mısınız? onların yanında mısınız? açıkça bunu söyleyin. Bu yazıları yazanlar bellidir. Benim hedef aldığım kişiler bellidir. Ben onları merak ediyorum bundan sonra ne söyleyeceklerini. PKK’dan yana olacaksınız, ondan sonra da Türkiye’nin hakkını hukukunu savunan siyasetçilere çamur atacaksınız ve onları eleştireceksin hatta onlara hakaret edeceksiniz. Böyle yağma yok. kimseye bu hakkı vermeyeceğiz. Herkesin hak ettiği cevabı kendisine vereceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın. Hele Amerika Birleşik Devletleri hele siz durun biz bu işe bakacağız demek suretiyle bizi uyutmaya kalkmasın. Dostluğa yakışmayan bir tavırdır bu. Amerika Birleşik Devletleri açıkça PKK’dan yana mıdır? Yoksa PKK’ya karşı mıdır? Bunu sergilemesi, bunu göstermesi gereken bir fırsatla karşı karşıyadır. Yoksa siz bekleyin, biz bunu başka yollarla çözeceğiz. Ben buradan ilan ediyorum, söylüyorum. PKK terör örgütünü Kuzey Irak’daki Kandil Dağlarında muhafaza eden Amerika Birleşik Devletleri ve Irak hükümeti PKK’yı Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanmaya karar vermişlerdir. Onlar PKK’yı bize karşı kullanma kararlılığı içindedirler. Çünkü yakın bir gelecekte, belki bir sene iki sene içerisinde hiç kimsenin tereddüdü olmasın Kuzey Irak’taki Kürt varlığı müstakil bir devlet halinde ortaya çıkacaktır ve oradaki PKK’da o Kürt varlığının silahlı gücünün bir parçası olacaktır. Amerika Birleşik devletlerinin bizim bu gerçeği bildiğimiz fark etmesi gerektiğine inanıyorum. Biz bu gerçeğin böyle olduğunu biliyoruz. Böyle olduğuna inanıyoruz ve bir bakımdan da Amerika Birleşik Devletlerinin bu konudaki tutumunu şiddetle kınıyoruz.


Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim