tphlogo

İstanbul Milletvekili Ali Topuz’un Günaydın Gazetesinin Sorularına Yanıtı
11.03.1980



Demokratik Parlamenter sistemimizin vazgeçilmez unsurları olan Siyasi Partilerde, parti içi Demokrasi konusunda sürdürülen tartışmalar, son yıllarda giderek yoğunlaşmıştır. Demokrasimiz geliştikçe, toplumun örgütlenme düzeyi yükselerek Demokratikleşme süreci hızlandıkça, Siyasi Partilerde de parti içi demokrasinin gündeme getirilmesi ve bu konuda tartışmaların yoğunlaşması olağan karşılanmalıdır.

            Parti içi demokrasiden yakınmalar, bence iki temel nedenden kaynaklanmaktadır. Birincisi, Siyasi Partilerin tüzük ve yönetmeliklerindeki boşluklar, antidemokratik kurallar ve parti içi örgütlenmedeki eksikliklerdir. İkinci temel neden, Parti yöneticilerinin, kendilerini korumak, görevlerini sürdürmek ve daha etkin görevlere gelebilmek istemeleridir.

            Demokrat düşünceyi, eksiksiz olarak içine sindiremeyen parti yöneticilerinin, parti içi demokrasiyi sağlamaları beklenemez. Parti içi demokrasiyi gerçek anlamında sağlayabilmek, yalnızca yöneticilerin başarabileceği bir iş de değildir. Partili üyelerin de tıpkı yöneticiler gibi sorumlu davranmaları gerekir.

            Bu noktada, CHP’nin ikinci Genel Başkanı rahmetli İnönü ile 1971-1972 yıllarında aramızda geçen birkaç olayı anımsadım.

            1971 yılında Sayın Ecevit Genel Sekreterlikten ayrıldığı sırada ben CHP İstanbul İl Başkanı idim. CHP’nin yenileşme ve sola açılma savaşımını, rahmetli İnönü’nün desteğinde, Sayın Ecevit’in öncülüğünde sürdürmüştük. Sayın Ecevit’e olan güvenimiz ve bağlılığımız, onun Genel Sekreterlikten ayrılmasından sonrada devam ediyordu. Genel Başkan İnönü ile aramızda düşünce ve siyasal tutum farklılıkları vardı ve bu farklılaşma giderek büyüyordu. Rahmetli İnönü’nün, bazı parti yöneticilerinden ve o arada ağırlıklı olarak İstanbul İl Yöneticileri olarak bizlerden yakınması vardı. Merkez Yönetim Kurulundan İstanbul İl Yönetim Kurulunun görevden alınmasını birkaç kez ısrarla istemişti. Biz, İstanbul İl Yöneticileri olarak, Tüzüğe ve yönetmeliklere aykırı bir iş yapmamaya özen göstererek kendimizi korumaya ve Merkez Yönetim Kurulunu sıkıntıya sokmamaya çalışıyorduk. Biliyorduk ki, Tüzüğe aykırı bir iş yapmazsak, kimse bizi görevden almaya kalkışamaz. Çünkü, Genel Başkan İnönü, hisleri ile hareket etmez, meşruiyetten ayrılmaz. Bir süre durumumuzu böylece koruduk. Parti içindeki tartışmalar ve çekişmeler hızla yoğunlaşıyordu. Genel Başkan İnönü de bizlere karşı giderek sertleşiyordu. Bir ara, Genel Başkan, o zamanki Genel Sekreter yardımcısı rahmetli Kırıkoğlunu İstanbul’a göndererek bizim görevden alınmamızı sağlayacak nedenleri araştırmasını istedi. Rahmetli Kırıkoğlu İstanbul’a gelerek incelemelerde bulundu. Görevden alınmamızı gerektirecek bir durumun bulunmadığını saptadı. Rahmetli İnönü, tatmin olmamış olsa gerek ki, gözünü ameliyat ettirmek için İstanbul’a geldiğinde, 15 gün sürekli İstanbul örgütü ile ilgili incelemeler ve temaslar yaptı. İstanbul’da bize karşı mücadele veren, Kemal SATIR ve arkadaşlarının yandaşlarından mahalli lider durumunda olan, 100’ü aşkın partili ile tek tek ve gruplar halinde görüştü, değerlendirme yaptı. Ankara’ya döneceği günden bir gün evvelde benimle bir saat görüştü. Maçka’daki evinde yaptığımız görüşmeden ayrılacağım sırada, evindeki görevliler, rahmetli İnönü’ye beklediği 30 kişilik geldiğini haber verdi. Gelenler, sayın İnönü’nün görüşme yapmış olduğu, bize karşı olan partililerin önde gelenleri idi. Sayın İnönü bana dönerek, “Şimdi kim bilir senin ve arkadaşlarının hakkında neler söyleyecekler” dedi. Bir saatlik görüşmemiz sırasında ben, görevimizde bir eksiklik ve yanlışlık yapmadığımızı, arkadaşlarımın yada benim bir suçumuz varsa ve bunu saklamış iseniz bizi görevden alırsınız, biz kongreden seçildik, istifa ederek görevimizden ayrılmayız, demiştim. Sayın İnönü’nün bana dönerek söylediklerini dinledikten sonra bir istekte bulundum. Dedim ki, Sayın Genel Başkan, davetiniz üzerine sizinle görüşmek üzere buraya gelen 30 kişilik heyetin içinde bulunanları tahmin edebiliyorum. Benimle ve arkadaşlarımla ilgili olarak bazı şeyler söyleyebileceklerini belirttiniz ne söyleyeceklerini de tahmin edebiliyorum. İzin veriniz yapacağınız görüşmede bende hazır bulunayım, benim yanımda, ne söyleyeceklerse söylesinler, bende cevabını vereyim. Siz ondan sonra daha sağlıklı bir yargıya varırsınız. Sizin önünüzde yapılacak bu görüşmelerden sonra, benim ve arkadaşlarımın istifa etmesi gerekir derseniz bu isteğinize uygun hareket edeceğiz. Ama, Sayın Genel Başkanın, biz bu gelenleri çok iyi tanırız. Onlar, yıllardan beri size karşı bir siyasal hareketin içinde yer almıştır. Bugün size yaklaşmış olmaları aldatıcıdır. Partide yönetime gelebilmek için bu yaklaşım içindedirler. Siz onlarla birlikte politika yapamazsınız. Onların yükünü taşımaya hakkınız yok dedim. Rahmetli İnönü beni dinledikten sonra “Önümde tartışma yaptırmam. Siz şimdi gidin. Ben onlarla yalnız konuşacağım. Onların içinde de güvenilecek insanlar var.”  Dedi ve benim ertesi gün Yeşilköy havaalanına gelmemi isteyerek, Ankara ya dönerken Yeşilköy havaalanında vedalaşacağımızı söyledi. Ertesi gün, Yeşilköy havaalanında kendilerini karşıladım. Ankara ya gitmek üzere vedalaşırken, elini omzuma koyarak şunları söyledi: “ Sizin yerinize göreve getirmek üzere bir alternatif bulmak için çok uğraştım. Bulamadım. Ankara ya bir şey yapamadan dönüyorum. Sizinle beraber çalışacağız.”

            İnönü, bizi görevden almayı düşünmüştü, ancak, iki konuda emin olmak istiyordu. Birincisi görevden almayı gerekli kılan gerekçe, ikincisi, göreve getirilebilecek nitelikte kadrolar. Bunların ikisini de bulamadığını gördü.

            Rahmetli İnönü, düşünce ve siyasal tutum bakımından kendisi ile beraber olmadığımızı çok iyi biliyordu. Parti içinde sürdürülen mücadele, karşısındaki safta yer alıp oradan ayrılmayacağımızı da biliyordu. Parti içi mücadelede kendisine yardım edebilecek bir kadroyu bizim yerimize getirebilirdi. Ama onların parti içindeki mücadelede kendisine sağlayacağı desteğin ötesinde CHP’ye hiçbir şey veremeyeceklerini, belki de CHP’ye zarar verebileceklerini gördü. Bu gerçeği kabul etti. Sorumluluk duygusu ağır bastı ve kendisine karşı olduğumuzu bile bile bizimle çalışmaya karar verdi.

            Bu olayı, siyasal yaşamımın en değerli bir anısı ve önemli bir deneyimi olarak daima aklımda tutarım.

            Evet, kişilerin sorumluluk duygusu, demokrasiye bağlılıkları, kendilerinden önce Partilerini düşünmeleri, parti içi demokrasinin sağlanmasındaki en büyük etkenlerdir.

            Ülkemizdeki siyasi partilerin hemen hepsindeki parti içi demokrasi yeter düzeyde sağlanamamıştır. Parti içi demokrasinin yeter düzeyde sağlanamaması, sadece, siyasi partilerimizin sorunu değildir. Bu aynı zamanda demokrasimizin ve çok partili parlamenter sistemimizin de önemli bir sorunudur.

            Ülkemizin içinde bulunduğu çok yönlü ağır bunalımların nedenleri arasında, Siyasi Partilerimizde parti içi demokrasinin yeterince sağlanamamış olmasını da saymamız gerekir.

            Siyasal yapımız ve siyasal partilerimiz, demokrasi açısından bir yozlaşma süreci içindedir. Partilerin içinde ve partilerin arasında düşünceye saygı azalmış, barış ve hoşgörü ortamı zedelenmiştir. Sen, ben kavgası, inatçılık, tahammülsüzlük artmış, partilerin içinde ve aralarında demokrasini dengesi bozulmuştur.

            Hızlı bir değişim ve gelişim süreci içinde olan toplumumuzda karşılaştığımız bu durumu biraz da olağan karşılıyorum. Bu bunalımdan çıkış yolunu, yine demokrasi içinde mutlaka bulacağız. Demokrasiyi içine sindirenlerin, özverili ve cesaretli çabaları demokrasimizin yaşadığı bu bunalımı aşmaya yetecektir. Buna yürekten inanıyorum.


Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim