tphlogo

20. Dönem
12.10.1998

Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında verilen gensoru önergesinin ikinci görüşmesi çerçevesinde konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu hakkında verilen gensoru önergesinin ikinci görüşmesini yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini size sunmak üzere karşınızdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçen müzakereler sırasında, Sayın Bakanın verdiği yanıtlar ve yaptığı yorumlarla ilgili olarak içine düştüğü çelişkiler ve aktardığı bilgilerdeki eksiklikler ve yanlışlıklar konusunda bu oturumda konuşma yapacağımı ve bazı hususları daha ayrıntılı bir şekilde dikkatinize sunacağımı ifade etmiştim. Şimdi, o görevimi yapmak istiyorum.
Benden önce konuşan muhalefete mensup iki milletvekili arkadaşımın, genelde, bu konuyla ilgili olarak teknik açıdan yapmış oldukları değerlendirmeleri, doğru ve haklı buluyorum. Önemli olarak altını çizmek istediğim konu şudur: Sayın Bakanın, bu konuya yaklaşırken, herhalde, teknik konulardaki bilgi eksikliğinden ya da bu konularla ilgili değerlendirme yapma alışkanlığını kazanamamış olmasından kaynaklanan, çok önemli çelişkiler ortaya çıkmıştır ve Sayın Bakan, birtakım teknik kavramları birbirine karıştırarak, olayı da karmakarışık bir noktaya taşımaya çalışmıştır. Eğer, bunu bilgi eksikliğinden yapmışsa, yapacağımız açıklamalardan ikna olarak hatasını düzeltmesi gerekir. Yok, bunu bilgi eksikliğinden değil de, olayı saptırmak amacıyla yapmışsa, bunun çok ağır bir sorumluluk olduğunu, konuşmamın başında belirtme ihtiyacını duyuyorum.
Sayın Topçu, Bakanlık olurlarındaki ifadeleri, teknik şartnamelerdeki birtakım tanımlamaları hep birbirine karıştırmış. Örneğin, otoyolla ilgili köprü ve tüneller için konulmuş birtakım tarifleri ve tanımları, körfez geçişindeki köprü ve tüneller için bile kullanıp değerlendirme yapma noktasına kadar gelerek, bu konuda bilgisiz olduğunu da kanıtlamıştır. Başka birçok örnek var; ama, meselemiz bunlar değil. Ben, Sayın Topçu'nun, gerçekleri gördükten sonra hâlâ doğrunun yanında yer alma ihtimalinin onun açısından öyle bir ihtimalin, Hükümet açısından böyle bir ihtimalin- var olduğunu düşünerek, o iyi niyetle yorum yapmaya çalışıyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu ihaleyle ilgili en kritik iki konudan biri, Bakanlık olurundaki 8 inci maddenin uygulamasıyla ilgili olan konudur. Nedir o; tekliflerin hangi sırayla müzakereye çağrılacağı konusu. Bu yapılırken, nelere riayet edilmesi gerektiğiyle ilgili 8 inci maddede bir belirleme var; ama, sıralamayı yapan komisyon, o 8 inci maddede öngörülen önceliklere göre sıralama yapılması gerektiğinde, üçüncü sıraya itilen teklifin birinci sırada olması gerektiğini kabul ederek "ama, teknik bakımdan şu şu eksiklikler var; o nedenle, biz, bunu üçüncü sıraya almak zorunda kaldık" diyor; o da, seyir gabarileriyle ve projenin teknik tarafıyla ilgili iki tane konu. Bu iki konu etrafında, Sayın Bakan ile bizim aramızda derin bir farklılık vardır; meselenin özü de buradadır.
Biraz evvel konuşan DSP Grubunun sayın sözcüsü, özellikle seyir gabarileriyle ilgili olarak, teknik olarak gösterilen eksiklikler nedeniyle sıralamanın böyle olduğu konusunda açık bir ifadede bulundu. Öyle ümit ediyorum ki, seyir gabarileriyle ilgili söyledilerinin yanlış olduğunu belgeleriyle burada kanıtladığım zaman, DSP Grubunun sayın sözcüsü ve DSP Grubundaki değerli arkadaşlarım, o iddialarının yanlış olduğunu anlayarak bizimle beraber hareket etme ihtiyacını duyacaklardır; aksi takdirde, kasıt olduğu kanaatini taşırsak, bize gücenmeyeceksiniz.
Değerli arkadaşlarım, Bakanlık olurunun 8 inci maddesi, en ucuz teklifi veren ve tesisi en kısa sürede devlete teslim edecek olan firmanın birinci sırada yazılarak müzakerelerin o sırayla başlatılmasını; bir yap-işlet-devret modeli olduğu için, sonuna kadar kamu yararını gözeten bütün ihtimalleri gerçekleştirmeyi amaçlamıştır.
Şimdi, 8 inci maddede, belirtilen fiyatın en ucuz teklif olduğunu ifade ettiğimiz zaman -üçüncü sıraya itilen firmanın teklifinin en ucuz fiyat olduğunu ifade ederken- kullanılan en önemli enstrüman, en önemli dayanak, geçiş ücretleridir. Sayın Bakan, geçiş ücretlerinin üçüncü sıraya itilen firma için 12 dolar olduğunda ısrar ediyor "onların teklifi 12 dolardı, birinci sıradakinin teklifi 11.25 dolardı" diyor ve burada, iki meseleyi gözardı ediyor. Birincisi -şimdi, belgesi, delili elimdedir; Sayın Bakana isterse vereceğim, Başkanlık isterse vereceğim- üçüncü sıraya itilen, teklifi veren firma, teklif mektubunu verdiği gün, teklif mektubunu yazarken, işte "davetiniz üzerine, size teklifi veriyorum" deyip teklifini açıklarken, ayrıntılı olarak bütün araçlar için verilmiş olan tabloda bulunan geçiş ücretlerinin yüzde 25 oranında tenzilata tabi tutulmasını taahhüt ettiğini ifade ettiği halde, Sayın Bakan "dosyada böyle bir şey yoktur" dedi. Ya Sayın Bakan dosyada bu maddenin olduğuna ilişkin kendisine verilen bilgilerle yanıltılmıştır ya da Sayın Bakan, kendini haklı çıkarabilmek için, bu yanılgıya bizzat katılmaktadır.
İddia ve ispat ediyorum ki, teklif verildiği anda, teklifteki fiyatlar yüzde 25 oranında tenzilata tabi tutulmuştur. Bunu dikkate almayan zihniyet, ancak ve ancak, ihaleyi bir başka firmaya vermeye kararlı bir zihniyet olabilir.
İkinci konu - yine yazılı belgeleri yanımdadır, isteyenlere vereceğim- her iki firmanın verdiği geçiş ücretleriyle ilgili tekliflerden üçüncü sıraya itilen teklifin KDV dahil bir teklif olduğu, 25 birinci sıraya aldıkları teklifin ise KDV hariç bir teklif olduğu bu belgelerden açıkça görülmektedir. Bu ne demektir; yüzde 15 oranında... 11,25 dolar ki -o, sonradan 25 sentini indirmiştir- o 25 sentini düştüğünü kabul edelim; 11 dolara yüzde 15 oranında KDV eklendiği zaman 12 doların üstünde bir rakama ulaşılıyor. Öteki, KDV'si dahil olmak üzere, 9 dolar. Biraz evvel konuşan Veysel Candan arkadaşımız, netice itibariyle, 4 milyar dolar ile 11 milyar dolar arasında... Birisi 4 milyar dolarken toplayacağı paralar açısından öbürü 11 milyar dolara varan bir büyük, fahiş farklılık söz konusudur.
Sayın Bakanı buradan uyarıyorum, Cumhuriyet Hükümetinin Bakanının iyiniyetine ve dürüstlüğüne inanmak istiyorum; bu kadar açık seçik belgeler ortadayken, hâlâ bunların tersini savunmak, ne Sayın Bakana, ne onun Hükümetine, ne de o firmalara hiçbir şey kazandırmaz. (CHP ve FP sıralarından alkışlar)
Bugün, bu ihaleyi böyle yapmış olursunuz; ama, yarın, iktidardan gittiğiniz zaman, bugün soramadığımız hesabı, sizden, çok acı olarak sorar bu millet!
İSMET ATTİLA (Afyon) - Şimdi soralım canım...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Bakınız, yapılan ilk tahminlere göre, 500 trilyonun üzerinde farklılık var. Bütün kamu görevlilerinin 20 puanlık bir maaş artışı için 300 trilyonu bulamayan bu
Meclis...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Bu Hükümet...
ALİ TOPUZ (Devamla) - ...300 trilyonu bulamayan bu Hükümet, şimdi, en az 500 trilyon, başka türlü bir hesap yapılacak olursa, vatandaşa atılan kazıkla beraber hesap yapılacak olursa, 6 milyar dolara varan bir soygun söz konusudur. İddia ediyorum, altına imzamı atarak söylüyorum, bu işleri bilen bir insan olarak söylüyorum ve Yüce Meclisin, özellikle Hükümeti oluşturan partilerin ayılmasını istiyorum.
İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Oyunuz ne olacak?
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) - Oyunuzun rengi ne olacak?
ALİ TOPUZ (Devamla) - Bir dakika efendim... Bakınız, şu "oyunuz ne olacak" lafını keşke söylemeseydiniz; çünkü, siz, meseleyi, bu sorunu çözmek yerine, buradan siyasal bir sonuç almaya çalışıyorsunuz. İşte, yanlış olan budur. (CHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Eğer, aynı mantıkla hareket edecek olsam ben, o zaman "bu sıralamayı yanlış yapan hükümet sizin hükümetinizdir, bu soygunu başlatan sizin hükümetinizdir" demem lazım; ama, demiyorum. (CHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Çünkü, o Sayın Bakanın iyiniyetine inanıyorum, o sıralamayı böyle yapan bürokratların o Bakanı da kandırdığını "siz merak etmeyin, böyle yaptık; ama, biz hepsiyle görüşeceğiz" dediğini de biliyorum. Onun için, bırakın bu istismarı, gelin şu meselenin esasını çözelim. (FP sıralarından "o halde bizi niye suçluyorsunuz" sesleri) Gensoru mu, soruşturma mı; ona da geleceğim.
İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Sayın Topuz, bunun istismarla hiçbir alakası yoktur.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım...
M. SIDDIK ALTAY (Ağrı) - Demagoji yapma.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Çarşamba günü Mecliste misiniz, değil misiniz?
ALİ TOPUZ (Devamla) - ...ben söylediğim her şeyin ne olduğunu biliyorum. Öyle oturduğunuz yerden bana laf atmayın, hepsinin cevabını veririm ben.
Şimdi, fiyatlarla ilgili mesele bu.
BAŞKAN - Efendim, sürenizi siz kendiniz kullansanız keşke diye düşünüyorum.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Lütfen.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Gelelim önemli öteki bir meseleye, seyir gabarileri meselesine.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın bu kürsüden verdiği bilgiler, özel olarak bütün arkadaşlarımıza teker teker imkân bulduğu zaman verdiği bilgilerin tamamı yanlıştır. Sayın Bakan aldatılmaktadır. DSP'nin sayın sözcüsü, kendisine verilen tek taraflı bilgileri kullanmıştır. İyi niyetinden kuşku duymuyorum; ama, öyle değildir. Daha ikinci ihalenin teklif mektupları verilirken, o mektupların içinde projelerle ilgili her türlü düzenleme yapılmıştır.
Bakınız, ikinci ihale yapılmadan önce şartnamede 400 metre olan seyir genişliği, zeyilnamede sonradan ifade edildiği biçimiyle 800 metreye çıkarılmıştır. Birinci ihaleye 400 metrelik bir teklifle giren üçüncü sıradaki firma, bu ikinci ihaleye girerken, zeyilnamede öngörülen değişikliği göz önüne alarak -belgeleri, bilgileri, projeleri yine dosyamdadır- seyir genişliği olarak gösterilen 800 metreyi, köprüye 900 metre olarak taşımaktadır; suüstü köprüde 64 metre aynen vardır, sualtı 35 metre aynen vardır; bu konularla ilgili hiçbir eksikliği yoktur; ama, bu gerçeği, herkesin gözünden saklıyorlar, Hükümet ortaklarının da gözünden saklamaya çalışıyorlar ve diyorlar ki: "Teknik şartnameye aykırı teklif verdi." Hayır, bu bir iftiradır.
Dosyayı açarsanız, bir tarafsız heyet önünde bu dosyayı incelemeye tabi tutarsanız Sayın Bakan, söylediklerinizin hepsinin yanlış olduğunu size gösteririm; o zaman, tahmin ediyorum, suratınız çok kızarır. Yapmayın bunu!.. Yapmayın!.. Bu kadar yalan söylemeyin, bu kadar gerçekdışı konuşmayın. Bir firmayı ekarte edecekseniz, başka sebepler bulun, edin, bizim umurumuzda değil (A) firması veya (B) firması; ama, ortaya koyduğunuz tercihleri, sanki, bir firmayı kayırıyormuş gibi koyduğunuz konusunda tereddütler hasıl olmaktadır bizde ve bir de, kamu yararı değil de, kamunun aleyhine bir durum söz konusudur.
Bakınız, üçüncü sıraya itilen teklifin köprü projesini çizen profesör, şu anda bitmek üzere olan Normandiya Köprüsünü yapan ve projesini çizen profesördür. O, 856 metre genişliğindedir ve dosyada var hepsi- bu sefer -o, bir rekordur; o genişlikte başka köprü yoktur dünyada bu standarttaki köprülerde, bu teknolojiyle ilgili köprülerde; ama- körfez için önerdiği 900 metredir.
Değerli arkadaşlarım, kaldı ki, müzakere aşamasında bu projenin teknik özellikleriyle ilgili konuşulması gereken birtakım eksiklikleri varsa, bunlar, firmalarla konuşularak giderilmesi gereken konulardır. Kesin proje verilmiyor; burada bir proje yarışması yok. Burada, bir fiyat ve erken teslim etme yarışması var; proje yarışması yok. O nedenle, projelerde ufak tefek yanlışlıklar olsa bile, bunları gidermek o müzakerenin konusudur. Ayrıca şunu da söyleyeyim: Teknoloji hızla ilerliyor; artık, asmaköprü teknolojisini aşan -burada, üçüncü firmanın önerdiği tipte- köprüler söz konusudur dünyada.
Tüpgeçit projesini sunan, üçüncü sıraya itilen firmanın yabancı ortağı, Manş Tünelini yapan üç firmadan bir tanesidir ve dünyanın en büyük firmalarından biridir; Karayolları Genel Müdürlüğünün 1,5 milyar dolarlık bütçesi yanında, onun 16,5 milyarlık yıllık cirosu vardır. Neyi konuşuyorsunuz siz, hangi firmaya güvenmiyorsunuz?!.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan burada konuşmasında yine çok büyük bir hata yaptı "müzakere dediğiniz şey, dosyalar verilirken yapılır; dosyalar verildikten sonra, teklifler verildikten sonra müzakere yapılmaz; kanunu okuyun" dedi. Ben de ona söylüyorum şimdi, başında bulunduğunuz Bakanlığın yayımladığı oluru okuyun; müzakerenin ne zaman yapılacağı, müzakerenin ne anlam ifade ettiği...
Yap-işlet-devret modelinde iki aşamalı bir değerlendirme vardır. Firmalar seçildikten sonra, verilen teklifleri sıraya koymak, bir değerlendirmedir; çünkü, sıraya koyma, idarenin en önemli tercihini ortaya koyuyor. Eğer idare diyorsa ki "erken teslim önemlidir" ona göre sıralıyor, eğer idare diyorsa ki "maliyeti önemlidir" ona göre sıraya koyuyor. İkinci aşama, o sıralamadan sonra, oturup müzakere edecekler, her firmayla müzakere edecekler ve her firmanın kamu yararına olan hükümlerini, mümkünse, tekliflerden birinin bünyesinde toparlamaya çalışacaklar; bu yapılmamıştır.
Vaktimin azaldığını görüyorum.
BAŞKAN - 4,5 dakikanız var.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın bir başka önemli yanlışı da, hep kendinden önceki bakanlara sorumluluğu atmaya çalışıyor; hatta, burada konuşmasında çok büyük bir demagojiye yer verdi; yani "ben, onun yaptığı yolsuzluğu bunun yaptığı yolsuzluğu burada savunmak durumundayım yahut da ona karşı ben savunma yapmak durumundayım" diyor; nereden çıkarıyorsunuz Sayın Bakan? Bu ihale, 1994'te başlamış, Sayın Onur Kumbaracıbaşı, Sayın Erman Şahin zamanında olurları alınmış, şartları tespit edilmiş; daha sonra, Sayın Cevat Ayhan zamanında da, o söylediğim 8 inci maddeye göre yapılması gereken sıralama yanlış bir şekilde yapılmış; bunlar, hazırlık çalışmaları. Bundan sonra, Refah Partisi Hükümeti gitmiş ve onun yerine, Sayın Topçu'nun da içerisinde bulunduğu bu yeni Hükümet gelmiş. Bu yeni Hükümet döneminde, müzakerelerin devam etmesi ve ihalenin bağlanması gerekiyordu; nitekim, o da yapılmış. İhaleyi yapan, Sayın Topçu; müzakereleri bağlayan, Sayın Topçu; idarenin verdiği kararın hihaî karar haline gelmesini sağlayan, Sayın Topçu; şimdi, siz, buradan, bu işi başlatan bakanlara nasıl suç izafe edebilirsiniz ve kendinizi sütten çıkmış ak kaşık gibi kenara koyarsınız?! Böyle saçma şey olmaz, bu kadar vefasızlık da olmaz, bu kadar asılsız iddialarda bulunmak da olmaz!
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan pek çok şeyi kamuoyundan gizliyor, Meclisten gizliyor, Danıştaydan gizliyor. Danıştayın istediği işlem dosyasını eksik verdiklerini iddia ediyorum bu kürsüden; gelsin Sayın Bakan, bana bunun yanıtını versin! Benim burada verdiğim, burada bulundurduğum belgelerin pek çoğu, Danıştaya verilen işlem dosyası içerisinde yoktur. İşlem dosyası, o konuyla ilgili yapılmış bütün müzakerelerin tutanakları da dahil olmak üzere, bütün konuları içermesi gereken bir dosyadır; ama, suya sabuna dokunmayan, gazete ilanları, işte birtakım resmî yazışmalar dosyanın içerisine konulmuş, ama, can alıcı belgeler konulmamış.
Değerli arkadaşlarım, şimdi gelelim sonuç bölümüne:
Değerli arkadaşlarım, bir kere, bu gensorunun gündeme alınmasını sağlayan arkadaşlarımız 26 Temmuz 1998 tarihinde bu gensoruyu vermişler; fakat, aynı gruba mensup milletvekilleri, bu tarihten üç gün önce, Sayın Mesut Yılmaz hakkında da bu konuyla ilgili soruşturma açılmasını da istemişler; yani, bu gensoru önergesini veren arkadaşlarımız, önce bir soruşturma istemişler -ki, doğru olanı buydu- fakat, nedense, arkasından, gelmişler, bir de gensoru önergesi verelim demişler. Takdirlerine biz karışamayız; ama, şunu söylemek istiyorum: Eğer gensoru önergesi verilmesi gerekiyorsa, burada, Sayın Topçu ve Sayın Başbakan hakkında beraber verilmesi gerekir; sebebi de şu: Sayın Topçu kendiliğinden mi yapıyor bu işleri; biz, bütün ihalelerin bu Hükümet döneminde nasıl yapıldığını biliyoruz -hep beraber biliyoruz; önergenin sahipleri, sizler de biliyorsunuz- Sayın Başbakanı bundan ayırmanın imkânı yoktur; Başbakan ve Sayın Topçu, bu konuda beraber suçlanması gereken kişilerdir ve haklarında yapılacak işlem de, birlikte istenmesi gereken bir işlemdir; ama, bu, gensoruyla gelmiştir.
Şimdi ne olacak; diyelim ki gensoru kabul edildi, Sayın Yaşar Topçu Bakanlıktan düştü; peki, bu iş ne olacak; bu ihale ne olacak; bu ihaleyi kim yapacak; böyle mi yapılacak?!. Ne yapacağız; bir soruşturma önergesi daha vereceğiz, bu konuyu soruşturacağız; sonra, gerekiyorsa Yüce Divana vereceğiz. Peki be kardeşim, bunun doğrusu, akıllıca olanı, önce soruşturmayı verip -hep beraber- o soruşturmayla ilgili bir kanaate vardıktan sonra, eğer Yüce Divan yolu işleyecek olursa, hem siyasî cezalandırma var hem hukukun, mahkemenin önünde hesap sorma imkânı var; bunun doğrusu buydu...
BAŞKAN - Sayın Topuz, süreniz bitti efendim.
Sayın Topuz, 1 dakika yetiyor mu efendim?
ALİ TOPUZ (Devamla) - Evet efendim, teşekkür ederim.
İçinde benim de bulunduğum Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup milletvekilleri olarak, Sayın Yaşar Topçu hakkında bu konuyla ilgili bir soruşturma açılmasını ve bu soruşturmanın, eğer mümkünse, Sayın Başbakanın soruşturmasıyla beraber bir şemsiye altında görüşülmesini talep etmekteyiz.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Gensoruyu aykırılıyorsunuz; yani, bu kadar yanlışları söylüyorsunuz, gensoruyu aykırılıyorsunuz.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Deminden beri söylediğimi eğer bir grubun başkanvekili hâlâ anlamamışsa, benim yapacak fazla bir işim yok. (CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Gayet iyi anladım.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu Meclis, bundan kısa bir süre önce, 488 milletvekiliyle, bir seçim tarihi tespit etti ve Türkiye'yi seçime götürmeye karar verdi. Bu karar, sanıyorum, bu dönemde alınmış -demokrasimiz açısından alınmış- en önemli karardır.
Bir bunalım yaratmak isteyenler -hem Hükümete hem bazı muhalefet partilerine söylüyorum- Türkiye'de bir hükümetsizlik yaratmak, bir bunalım yaratmak, belki böylece bu seçim sürecinin işlemesini engellemek gibi bir hareketin içerisinde olabilirler; ama, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizi, kendilerine ortak bulamazlar. Biz, 18 Nisana kadar gidecek olan süreyi salimen geçiştirmek istiyoruz ve Türkiye'yi, bir kazaya uğramadan, Meclisin seçim kararını, bir kazaya uğramadan 18 Nisana taşımaya çalışıyoruz. Hükümet bir taraftan "buna gensoru verirseniz ben çekilirim" diyecek, siz bir taraftan "siz, gensoruya niye evet demiyorsunuz" diyeceksiniz, böyle iki taraftan Cumhuriyet Halk Partisini bir cendereye alarak kendi siyasal amaçlarınıza bizi alet etmeye çalışacaksınız; bunda yokuz. Biz, örneği yeni görülen sorumlu bir muhalefet çalışması yapıyoruz ve bu doğrultuda hareket ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar; DYP sıralarından alkışlar [!]) En kısa zamanda seçime gideceğimize inanıyoruz ve asıl sorunun sandıkta çözüleceğine inanıyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 4. Yasama Yılı 5. Birleşim 12/Ekim /1998 Pazartesi
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim