tphlogo

20. Dönem
06.10.1998

Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında, Anayasanın 99. ve İçtüzüğün 106. maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önerge (izmit körfezi) ile ilgili konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok değerli üyeleri; Kars Milletvekili Sayın Sabri Güner ve 26 arkadaşının, İzmit Körfez Geçişi Projesi ihalesinde mevzuata aykırı davranmak suretiyle usulsüzlük yaptığı ve devleti zarara uğrattığı iddiasıyla, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu hakkında, Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğümüzün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi en iyi dileklerimle ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yeni düzenlenmiş salonunda, böyle bir konuyla ilk konuşmaya başlamayı, hiç kuşkusuz istemezdim. Bir yolsuzluk meselesini, bir yolsuzluk iddiasını konuşmak yerine, ülkemizin daha önemli sorunlarını, ilk konuşma sırasında gündeme getirebilme imkânını elde etmiş olsaydım, kendimi daha mutlu sayacaktım.
Son yıllarda ve özellikle son aylarda, üst üste yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları, çeteleşme, mafyalaşma gibi iddialar, gelişmeler devletin ve toplumun derinden sarsılmasına neden olan yankılar yaratmıştır; böyle bir ortamda bu meseleyi konuşuyoruz. Ayrıca, son günlerde, Suriye'yle ilgili ortaya çıkan kriz ortamı içerisinde bu konuyu görüşüyoruz. Yine, hep beraber biliyoruz ki, Yüce Meclis, kısa bir süre önce seçimleri yenileme kararı almış; seçimlere giden bir süreçte böyle bir konuyu görüşüyoruz. O nedenle, izin verirseniz, böyle duyarlı bir ortamda, hepimize düşen serinkanlı davranma yolundan ayrılmamamız gerektiğini, akıl yolundan ayrılmamamız gerektiğini, gelişmeleri objektif değerlendirmeyle yorumlamamız gerektiğini kısaca hatırlatmak istiyorum. Duygusal nedenlerle veya salt siyasal çıkar beklentileriyle konuları kendi amaçlarının ötesinde sonuçlara taşıma yolunda bir gayret içerisinde olmamamız gerektiğini ve salimen seçimlere kadar giden dönemi, hep birlikte, ülke için yararlı bir biçimde değerlendirmemiz gerektiğini ifade etmeyi konuşmamın başında ortaya koymayı da, ayrıca gerekli gördüm.
Şimdi, biz, böyle bir ortamda, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasını konuşuyoruz.
ASLAN POLAT (Erzurum) - Tabiî ki alınmalı.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Bu konu, toplumumuzun gündemine yeni gelmiş bir konu değildir. Körfez geçişi, 1990'lı yıllardan beri Türkiye'nin gündemindedir. Zaten, biraz evvel konuşan arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, çeşitli dönemlerde çeşitli hükümetler tarafından bu konu gündeme getirilmiş ve belli bazı uygulamalar yapılmıştır; ama, uygulamanın asıl tedirginlik yaratan noktaya taşınması, birinci ihaleden önce, bu ihaleye katılması gereken firmaların tespit edilmesinden sonra, bu firmalarla ilgili değerlendirmelerin yapıldığı aşamada, bütün bakanların olurlarıyla ortaya konulmuş. Daha sonra gelen bakanların da o olurları değiştirmemiş olduğunu dikkate alarak o olurlar istikametinde düşündüklerini kabul edersek, bütün bakanların bu ihalenin ne biçimde yapılacağına ilişkin usul ve yöntemler konusunda ortaya koydukları kurallara ihale sırasında kesinlikle uyulmadığının ortaya çıktığını görüyoruz ve asıl bunalım, kriz de bu noktadan kaynaklanıyor.
Şimdi, yap-işlet modeliye yapılan ihalelerin kuralları da ilgili bakanlık tarafından, gerekiyorsa hükümet tarafından saptanarak açıklanıyor. "Görevlendirme Komisyonu" diye adlandırılan, teklifleri inceleyerek yap-işlet çerçevesinde o işi yapacak olan firmaların tespiti ve onları sıralandırmaya dönük değerlendirmeleri yapacak olan heyet, 30 Nisan 1997 tarihinde -yani, bundan önceki hükümet döneminde- verilen teklifleri incelemiş ve bunları incelemesi sonunda bir sıralamaya tabi tutmuştur. Bu sıralama, Bakanlık oluruyla ortaya konulan sıralamaya ilişkin kurallara kesinlikle uymamaktadır; çünkü, sıralamayı saptamaya ilişkin Bakanlık olurunun 8 inci maddesi çok açık bir tarif getirmiştir.
Önce, bu sıralamanın ne demek olduğunu kısaca bir değerlendirelim. Sıralama, işi birisine vermek anlamını taşımıyor; sıralama, müzakerelerin hangi sırayı takip ederek yapılması gerektiğini ifade ediyor. Olabilir ki, birinci sırada yer alan bir firma, müzakereler
sırasında, uygun bir teklif vermediği anlaşıldığı için ihale dışı bırakılabilir, ikinci sıradaki firma müzakereye çağırılır ve konu onunla tartışılır; o da olmuyorsa, ondan sonraki devreye girer. Sıralamanın amacı budur. Nitekim, şimdiki Hükümet, Petrol Ofisiyle ilgili ihaleye bu usulle gitmiş; işin, sıralamanın birinci sırasında yer alan firmaya değil, ondan sonraki sırada yer alan bir firmaya verilmesine karar vermiştir.
Şimdi, burada, bu sıralama yapılırken, ilgili olurun 8 inci maddesinde açıkça şu ifade edilmiştir: "Teklifleri alacaksınız, işi devlete en kısa sürede teslim eden, yapıp işletip en erken teslim eden firma hangisiyse ondan başlayacaksınız."
Aslında, yine bu değerlendirme, görevlendirme komisyonunun bir kararında da çok açıkça ifade edildiği gibi -erken teslim ve en ucuz maliyet teklif etmiş olan bir firma olarak üçüncü sıraya atılmış olan firmadan söz ediyorum- en erken tarihte teslim etmeyi ve en ucuz fiyatla işi gerçekleştireceğini ifade eden firmanın başka nedenlerle üçüncü sıraya atıldığı, o noktada, o kararda belirtilmiştir. Bu komisyonun böyle bir yetkisi yoktur. Böyle karar vermiş bir komisyonun kararına, ilgili bakanın veya daha sonra gelen bakanın uygulama sırasında kendisine bir sorumluluk getirip getirmediğini düşünerek -bu değerlendirme komisyonu kararına- yaklaşması gerekirken, Sayın Yaşar Topçu, kendisinden önceki dönemde yapılmış değerlendirmeyi, usullere uygun olup olmadığına bakmaksızın uygulamaya karar vermiştir ve o çerçevede ihaleyi sonuçlandırmıştır. İşte, Sayın Bakanın kusuru, yanlışı, bize göre, bu noktada başlamaktadır.
Bir kere, bir firmanın, kuralları ve yöntemleri belli eden bakanlık olurunda ortaya konulan iddiaya, kurala rağmen, üçüncü sıraya itilmesi için gösterilen gerekçeler teknik gerekçe olarak sıralanmıştır. Bu teknik gerekçelerin hiçbir kıymeti olmadığı, zaten, uzman kuruluşların daha sonra mahkeme kararıyla saptanmış raporlarından anlaşılmaktadır. Yani, Türkiye'nin dört büyük üniversitesinin, bir Amerikan üniversitesinin önde gelen uzmanlarının mahkeme kararıyla oluşturulan heyetler halinde yaptığı çalışmanın sonunda verilen raporlarda teknik olarak ortaya konulan eksikliklerin hiçbir kıymeti olmadığı ortaya konulmuş olmasına karşın, bunları Sayın Bakan dikkate almamıştır.
Ayrıca, bu ihale sırasında, talip olan müteahhitlerin bazı belirsizlikleri gidermek için yapmış oldukları itirazlar üzerine, Bakanlığın ilgili kurumlarının, bir zeyilnameyle, daha evvel açıklanan şartname, usul ve yöntemlerle ilgili ilave birtakım görüşleri de resmî belge haline dönüştürülmüştür. Bir müteahhidin sorusu üzerine, bu ihalede, yapılacak körfez geçişinin köprü olarak mı yoksa tünel olarak mı yapılacağı, her ikisinin olup olamayacağı konusunda fikir sorulmuş ve zeyilnamenin 35 inci maddesinde her ikisinin de olabileceği doğrultusunda cevap verilmiş olmasına rağmen, üçüncü sıraya itilen teklifin o sıraya itilme gerekçeleri arasında, bu şartnamenin köprüye göre yapılmış olduğu, köprüyü tarif ettiği, ama teklifin tünel biçiminde olduğu ifade edilmek suretiyle, bu meselede bir firmayı üçüncü sıraya itmek için kastî bir tavır içine girildiği de aşikâr görülmektedir. İşte, Sayın Bakanın, Sayın Topçu'nun bunu da dikkate almamış olması, bu konuya özen göstermemiş olması da, onun, bu konuyla ilgili kusurlu olduğunun bir başka delilidir.
Bir başka unsur: Sıralamanın biçimine daha evvel tespit edilen koşullara aykırı olarak karar verilmiş olması karşısında, üçüncü sıraya haksız olarak itildiğini gören firma, iyileştirme çerçevesinde, müzakereye katıldığı takdirde, orada, müzakere sırasında iyileştirme yapabileceği konularla ilgili önerilerini yazılı olarak Bakanlığa iletmiş olmasına karşın, Bakanlık bunları dikkate almamıştır.
Yap-işlet-devret modeliyle yapılan bir işte, birinci öncelikle, Bakanlığın, ilgili kurumun dikkat etmesi gereken konu, kamu yararını, hazine yararını gözetmek olmalıdır; kamu yararını, hazine yararını gözeten bir yaklaşım içerisinde hareket ederek uygun teklifi bulması gerekirdi; çünkü, belli bir sırayla müzakereye çağrılan firmalar, öncelikle erken teslime göre çağrıldığına göre, demek ki, kamu yönetimi, erken teslim etmeyi çok önemli bir unsur olarak ortaya koymuş ve ondan sonraki konuları masa başında müzakere etme anlayışını benimsemiş. Neden bunu benimsemiş; çünkü, idare, bütün teklifleri eline aldığı zaman, en erken teslimi teklif edecek firmaya, öteki firmalardan gelen, öteki konularla ilgili, idare yararına en iyi olabilecek biçimde, o konuları en erken teslim edecek firmaya kabul ettirmeyi denesin diye, onu onlara kabul ettirsin diye, öteki şartlarından o müteahhiti geri adım attırarak hazine yararını gözetsin diye bu usulü koymuştur. Oysa, bile bile, 2 milyar dolara varan bir fazla ödemeye neden olacak bir kamu ve devlet zararına, göz göre göre sebep olunmuştur.
Şimdi, Sayın Bakan, buraya çıkıp, ne yapalım, benden önceki dönemde başlayan bir sürece ben devam ettim diyemez. Onu diyecek olursa, o zaman, siz bakan olarak niçin orada duruyorsunuz derler insana. Siz geldiniz; sizden önce yapılmış bir yanlışlığı düzeltmek de sizin görevinizdir; bunun başka yolu yoktur.
Bu konuyla ilgili bilgileri ve belgeleri değerlendirirken, Sayın Bakanın yapmış olduğu yazılı açıklamaları ve bu konuya ilişkin olarak Bakanlığın gruplara görderdiği bilgileri derlerken, daha önce kafamda şekillenen ve bu konuyla ilgili kusurlu gördüğüm konuların daha da artmış olduğunu, o konuda, onu daha da perçinleyen ve meseleye kastî bir yaklaşım içinde yaklaşıldığının kuşkularını taşır hale geldiğimi de, burada, samimiyetle ifade etmek isterim. Çünkü, hiçbir devlet adamının düşmanlık esasına dayalı bir karar verme hakkı yoktur; hiç sevmediğiniz bir insanla bile, devlet adamı olarak muhatap olduğunuz zaman, sevdiğiniz bir insanla nasıl muhatap oluyorsanız öyle muhatap olmak mecburiyetindesiniz. Bu bir kamu görevidir. Bu kamu görevinde kişisel değerlendirmelere göre ayırım yapma hakkınız yoktur.
Bir bakan, çıkıp, basının önünde "ben, bu firmaya, hiçbir şekilde bu işin verilmesini kabul etmem" diye demeç veremez; eğer veriyorsa, o firmayla ilgili kişisel bir sürtüşmesine görevini alet ediyor demektir. Bunu kabul etmek mümkün değildir; ama, değerli arkadaşımız Sayın Topçu'nun, bazen ölçüyü taşan iddiaları olduğu biliniyor; bu, ilk de değildir. Bir karayolları bölge müdürleri toplantısında, Danıştay kararıyla göreve iade edilenlerin önünü kesmek için "ben bir hukukçuyum; ama, bu konuda hukuk mukuk
dinlemem" diyen bir kişinin bunları yapmasını da, ben, çok fazla yadırgamıyorum; ama, değerli arkadaşlarım, kamu yönetiminde eğer hukuktan ayrılırsanız, ayrıldığınız anda meydana gelecek gelişmelerin hem sorumlusu olursunuz hem de o gelişmeleri önleme imkânına sahip olamazsınız.
Zamanımın azaldığını biliyorum; onun için, söyleyeceğim bazı şeyleri atlayarak sonuna gelmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Bayındırlık Bakanlığındaki ihale işlemleri konusunda -sadece bu değil, pek çok bakımdan da- bazı kaygılar, kuşkular, her dönemde taşıdık. Bakın, bundan bir sene kadar evvel Karadeniz sahil yoluyla ilgili ihale konusu yine gündeme geldiği zaman konuştuk. Aradan bir sene geçti. 750 milyon dolar krediye ihtiyaç duyulan bu işler için, şu ana kadar ancak 146 milyon dolarlık bir kredi sağlanabilmiş. Neydi aceleniz o zaman?! Kredisi mredisi ortaya çıkmadan niye ihale ettiniz bunları; aceleniz neydi?! Üstelik, bu 146 milyon dolarlık ihale libor artı 2,25 ile alınmıştır; bu dış kredi, libor artı 2,25'ten kabul edilmiştir. Hani, bizim Hazinemiz libor artı 1,5 veya 1,75'ten daha fazlasını vermeyecekti?! Benim aldığım bilgiye göre 2,25...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Gidiciler de ondan...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, birkaç gün önce, yine, Pozantı civarında yapılacak olan karayoluyla ilgili otoyol ihaleleri yapıldı. Bu ne biçim kapalı zarf usulüyle ihaledir ki, ihaleye katılan firmaların hepsi, yüzde 20'nin üstünde, yüzde 21'in altında teklif vermiş ve işi almış; 20,1'le A; 20,2'yle B; 20,3'le C almış. Şimdi, beni kim inandırabilir, bu ihaleler önceden tespit edilmemiştir diye?! Kâğıt üzerinde her şeyi doğru yapabilirsiniz; ama -sesleniyorum- vicdanlarınızda bunun hesabını verebilir misiniz?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bunun hesabı vicdanlarda verilir mi?! Siz, yarışma koşullarını ortadan kaldırırsanız, rekabet koşullarını ortadan kaldırırsanız, bu memlekette meydana gelecek kötülükleri nasıl önlersiniz?!
Değerli arkadaşlarım, çetelerden bahsediliyor... İhale yolsuzlukları söz konusu olduğu zaman, bir tekerleme olarak şu söylenir: "İyi ama kardeşim, her ihalede müteahhitler bir araya gelerek anlaşıp devlete kazık atmıyorlar mı?" Doğru, böyle yaparlardı bir zamanlar; o, çeteydi, ihale çetesiydi. Nedir ihale çetesi, çete nedir; literatürde çete, kuraldışı hareket ederek çıkar sağlamak amacıyla bir araya gelen insanların oluşturduğu bir gruptur, bir teşkilattır; çetedir bu. Devletin görevi nedir; çetelerin o işi yapmasını önlemektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz, 1 dakika içinde toparlıyoruz efendim.
ALİ TOPUZ (Devamla) - İdarenin görevi, çetelerin ortadan kalkmasını sağlamaktır. Eskiden, idare, o çetelerin yaptığı anlaşmaları bozmak için çeşitli yöntemler uygulardı; hatta, ihale yöntemleri onun için değiştirildi; ama, şimdi görüyoruz ki, bu çeteler, kendi başlarına bunu yapmıyorlar; bunu, bazı devlet memurlarıyla, belki bazı siyasetçilerden aldıkları destekle yapıyorlar. İşte buna, literatürde, çete değil, mafya denir. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer devlet kurumları da çetelerle işbirliği yapar hale gelirse, buna, çete değil, mafya denir.
Türkiye'de, geçmiş dönemlerde, inşaat ihaleleriyle ilgili çeteler vardı; ama, şimdi, ihaleyle ilgili mafyanın da oluşmuş olduğunu görüyoruz. Bu yanlış bir şeydir. Hep beraber bunu önlemek zorundayız ve buna sebep olabilecek davranışları ortadan kaldırmak zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu sorunu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Süreniz bitti Sayın Topuz.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 4. Yasama Yılı 2. Birleşim 06/Ekim /1998 Salı
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim