tphlogo

20. Dönem
04.02.1998

Irak ile İlgili konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başbakanın son günlerin en önemli siyasal gelişmesiyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunması nedeniyle gruplar adına doğan haktan yararlanarak, kısaca konuyla ilgili değerlendirmelerimizi Yüce Meclisin bilgisine ve takdirine sunmak istiyorum.
Karşılaştığımız sorunun, Irak sorununun Türkiye ile ilgili ne denli önem taşıdığını örnekleyerek anlatmaya gerek duymuyorum; çünkü, yıllardan beri, bu konu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmaktadır; ama, bilmekteyiz ki, Irak'ta, Türkiye'ye yönelik olarak, iki noktada Türkiye'yi ilgilendiren çok önemli tehlikeler yaratılmaktadır. Bunlardan bir tanesi, bugün tartışma konusu olan, kitle imha silahlarının denetlenerek yok edilmesi olayı; diğeri ise, Irak'ın toprak bütünlüğüne bir ölçüde müdahale anlamını taşıyan otorite boşluğunun Türkiye için yarattığı ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlardır.
Bu kitle imha silahlarının boyutlarıyla ilgili olarak yakın bir geçmişe kadar 400 ton civarında ifade edilen; ama, gerçeğin -Sayın Başbakanın açıklamasıyla- 3 bin tonluk bir büyüklük ifade ettiğini dikkate alırsak, konunun dehşeti herkes tarafından daha kolay anlaşılacaktır.
Ben öyle zannediyorum ki, Cumhuriyet Halk Partisi öyle değerlendiriyor ki, Irak'taki bu durum bütün komşu ülkeler açısından büyük tehdit yaratmaktadır; hatta, belki, İran'ın bile, bu konuyla ilgili olarak duyduğu kaygılardan hareket ederek, bu silahların imha edilmesine dönük olarak Amerika Birleşik Devletlerinin öncülüğünde yapılacak harekete belki çok sert karşı koymayarak pasif destek verme yolunu seçebilecek noktada olduğu söylenebilir.
Bizim açımızdan, Türkiye açısından, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması vazgeçilmez bir ilkedir; ama, aynı değerde, Birleşmiş Milletlerin bu konuya ilişkin olarak aldığı kararların uygulanması da aynı derecede önemlidir. O nedenle, Hükümetin, genel olarak, Irak'ın toprak bütünlüğüne saygı ilkesine riayet eden ve Birleşmiş Milletler kararlarının eksiksiz olarak uygulanmasını gözeten bir politikayı ilke olarak izlemiş olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu konuda Hükümetin bir kusuru olduğunu söylemek mümkün değildir, doğru değildir; ancak, Hükümetin bu yaklaşımı yaşama geçirirken izlediği politika açısından elbette ki söylenecek epeyce şey vardır. Hükümetimizin, bu sorunları, bu önemli sorunu çözüme ulaştırma konusunda, bölgede barışı sağlamak, Birleşmiş Milletler kararlarını uygulatabilmek ve Irak'ın toprak bütünlüğünü koruyabilmek için sürdüreceği girişimlerde yeni sıkıntılar ve sorunlar
yaratmamaya özen gösteren bir yaklaşım izlemesi gerekir. Yani, Hükümetin yapacağı her girişimle, atacağı her adımla, Türkiye açısından yeni bir sorun, yeni bir sıkıntının yaratılmamış olması gerekir. Bu tanımlamayı başta niçin yaptığımı, konuşmamın son kısmında vereceğim örnekler ifade edecektir, açıklayacaktır.
Irak'taki kitle imha silahlarının Türkiye için taşıdığı iki büyük tehlike vardır. Bunlardan biri; bunların imha edilmemesi halinde doğacak tehlikedir. Bu, bütün bölge halkı için olduğu kadar, Türkiye için de büyük tehlikedir. O silahların bize karşı da kullanılma ihtimali, olasılığı her an düşünülmelidir. İkincisi; bu silahların imha edilmesi amacıyla yapılacak harekâtın yapılış biçimi ve Türkiye'nin o konuda takındığı tavır. Irak'ta meydana gelecek müdahale sonrası durum da, Türkiye için büyük sıkıntılar yaratabilecektir. Ne olabilir; muhtemel gelişmeler olarak bir müdahale şayet yapılacak olursa, önlenemezse; yani, kitle imha silahlarının denetimiyle ilgili Birleşmiş Milletler kararına geçerlilik kazandırılamazsa, bu konuda Irak ikna edilemezse ve bir müdahale söz konusu olursa, bu müdahale sonrasında, Irak'ta bugün var olan durumun, bundan çok daha kötü bir duruma dönüşeceği kesindir; Türkiye açısından da bunun daha büyük sorunlar yaratacağı kesindir. Belki de, Bağdat yönetiminin bugün kullanabilmekte olduğu birtakım yetkilerini kullanma olanağını bile ona tanımayan yeni bir sistem, yeni bir model ortaya konulma tehlikesiyle karşı karşıya kalınabilir. O nedenle, şayet bir müdahale olursa, müdahale sonrası meydana gelecek olumsuzluklardan Türkiye'yi kurtarabilmek için, müdahaleye kadar -temenni etmiyoruz ama- gitmesi muhtemel bir sürecin işlemesi sırasında Türkiye'nin takınacağı tavır fevkalade önemlidir ve bu da, fevkalade dikkatli bir siyaseti gerekli kılıyor.
Peki, bu kadar dikkatli bir siyasetin gerekli olduğu konuda Hükümetimiz ne yaptı, ne yapıyor? Daha, bu konunun tartışılmaya başlandığı üç günden bu yana Hükümetin politikasında belki iki, üç defa değişiklik oldu, çeşit çeşit tavırlar sergilendi. Bir kere, bir hükümetin, böylesine ağır bir sorunla karşı karşıya geldiği zaman yapacağı ilk iş, eğer, o hükümet, bir koalisyon hükümeti, bir ortak hükümetse, hele bir azınlık hükümetiyse, kendi hükümet kanatları içinde bu konuya ilişkin olarak yapılacak girişimlerin tam bir mutabakata taşınmasını sağlamaktır. O yetmez, ondan sonra, muhalefet partilerinin bu konudaki değerlendirmelerini kısa bir şekilde alabilecek bir süreci başlatmaktır; çünkü, konu, bir hükümet sorunu olmaktan, bir devlet sorunu olmaya kadar giden geniş bir süreci içeriyor; ama, bunlar yapılmadı.
Ne yapıldı; önce, Hükümetin bir Başbakan Yardımcısı, kendisinin bu konuda arabulucu dahi olabileceğini ima ederek, bir beklenti içine girdi. Kendi partisinin amblemlerini taşıyan bir kâğıtla duyuru yapmaya kalktı; buna, Hükümetin öbür ortakları karşı koydu. Dışişleri Bakanlığı, arabuluculuğa resmen talip olan bir tavır izledi; öyle yansıdı; ama, daha sonra, Sayın Başbakan bütün bunları dengelemek ihtiyacını duydu.
Şimdi, bu örnekleri çoğaltmak mümkün, iki üç günün olaylarını çoğaltmak mümkün; ama, garip bir durum da bugün ortaya çıktı. Hükümetin üçüncü ortağı Demokrat Türkiye Partisinin Sayın Genel Başkanı "Cem'in gidişi, Hükümet adına değil, Dışişleri Bakanlığı adına ve kendi adınadır" diyor. Şimdi, bu Hükümet ile bu Dışişleri Bakanlığı ayrı ayrı kurumlar mıdır; Dışişleri Bakanlığı başka bir Hükümet, ötekiler başka bir Hükümet midir; bu, ne biçim ifadedir; bu, ne biçim izah tarzıdır?! Bu, Hükümetin, bu kadar önemli bir konuda ne kadar çelişkili bir durumun içerisinde olduğunu gösteriyor. Allah, Başbakana bu konuda sabır versin; nasıl çözecek bunları.
Tabiî, bu arada, Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalarda da, düşünülmesi gereken, tereddüt yaratan bazı taraflar var. Şimdi, Sayın Başbakan yaptığı bir açıklamada "Irak, bizim bu uyarımızı dikkate almadığı takdirde -yani, Irak'a yapma, etme diyoruz; bu uyarılarımızı dikkate almadığı takdirde- Türkiye'nin ilerideki tutumu konusunda tepki gösterme hakkını yitirmiş olacaktır" diyor; yani, Türkiye, bir yandan sorun çıkmasın istiyor; ama, bu girişimler sonucunda eğer bir sorun ortaya çıkarsa, bundan dolayı da bize tepki göstermeyin diyor. Bu, açıkçası, bu konuyla ilgili bir sorun çıkacak anlamına geliyor; yani, Sayın Başbakan Yardımcısının "İncirlik Üssü hiçbir şekilde kullanılmayacak" biçiminde yaptığı açıklamaya rağmen, Sayın Başbakan, eğer şartlar gerektirirse, koşullar gerektirirse...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz, süreniz bitti; 1 dakika veriyorum, lütfen, bitirir misiniz efendim.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Şimdi, efendim, bu arabuluculuk meselesinin çok ilginç bir şeye geldiğini görüyorum; bunun iç politikada kullanıldığını görüyorum. Gerçi, Sayın Ecevit'in bu arabuluculuk konusunda öteden beri bir özlemi vardır. Kendisi ne kadar uzlaşmacıdır, onu sizin takdirinize bırakıyorum, o ayrı bir şey; fakat, uzlaşmacı olmak, arabulucu olmak hevesi vardır. O, 1979 da bile, Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında arabuluculuk yaptığını zannederek Bakanlar Kuruluna izahat verebilirdi. O nedenle, bu girişimleri, çocukça ve fantezi olarak görüyorum. Türkiye'nin, bu konuda, aklı başında, serinkanlı, ciddî, tutarlı, düşünerek hareket eden bir politika izlemesi lazım ve her şeyden önce de Hükümet kanatlarının bu konuyla ilgili farklı düşüncelerini önce bir çerçevenin içerisine sokması gerekir. Hükümete, bu konuda yapacağı girişimler, barışı sağlama yolunda yapacağı katkılardan dolayı teşekkür edeceğiz, bunda hiç kuşku yok; kendilerine başarılar diliyoruz. İnşallah, olayın, Türkiye için olumsuz bir sonuç doğmayacak bir çözüme taşınması mümkün olur.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 3. Yasama Yılı 50. Birleşim 04/Şubat /1998 Çarşamba
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim