tphlogo

KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!
22.03.2010

SARP BALCI

Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu yaptı. Ayrıca, nüfus cüzdanında yer alan din hanesine İslam yerine Alevi yazdırma talebini reddeden tutumuyla, 2004’te AGİT ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu işbirliğiyle hazırlanan “Dine veya İnanca Dair Mevzuatın Gözden Geçirilmesine İlişkin Yol Gösterici İlkeler” metnine de atıfta bulunarak başvuranın inancına ilişkin değerlendirmede bulunmanın, devletin tarafsızlığını ihlal edeceğini kayıt altına aldı. Fakat Sözleşmeye asıl aykırılığın, kişinin dinini açıklamaya zorlanması olduğunun altını çizdi.
2006’da yürürlüğe giren Nüfus Hizmetleri Kanunu’yla aile kütüklerindeki din bilgisine ilişkin taleplerin kişinin yazılı beyanına uygun olarak tescil edileceği, değiştirileceği, boş bırakılacağı veya silineceği hüküm altına alınmıştı. Ama Mahkeme, düzenlemenin ister yazılı beyana uygun tescil, isterse boş bırakma ya da silme yoluyla bireyin dinini veya inancını ifadeye zorlanamayacağı prensibiyle çeliştiğine de dikkat çekti. İhlalin kimlik kartına başvuranın inancı olarak Alevi yazılmamasına değil, kimlik kartında ister zorunlu ister seçimlik olsun dinin gösterilmesi olduğunu belirtti.
Bunun üzerine, 8 Şubat 2010’da Zaman gazetesinde Ali Bulaç’ın “Din Hanesi” isimli yaygın muhafazakâr düşünüş tarzını sergileyen yazısı yayımlandı. Bulaç için kararın biri Sinan Işık’la, diğeri de AİHM ve dolayısıyla AİHS ile ilgili iki boyutu var. Meselenin bir görünen bir de iç yüzü olduğunu belirtiyor: “Zahirde, din hanesinin yerine ‘İslam’ yerine ‘Alevilik’ yazılmasını talep etmiş, mahkeme şu veya bu dinin haneye yazılmaması gerektiğine karar verince, Alevi vatandaşımız ‘Ben amacıma ulaştım. Laik bir vatandaş olarak benim isteğim din hanesinin tamamen kaldırılmasıydı’ diyor. Demek ki vatandaşımız zahirdeki bir gerekçeyi öne sürerek zamirdeki bir gayesine ulaşmış... Bu onun bileceği iş.”
Kararın AİHM’le ilişkili kısmında Bulaç, Mahkemenin kimlikte dinin yazılmasının bireyin inancını açığa vurma ve özellikle resmi kurumlar bünyesinde ayrımcılığa neden olabilmesinden hareketle insanların dini inançlarından dolayı ayrımcılığa uğramasını kabul edilemez bulan genel ilkeye atıfla, mevzuatta buna ilişkin hükümler varsa, düzeltilmesi gereğine işaret ediyor. Anayasananın 24. maddesinde kimsenin ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı açıkça ifade ediliyor olmasına ve kendisinin bu durumdan habersiz olması düşünülemeyeceğine göre, söz konusu düzenlemeyi yetersiz buluyor demek ki.
Bulaç ayrıca, inancın açığa vurulmasının temel bir hak olduğundan hareketle kişinin dinini veya inancını açığa vurmaya zorlanamaması ilkesini, kimsenin dini inancını gizlemeye de zorlanamayacağına ilişkin AİHS’nin 9. maddesine aykırı bir biçimde yorumlandığını söylüyor. Dinin, asli kimlik niteliğiyle kimlik kartında yer almasını, Kuran’a referansla istediğini ekliyor.

Bulaç açmazı
İlk bakışta makul görülebilecek, kişinin kendi kimliğini ifade hakkına ilişkin bir tanımlama çabasının ürünüymüş gibi görünen bu sav, Sözleşme söz konusu olduğunda geçerlilğini yitiriyor. Çünkü 9. maddenin birinci fıkrası dini ve inancı açıklama özgürlüğünden bahsederken ikinci fıkra açıkça, hakkın kullanımının başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda zorunlu tedbirlerle sınırlandırılabileceğini hükme bağlıyor. O noktada Bulaç, Sözleşme’nin mantığıyla ilişkili bir karşıtlık ortaya çıkınca, ağızda kalan acımsı tadı bertaraf etmek için topu taca atıyor ve Mahkeme’den hareketle Sözleşme’nin meşruluğunu tartışmaya açıyor. Mahkemenin dayanağı olan Sözleşme’nin Avrupa tarihinin ürünü olduğundan bahisle Batılıların dinleriyle başlarının hep dertte olduğunu, Avrupa’nın modern hukuk, laiklik, din-devlet ve toplum ilişkisini tanzim ederken tarihi arka plana dayandığını belirtiyor ve ekliyor: “Pekiyi bize ne oluyor? Tarihte biz de aynı trajedileri mi yaşadık ki, AİHS bizim rehberimiz olsun.” İronik ama yanıt vermek gerekli: Evet. Nitekim tam da bu gerekçeyle sadece Türkiye değil, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tamamı için hem Sözleşme’nin hem de Mahkeme’nin yol göstericiliğinden söz etmek mümkün.
Bu kadarla da yetinmeyen Bulaç, ağzındaki baklayı sonunda çıkarıyor. Özgürlükçü bir biçimde, farklı din, mezhep veya düşüncelerden olanların Müslüman olarak isimlendirilmek istemiyorlarsa kimliklerde ebeveynlerin beyanının esas alınmasını salık veriyor. Ardından esas kimliğini Müslümanlık oluştursa da dine ilaveten etnik aidiyetlerin de kimlik kartında yer almasını, isteyenin de herhangi bir haneyi boş bırakabilmesini, çocuk 18 yaşına geldiğinde, eğer anne ve babasının kendisine verdiği kimliği beğenmiyorsa, mahkemeye müracaat edip cüzdandaki herhangi bir haneyi değiştirebilmesini öneriyor. Herkesi dini ve etnik aidiyetleri üzerinden “saymak”, devletin -ve belli ki Bulaç’ın da- merak ettiği ama ne için kullanacağına dönük hesap ver(e)meyeceği bir bilginin üretilmesi anlamına geliyor.
Türkiye’de tarihsel pragmatizmiyle bir noktaya kadar gidebilen sağ siyasetin kendine içkin yapısal kısıtları daha fazla eşitlik ve daha fazla özgürlük taleplerine kendince bir sınır çizmek istiyor. İçgüdüsel bir ihtiyaç olarak beliren bu sınır çizme isteği, elinde tuttuğu devleti de arkasına alarak eşitlik ve özgürlük potansiyelini muhafazakârlığın siyasal gündemiyle hemhal bir mecraya doğru çekme çabasında. Bu haliyle kuşkusuz Bulaç istisna değil. Kendisi gibi olmayanı -en hafifinden- samimiyetsiz bulma, varolan ihlaller tarihine sahip çıkmama, ama bir sınırın çizilmesi gerektiğine olan inanç ve bu sınırın kendi değerlerini odak alan niteliği belirginleştikçe işi bir buçuk asırdır dahil olunan Avrupa kamu hukukuna ait değerleri tartışmaya açma, bu değerlerin evrenselci niteliğini fayda ekseninde gündeme getirip işine yaramadığı noktada bu kez reddetme çabalarının şaşırtıcı olmadığı söylenebilir. Fakat bu rahatsız edici.
Hele ki işi devlete akıl verme, iktidarın bilgisini üretme noktasına vardırdığında artık talep ettiği özgürlük ve tanınmanın sempati yaratması, hiçbir şekilde mümkün değil. Çünkü söz konusu talep/öneri masum olmaktan çıkıyor. Bunun adı, özgürlük adına açıkça fişlemeye davetiye çıkarmak, www.sizkaçkişisiniz.gov.tr’yi kurmaktır. Bulaç’ın kaygı verici dilinin izale edilerek umut ilkesinin yeşertilmesi, eşitlik ve özgürlük yanında tanınma talebinin de gerçekleştirilmesini hedefleyen siyasal projelerin güç kazanmasıyla mümkün kuşkusuz. Aynı şekilde kimlik kartlarında dine, etnik kimliğe vb. dair hiçbir bilginin yer almaması da yine böylesi bir siyasal projenin öncelikli gündeminde olmalı.

Radikal 2  21.02.2010


Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim