tphlogo

İŞTE CHP'NİN ALİ TOPUZ'LU YILLARI - MİYASE İLKNUR / CUMHURİYET
18.12.2011

Partinin pek çok kademesinde yer alan Ali Topuz anılarını kitaplaştırdı.

İŞTE CHP'NİN ALİ TOPUZ'LU YILLARI - MİYASE İLKNUR / CUMHURİYETAli Topuz, 1970’ten 2000’li yıllara kadar CHP’nin en önemli aktörlerinden biri, belki de birincisi olmuştur. Bu partiye genel başkan olmamıştır belki ama CHP’yi yakından izleyenler bilir ki, en az genel başkanlar kadar etkili ve genel başkanları da zaman zaman yönlendiren bir politikacı olmuştur. Üsküdar ilçe yönetiminden başladığı politik kariyerine İstanbul il başkanlığı, milletvekilliği, MYK üyeliği, genel sekreter yardımcılığı, grup başkanvekilliği, bakanlık sığdıran Topuz, örgüte ve parti tüzüğüne hâkimiyeti nedeniyle ünlüdür. Bu nedenle kendisine “tüzüklerin efendisi” denilebilir. Örgütçülükteki başarısı tartışılmayan Topuz’un bakanlığı sırasındaki başarılı çalışmaları da belleklerden henüz silinmemiştir. Onu herkes farklı şekilde, farklı yönleriyle tanımlayabilir. Ancak Topuz denince bizim aklımıza ilk gelen, il başkanlığı döneminde gerçekleştirdiği o müthiş Taksim mitingidir... Ali Topuz iki yıldan beri anılarını kitaplaştırmak için gazetemiz eski yazarlarından merhum Hikmet Bila ile nehir söyleşileri yapıyordu. Bila’nın sağlığında yaptığı söyleşiler iki cilt halinde Doğan Kitap’tan çıktı. Topuz’un anılarının yer aldığı kitabın ilk cildi “Değişimi Yaşamak” başlığı altında 1932-1972 yıllarını kapsıyor. İkinci ciltte ise Topuz, 1972’den 1980’e kadar tanıklık ettiği olayları anlatıyor. Bu ikinci cildin başlığı “Düzeni Değiştirmek.” Demirel’i küçümsemenin bedelini ödedik Ecevit, “derhal seçim” istemiyle yola çıkarken büyük bir toplumsal baskı yaratabileceğini hayal ediyordu. Önce Erbakan’ı sorun yaratan, geçimsiz ve uyumsuz bir kimlik olarak yıpratıp hükümetten istifa için kendince gerekçe hazırladı. Arkasından, Meclis aritmetiğinin ve partiler arası ilişkilerin elverişsizliği nedeniyle CHP dışında bir hükümet seçeneğinin oluşamayacağı varsayımına dayanarak erken seçim ısrarını sürdürmeye başladı. Çeşitli hükümet seçeneklerinin teker teker çürütülmesini sağlayan bir süreç işletildi. Bu erken seçim baskısı tam sonuç verebileceği bir aşamada Demirel sahneye çıktı. Ecevit her şeyi kendisi açısından düşünüp planlamıştı. Demirel’i küçümsediği, o ne yapar acaba diye düşünmediği anlaşılıyor. Demirel bu krizi kendisi açısından iyi yönetmişti, işbirliği yapabileceği partilerle ve kişilerle arasındaki sorunları ve gerginlikleri bu süreçte azaltarak, hükümet kurabilecek bir potansiyel oluşturmuş, Ecevit’in planını bozarak kendi planını uygulamıştı. MSP ile koalisyonu bozmak hataydı 22 Temmuz 1974 sabahı Başbakan Ecevit, Kıbrıs’a yaptığımız çıkarmayı dünyaya duyuran basın toplantısında yanına Dışişleri Bakanı Turan Güneş ve Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık’ı alıp, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’a nedense yer vermemişti. Erbakan’ın yarattığı sıkıntılara karşı bir tepki patlaması olarak ortaya çıkan bu davranış bence yanlış olmuştu. Harekâtın üçüncü günü başarıyı kutlarken ve bunu bütün dünyaya yansıtırken koalisyon ortağı Başbakan Yardımcısı Erbakan, Ecevit’in yanında olsaydı kıyamet mi kopardı? Hükümetteki ahenksizlik bu olaydan sonra tırmanışa geçti. Koalisyon hükümetinin kanatları arasındaki uyumsuzluk giderek karşılıklı suçlamalarla, eylül ayının ortalarına kadar iki ay devam etti. Bu süre zarfında, Erbakan’la ve MSP’yle hükümetin sürdürülemeyeceği topluma gösterilmek istendi. Nihayet Ecevit, kafasına koyduğu hükümeti bozma kararını seslendirmeye başladı. İskandinav ülkelerine yapacağı gezi sırasında Erbakan’a vekâlet vermeyeceğini açıklaması ve bu görüşünü 13 Eylül 1974 günü resmen açıklaması, CHP-MSP hükümeti için sonun başlangıcı oldu. Ecevit üzerinden hükümete gösterilen olağanüstü güven ve destek, vakit yitirilmeksizin bir “hayali erken seçim”le oya dönüştürülmek istendiği için MSP hükümetten dışlandı. “Hemen seçim”, “Derhal seçim” sloganlarıyla CHP ve Türkiye; Milliyetçi Cephe tuzağına, anarşi ve terörün kol gezdiği bir kaosun içine atıldı. CHP-MSP koalisyonun bozulması sadece MSP ve Erbakan’la aramızda çıkan anlaşmazlıkların sonucu değildi. O anlaşmazlıklarda Ecevit’in de büyük payı vardı. Bunun dışında Maliye Bakanı Deniz Baykal ve Baykal’ın çok yakın arkadaşı olan Bayındırlık Bakanı Erol Çevikçe, yanlarında birkaç bürokratla birlikte, bir süreden beri ekonominin kötüye gideceğini söylüyorlar ve ekonomik bir bunalım ortamına girebileceğimiz izlenimini veriyorlardı. Biraz bu korkunun etkisiyle, biraz Erbakan’ın tutumuna bağlı olarak hükümetten istifa eğilimi ağır bastı. Genel Sekreterimiz Eyüboğlu, ekonomik kriz konusunda Çevikçe’ye “Evladım, bak sana söyleyeyim, ben ekonomistlerin böyle söylediğini çok duydum. Her defasında ekonomik krize giriyoruz derler ama her defasında da o kriz atlatılır” diyerek uyarmıştı. Ama Ecevit, duymak istediği şeyleri söyleyen Baykal’ı ve Çevikçe’yi dinliyor, bize kulak asmıyordu. Ecevit’in siyasi alandaki en büyük stratejik hatası CHP-MSP koalisyon hükümetini bozmuş olmasıdır. Ecevit, Baykal’la kapışmamızı istiyordu Bir gün beni eşimle birlikte evine davet eden Ecevit, “MYK’deki çalışmalarınızdan memnunum, tartışmalara bir seviye kazandırıyorsunuz ama tartışmaları sonuç alıcı noktaya taşımıyor, konuyu ortada bırakıyorsunuz” dedi. “Benim görevim, tartışmayı oraya kadar getirmek. O noktada bir karar vermek benim değil, sizin göreviniz” dedim. O yine ısrar etti, “Tartışmaları bir sonuca ulaştırmalısınız” diye. Görüşmemiz böyle bitti. MYK’deki arkadaşlar beni bekliyordu. Onlara Ecevit’le görüşmemizi anlattım. Kemal Önder, “Tamam, bu iş bitmiştir” dedi. “Ne bitmiştir” diye sordum. “ Ecevit sana, Baykal’ı yiyin diyor, anlamadın mı?” diye devam etti. Ben tabii ki anlamıştım ama böyle söyleyemiyordum ki... Ecevit, bizi birbirimize düşürmeye, birbirimizle mücadele etmeye itiyordu. Daha sonraları da Ecevit bu tavrını sürdürünce, kendisini uyarmak zorunda kaldım. MYK’de böyle tavır alırsak parti içinde ikilik olduğu izlenimi doğacağını ve partiye zarar verebileceğini söyledim. Ama Ecevit, “Tam aksine, dışarıdan bakanların her birine ‘burada bir çatışma varsa, ya biri ya öteki beni tutar’ diye bir güvence verilmiş olur; bu da zarar değil yarar sağlayacaktır” dedi. Ecevit’i dinlerken kulaklarıma inanamıyordum. Açıkça “Birbirimize girmemizi” istiyordu. Ecevit, bizi çatıştırarak hepimizden kurtulmak istiyor gibiydi. Baykal ise baştan beri benim önümü keserek ve Ecevit’le aramı açarak yoluna devam etmek istiyordu. Bülent Ecevit’i sigara keyfi deşifre etti Ecevit, yılbaşı gecesi MC hükümetini düşürmeye karar verince İstanbul Çınar Otel’de topladığımız AP’li milletvekilleri ile Ecevit’i toplu olarak görüştürmek üzere önlemleri aldık. Toplantı Çınar Otel’de yapılamazdı, fark edilirdi. Bu iş için Cankurtaran’da Kalyon Otel bulundu. Ecevit’i İstanbul’a Kalyon Otel’e görünmeden malıydık. Ecevit, genellikle arabanın ön tarafında şoförün yanında seyehat etmeyi severdi. Bunu bildiğim için ön tarafa oturmamasını kendisinden rica ettim. Kim dinler!.. Ecevit, her zamanki gibi arabanın önüne oturuyor ve Sirkeci’den geçerken vatandaşlar Ecevit’i görüyor, ona sevgi gösterilerinde bulunuyor. Ecevit de onlara el sallıyor. Bunlardan birisi Hürriyet gazetesinin Ecevit’in ordan geçtiğini bildiriyor. Kalyon Otel’de Ecevit misafirlerle buluşuyor. Biraz sonra, Hürriyet gazetesinden Kalyon Otel’e gelenler Ecevit’i soruyor. Arkadaşlarımız, gazetecilerin tekrar gelebileceğini düşünerek misafirleri, Florya’daki belediyeye ait Güneş Motel’e naklediyorlar. Bir süre sonra, Ecevit, Güneş Motel’de bizim kaçırıp sakladığımız milletvekilleriyle buluşuyor ve görüşüyor. İşler yolunda diye keyiflenmiş olacak ki, akşamüstüne doğru, balkona çıkıp bir sigara içiyor. Ve balkonda aşağı yukarı dolaşırken gazetecilere yakalanıyor. Gazeteciler Sirkeci’den Küçükçekmece’ye kadar olan sahildeki bütün konaklama tesislerini araştırıyorlar. Ecevit’i bulamayınca, belediyeye ait Güneş Motel çevresinde konuşlanıp “olsa olsa burada olurlar” diye bekliyorlardı. Ecevit, Güneş Motel’de bulunuyor; ama o ana kadar da işi bitirmiş oluyordu. Deniz Gezmiş CHP kongresinde Benim ve Sedat Börekoğlu’nun yarıştığı 1970 İstanbul İl Kongresi gergin bir ortamda başladı. Bir ara delegeler arasında da kavga çıktı. Kürsüye göre karşı sağ taraftaki üst tribünlerde Deniz Gezmiş ve arkadaşları vardı. Onlarla Sosyal Demokrasi Derneği üyeleri arasında karşılıklı sataşmalar sürüyordu. O zamanlar Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi olanlar, bizi “sahte solcu, sosyal faşist” gibi ifadelerle niteliyordu. Ama parti içinde sağ kanadı, “devlet devrimcileri” olarak nitelendirilen tepeden inmecileri destekliyorlardı. Gürültü patırtı derken tansiyon iyice yükseldi. Ben konuşmak için kürsüye çıktığımda sözü Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına da getirdim. Dedim ki: “Biz CHP’ye sol bir karakter, devrimci bir karakter vermeye çalışırken partinin sağcı ve cuntacı kanadını desteklemek için buraya gelen sözde devrimcilerin haline bakıyorum da gülmekten kendimi alamıyorum.” Benim bu sözlerim üzerine CHP’li gençler, Sosyal Demokrasi Derneği üyeleri ayağa fırlayarak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına yönelik slogan attı. Konuşmamın ardından Deniz Gezmiş arkadaşlarını topladı; Enternasyonal’i söyleyerek salondan çıkıp gitti. Rahşan Hanım benden ürküyordu Ecevit, birbirlerini etkiliyor ve kışkırtıyorlardı. Artık kendilerini çok iyi tanıyordum. Bana tam güvenmiyorlar, Baykal’dan da çekiniyorlardı. Ecevit’in bana karşı olması için bir neden yoktu. Bana karşı tavırlarının değişmesinin asıl nedeni, Rahşan Hanım’ın tutumudur. Rahşan Hanım benim popülaritemin artmasından, güçlü bir politikacı olarak ortaya çıkmamdan endişe duymuş birisidir. Bundan dolayı Rahşan Hanım’ı suçlamıyorum. Rahşan Hanım, Bülent Ecevit’i esirgeme anlayışı içinde bize karşı tavır alma gereği duymuş olabilir. Rahşan Ecevit’in, benimle ilgili yanlış değerlendirmeler yapmış olduğunu düşünüyorum.
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim