tphlogo

20. Dönem
24.12.1998

Kuzeyden Keşif Harekâtı ile ilgili konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlayarak, Başbakanlık tezkeresi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ve değerlendirmelerini sizlere sunacağım.
Değerli arkadaşlar, bu konu, sekiz yıldan beri, ortalama altı ayda bir tartıştığımız bir konu. Son iki yıldan beri harekâtın adı değiştirilerek, yapısı biraz değiştirilerek, Kuzeyden Keşif Harekâtı adına büründürülerek gündemimize gelmiştir. Bilindiği gibi, bu, esas itibariyle, Çekiç Güç diye bilinen harekâtın ta kendisidir.
Bir kere, konunun teknik tarafı, siyasal boyutları ve bu çerçevede meydana gelen gelişmeler, bu çerçeveyle ilişkilendirilebilecek Ortadoğu'daki gelişmeler, Körfez Harekâtı, bütün bunların hepsi, bütün ayrıntılarıyla, bugün, 16 ncı kez konuşuluyor. O nedenle, konunun bu tarafı üzerinde söz söylemenin hiçbir anlamı kalmamıştır diye düşünüyorum; çünkü, değişen bir şey yok. O zaman, bizim davranışlarımızla ilgili, siyasî partiler olarak, milletvekilleri olarak, sorumlular olarak bu konuya yaklaşırken izlediğimiz yol ve yöntemle ve ortaya koyduğumuz iddialarla ilgili olarak ne derece yapıcı olmuşuz, ne kadar yaratıcı olmuşuz, ne kadar içtenlikli ve samimi olmuşuz, onlara bakmak gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, ben, konuyla ilgili olarak üç temel nokta tespit ediyorum. Taa başından beri tartışma konularından bir tanesi, bu harekâtın, bu düzenlemenin Anayasamıza uygun olup olmaması konusudur. Anayasaya aykırılık iddiası hâlâ vardır ve çok ciddîdir.
İkinci temel konu, geçici bir uygulama olarak başlamış olan bu harekât, bu düzenleme sekiz yılını tamamladı, artık, bu, tabiî, normal, doğal bir olay haline dönüştü ve dönüşüyor konusudur.
Üçüncü önemli nokta ise, bu konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmasıyla ilgili hiçbir gereğin kalmamış olmasıdır; çünkü, bu Meclis, 16 kez yapılan bu tartışmaların hiçbirinde, konuya, Meclis olarak yön verme imkânını bulamamıştır. Hükümetlerin önümüze getirdiği tezkereler buradan onaylanmış, gitmiştir. Hükümetlere de, böyle bir tezkerenin buraya gelmesi konusunda birtakım dış telkinlerin ve baskıların olduğu yolundaki iddialar da, zaman zaman, bütün siyasî parti liderleri tarafından gündeme getirilmiştir. Yani, konunun önemli noktalarından bir tanesi, tartışmaları burada boşuna yapıyoruz.
Bazen, burada yapılan konuşmalarda iddia sahibi olan sözcüler çıkıyorlar, o iddia sahipleri iktidar oluyorlar, kendi iddialarını rafa kaldırıyorlar.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Âdettendir...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Şimdi, böyle bir olayı tartışıyoruz. Bu konuyu tam anlayabilmek için, son iki yıla iyi bakmamız lazım, son iki yılı iyi görmemiz lazım.
Bakınız, bundan tam iki yıl önce -yarın, iki yıl tamamlanacak- bir sayın parti sözcüsü, bu kürsüden şunları söylemişti: "Biraz önce okunan Başbakanlık tezkeresiyle, 31 Aralıktan itibaren Huzur Harekâtı düzenlemesinin sona erdirileceği belirtilmiştir. Biraz önce Sayın Bakanın burada kullandığı ifadeyle de, Çekiç Güç artık sona erecektir; onun yerine, yeni bir güç, yeni bir düzenleme oluşacaktır. Türkiye'de, Irak sorunuyla ilgili olarak konuşlandırılan Amerikan, İngiliz ve Fransız askerî güçleri, Huzur Harekâtı bağlamında Türkiye'ye konuşlanma iznini almışlardı. Şimdi, Huzur Harekâtı sona eriyor; o halde, o askerî güçler -Fransa dışındakiler- yani, Amerika'nın Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması kapsamından fazla olarak, onun ötesine geçerek konuşlandıracağı askerler, İngiltere'nin konuşlandıracağı askerler, hava güçleri, hangi Büyük Millet Meclisi kararına dayanıyor, hangi Anayasa kararına dayanıyor" diye bir soru yöneltti Türkiye Büyük Millet Meclisine... Ve o sayın sözcü devam etti: "Anayasanın 92 nci maddesine göre, resmî törenler dışında bir askerî gücün yurt dışına gönderilmesi veya Türkiye'de konuşlandırabilmesi için, Büyük Millet Meclisinden onay alınmak gerekirdi. O onay alınmamıştır; dolayısıyla, şimdi görüşmeye başladığımız Hükümet karar tasarısı Anayasaya aykırıdır; Anayasa açısından, hukuk açısından sakattır ve eksiktir."
Bu sözleri söyleyen, Demokratik Sol Partinin Genel Başkanı Sayın Bülent Ecevit'tir. Söylediği bu sözlerin büyük bir bölümüne, şahsen benim ve Grubumuzun, o tarihte de, bu tarihte de hak verdiğimiz bir gerçektir; ama, aradan iki sene geçmiştir ve bu iki senenin birbuçuk senesinde, Sayın Ecevit, ikinci Başbakan olarak, Başbakan Yardımcısı olarak görev yapmıştır, yapmaktadır. Bu iddiasının doğru mu olduğu veya o zaman yanlış mı söylendiği konusunda, bugün, bu Meclise bir açıklama yapılmasını istiyorum. Bu Anayasaya aykırılık doğru idiyse, iki yıl önceki uygulama ilk getirildiği sırada bu ifade doğru idiyse, Sayın Başbakan Yardımcımız iki yıl içinde bunu düzeltmek için bir çaba sarf etti mi? Hayır; o iddia o zaman yanlıştı, bunun yanlış olduğunu anladım; demek, o zaman, Anayasaya aykırılık iddiasını hataen söylemişim, kanaatine varmışsa, lütfen, gelsin, burada, bunu açıklasın; biz de doğruyu, gerçeği öğrenelim; birinci söyleyeceğim bu.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, sizi iftara geciktirmek istemiyorum; ancak, sevap işlemek, bazen gecikerek yemek yemekle ve gecikerek iftarla da mümkündür; sevabı öyle de kazanabilirsiniz diye düşünüyorum; söyleyeceklerimi sürem içinde tamamlamak istiyorum.
Şimdi, Sayın Ecevit, o tarihte söylediği bu sözlerine devam ederek şunları da söylüyordu. O tarihte işbaşında bulunan Hükümet Refahyol Hükümetiydi ve Çekiç Güç'ten Keşif Güç'e dönüşme operasyonu Refahyol Hükümeti tarafından yapılıyordu ve Sayın Ecevit, bizim gibi -biz de aynı düşünceyi paylaşıyorduk- bu düzenlemeye, bu değişikliğe karşı düşüncelerini ortaya koyuyordu ve şunu ifade ediyordu, diyordu ki: "Çokuluslu Güç'ün Türkiye'den hemen gitmesini istemiyoruz; ama, bu Çokuluslu Güç'le ilgili düzenlemenin, Türkiye'nin ortaya koyacağı bir plan ve proje çerçevesinde Türkiye'nin yararlarını gözeten hale getirilmesini istiyoruz." Bununla ilgili olarak da, devletin hiçbir hazırlığının olmadığını; ama, Demokratik Sol Partinin bu konuda bir hazırlığının olduğunu ifade ediyordu ve bu hazırlığın "Bölgesel Güvenlik Planı" adı altındaki bu planın açıklanmış olduğunu, Başbakanlar tarafından -daha önceki Başbakan Sayın Yılmaz tarafından da- ilgili devletlerin ilgilileri, yetkilileri tarafından da uygun karşılandığını ifade etmişti; ama, bu planı dikkate alan bir politika izleme noktasındayken, Anayol Hükümetinin istifa etmiş olduğunu, Sayın Yılmaz'ın istifa etmiş olduğunu, dolayısıyla, o işlem yapılacakken yapılamaz hale geldiğini, ondan sonra gelen Refahyol Hükümetinin ise, bu görüşü, bu öneriyi, bu planı rafa kaldırdığını söylemişti.
Sayın Ecevit'in iki yıl önce bu söylediklerine ilave olarak, birbuçuk yıl önce, yani, Refahyol Hükümeti gitmeye hazırlanırken, 55 inci Hükümetin kurulmasının gündeme geldiği günlerde de Sayın Şükrü Sina Gürel, bu kürsüden kısaca şunları söylüyordu: -son cümlesini okuyorum- "Demokratik Sol Parti Grubu olarak Kuzey Irak'la ilgili bir Çokuluslu Güç'ü onaylamamız söz konusu olamaz. Siyasal sorumluluğu üstleneceğimiz, paylaşacağımız bir dönemin hemen başlangıcında, Demokratik Sol Parti olarak bizim, şimdiye kadar ayrıntılı olarak bilgilerinize sunmuş bulunduğumuz kapsayıcı bir anlayışın bütün adımlarını atmaya başlayacağımızı bilmenizi isteriz." Konuşmanın üst bölümünde o güvenlik planıyla ilgili açıklamalar yapıyor, sözlerini de böyle bağlıyordu.
Şimdi, tabiî, ben soruyorum: 55 inci Hükümet, devletin yapmayıp Demokratik Sol Partinin yaptığı iddia edilen bölgesel güvenlik planıyla ilgili olarak gündeminde bir tartışma açmış mıdır? O planı yürürlüğe koymak için bir öneri bu Hükümetin gündemine gelmiş midir? Gelmemişse neden gelmemiştir? Gelip de uygulamaya konulmamışsa hangi gerekçelerle konulmamıştır? Bütün bunların da bu toplantıda açıklığa kavuşturulması lazım ki, bizim de doğru olduğuna inandığımız bu düşüncelerin neden uygulamaya konulmadığının gerekçelerini biz de öğrenelim.
Değerli arkadaşlarım, bütün bunları niçin söylüyorum; bütün bunları şunun için söylüyorum: Bu Meclis kürsüsü kutsal bir kürsüdür. Burada söylenilen her sözün bir gün gelip hatırlatılacağını herkes bilerek konuşmalıdır.
Vatandaşlar bizi izliyor ve siyasetçiye güven sarsılıyor. Neden; söylediğini yapmıyor, dediğini takip etmiyor; çeşitli suçlamalara maruz kalıyoruz. Hiç olmazsa, bu kadar kritik konularda bu yanlışlığı yapmayalım; çünkü, bu konularla ilgili politikaların, hep bize dayatıldığı ve bu dayatma karşısında bir birliktelik sağlayarak karşı durma ve kendi görüşlerimizi, bu politikalara katma imkânını bulamadığımız için de, burada yapılan konuşmalar, seçmene selam konuşması olmaktan öteye gitmiyor. Herkes, duygularını söylüyor "yapacağım" diye düşünmüyor; yapmak durumuyla karşılaşacağı zaman "ne söylerim" diye, öyle bir endişe taşımadan, bol keseden, ne yapacağını burada söylüyor. Artık, buna bir son verelim. Herkes için, her konu için söylüyorum; kimseyi aşağılamak için söylemiyorum. Bu örneği, bugün bu konuyu tartıştığımız için verdim; başka örnekleri de, başka konuları tartışırken verebilirim.
Sayın milletvekilleri, bir iki cümleyle de güneydoğuya değinmek istiyorum. Bizim, Ortadoğu'daki gelişmeleri, Körfez Harekâtıyla ilgili gelişmeleri, güneydoğumuzdaki, bizi rahatsızlığa sevk eden gelişmeleri dikkatle, belli bir perspektif içinde, belli bir çerçevede değerlendirirken, zaman zaman, bazı siyaset adamları "canım, önce kendimize düşen görevi yaptık mı ki, başkalarıyla ilgili olan önerilerimizi veya onlarla olan mücadelelerimizi gündeme getirelim" diyebilir. Örneğin, güneydoğuyla ilgili olarak, oradaki terör dehşetini ortadan kaldırmak için, orada yaşayan yurttaşlarımızın, Türkiye'nin tümüyle kucaklaşarak, aynı ekonomik düzeye yükseltilmesine ilişkin politikalarla ilgili özel birtakım çalışmalar yapmamız gerektiği, her vesileyle söylenmiştir.
Kuzeyden Keşif Harekâtı tartışmalarında da bu konuya çok önem veren politikacılar çıkmıştır. Doğrudur, biz de katılıyoruz buna; ama, bunları söyledikten sonra, bunların gereğini yapmazsak, o zaman, millete hesap vermekte zorluk çekeriz. Bakınız, bu Hükümet, geldiğinden bu yana, özellikle bu konularda, çok iddialı birtakım çıkışlar yapmıştır; ama, hâlâ, ortadaki durum, manzara, dehşet vericidir. Bilindiği gibi, çeşitli nedenlerle, 3 428 köy boşaltılmış durumdadır. Neden boşaltıldığı tartışmasını yapmak istemiyorum; bu olaylar nedeniyle göç etmek zorunda kaldılar. 70 bin hane, dörtyüz bini aşkın insan, hâlâ, gerçek iskânlarına kavuşabilmeleri için bekleyiş içindeler.
Bu bölgemizde, ilköğretim okullarının çok büyük -iki bini aşkın- bir bölümünün hâlâ kapalı olduğu bilgileri var bizde. Sağlık tesislerinin yüzde 90'ı çalışmıyor; meralar kullanılmıyor, mera hayvancılığı perişan olmuş; işsizlik devam ediyor. Türkiye'nin en geri kalmış on ilinin dokuz tanesi bu bölgede. Yatırımları teşvik bakımından, Meclisten bu dönemde çıkarılan bir yasa dışında, ciddî, dişe dokunur, ekonomik ve sosyal planlamayı gösteren, projeyi gösteren hiçbir girişim yok.
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Yok canım sende!.. Doğru değil...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Doğruları, siz, çıkar söylersiniz, eğer biliyorsanız.
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Yapılan fabrikaları görmüyor musunuz?.. Alınan teşvikleri görmüyor musunuz?..
ALİ TOPUZ (Devamla) - Yaa!.. Yaa!..
BAŞKAN - Sayın Erdir, rica ediyorum...
ALİ TOPUZ (Devamla) - O fabrikaların önünde bir resim çektirin getirin de bir konuşalım, görelim onları...
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Gösteririz...
BAŞKAN - Sayın Erdir...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Her dönemde, elbette ki bazı şeyler yapılacaktır. Eğer, siz, şu ana kadar yapılmış olanları, bu devletin yapabilecekleri ancak bunlardır diye kabul ediyorsanız, bu ölçüyü kendinize uygun görüyorsanız, mesele yok; ben, buna itiraz etmem.
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Ölçü daima geniş... Yalnız, saptırıyorsunuz...
BAŞKAN - Sayın Erdir, rica ediyorum...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Bölgesel Güvenlik Planı bir tarafa bırakılmış, rafa atılmış; Güneydoğu Anadolu'ya özellikle götürülmesi gereken, götürüleceği iddia edilen yatırımlarla ilgili, dişe dokunur önemli bir gelişme yok. Bütün bu çerçevede durumu konuşuyoruz. Üstelik, kısa bir süre önce, Körfezde yeni bir sıcak harekât oluşmuş; bu harekâtı...
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Kendileri bir çivi çakmadılar...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Kimin çivi çaktığını, kimin çivi çakmadığını ben buradan söylerim Sayın Bostancıoğlu. Sizin bütün toplamınız benim kadar çivi çakmışsa, o zaman söyleyeceğiniz her şeyi kabul ederim ben.
BAŞKAN - Sayın Topuz, lütfen, Genel Kurula hitap edelim.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Sizin, beni alkışlarla teşvik ettiğiniz günleri hatırlarım; onun için "çivi çakmadınız" demeyin. Bu memlekete çivi çakma bakımından, siz benimle yarışamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Gerçekdışı konuşuyorsunuz... 1991, 1992, 1993, 1994 yılları...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Gidin Doğu Anadolu'yu gezin, Güneydoğu Anadolu'yu dolaşın, oradaki bütün sivil ve askerî yöneticilerle konuşun; hâlâ, benim o bölgede yaptığım köy yolları üzerinden gidip geliyorsunuz. Unutmayın bunu...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Çiviler duruyor!..
ALİ TOPUZ (Devamla) - Unutmayın bunu...
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Öğretmeni ben mi öldürdüm?..
ALİ TOPUZ (Devamla) - Sevgili dostum, size hiç böyle bir şey söyler miyim ben?.. Ben size bunu söyler miyim?..
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - "Okulları kapalı, sağlık ocakları kapalı" diyorsunuz...
BAŞKAN - Sayın Erdir...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Efendim, kapatıldı; siz kapattınız demiyorum...
BAŞKAN - Sayın Topuz, lütfen, Genel Kurula hitap edin.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Açmayı başaramadık diyorum; siz başaramadınız, sizden öncekiler başaramadı; başaralım bunu diyoruz.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - "Biz de başaramadık" deyin ama...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Biz iktidara geleceğiz; başaramazsak, başaramadık diyeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Topuz, lütfen, Genel Kurula hitap ediniz.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Kuzeyden Keşif Harekâtını bizimle beraber oluşturan Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, güneyden bir bombardımanı birlikte yapmışlardır bizim dışımızda; yani, bizim bu konudaki ortaklarımız, bizimle kuzeyden bir keşif görevi yapıyorlar; fakat, güneyden de, kendileri, istediği gibi bir bombardımanı yapma hakkını kendinde buluyor. Haklı haksız, sebeplerini ortaya koymuyorum.
Öyle anlaşılıyor ki, Kuzeyden Keşif Harekâtı, güneyden bombardıman yapmayı kolaylaştırmaya dönük bir amaç da taşıyor. Zaten, adı Kuzeyden Keşif; Türkiye'yle ilgili olsa, Türkiye'nin güneyindeki keşif harekâtı derdik. Türkiye'nin güneyindeki keşif harekâtına, biz, Kuzeyden Keşif Harekâtı diyorsak, bu, Irak'la ilgili, yani bizim dışımızda oluşturulmuş bir planın bir parçası.
Değerli arkadaşlarım, şimdi şunu öğrenmek istiyorum: Kuzey Irak'ta bir müstakil Kürt devleti kurulması yolunda emeller olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunun, son aşama olarak düşünüldüğünü, ondan önceki aşamalarda, Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtlerin, bizim zorlamamızla, Türkiye'nin zorlamasıyla, yoğunluğu Güney Irak'ta olan Türkmenlerin, işte, Irak yönetimi içinde özerkliğe kavuşması gibi projelerden başlayarak, Irak'ın içinde muhalefeti örgütlemeden ve Irak yönetimini, darbe yaparak, içten bir isyan hareketiyle değiştirmeye kadar çeşitli stratejiler uygulanıyor. Hatta, Amerika Birleşik Devletleri, bu stratejileri beslemek için, değerlendirmek için, desteklemek için bütçesinden kaynak bile ayırdığını ifade edebiliyor. Şimdi böyle bir durumla karşı karşıyayız.
Ben soruyorum Hükümetimize: Özellikle, Amerika Birleşik Devletlerinin bütçesinden de kaynak ayrılarak, Kuzey Irak'ta muhalefeti güçlendirmeye ve içeride bir çatışma yaratmaya dönük bu eğilimler, bu strateji doğru mudur, yoksa gazete haberi midir? Doğru ise, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, rejimini beğenmesek de, başında bulunan adamı, her türlü suçlamaya hakkımız olsa bile, devletin içinde, onun içişlerine müdahale anlamını taşıyan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz, lütfen, toparlayın.
ALİ TOPUZ (Devamla) - ... bu durum karşısında tavrımız nedir?
Bir başka şey daha sormak istiyorum: Son Irak bombardımanı olayı sırasında, Türkiye Cumhuriyetini haberdar etmek için, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı, neden, Sayın Cem'i arayıp, ona bilgi vermedi de, Sayın Cumhurbaşkanına bilgi verebildi? Bu diplomatik nezaketsizlik karşısında Hükümetimizin bir tepkisi oldu mu?
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 4. Yasama Yılı 37. Birleşim 24/Aralık /1998 Perşembe
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim