tphlogo

20. Dönem
03.03.1998

Ülke kaynaklarının tespit edilmesi ve değerlendirilmesi konusunda oluşturulmuş bulunan Meclis araştırması komisyonunun raporu ile ilgili konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülke kaynaklarının tespit edilmesi ve değerlendirilmesi konusunda oluşturulmuş bulunan Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle çok sayıda milletvekili arkadaşımızın, ülke kaynaklarının değerlendirilmesine dönük olarak verdiği önergelere dayanarak kurulan komisyonun, sayın başkanı ve komisyonun çok sayıda üyesinin, iyi niyetle ve çok ciddi bir çalışma temposu içinde yürüttükleri çalışmalardan dolayı -bu komisyonun bir üyesi olma sıfatıyla da ayrıca- arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum; çünkü, bu komisyon çalışmalarına belki de en az katkısı olan üye benim. Arkadaşlarımın büyük bir gayret sarf ettiğini biliyorum, onlara teşekkür ediyorum.
Komisyon raporu, bir araştırma komisyonu raporudur. Araştırma komisyonu raporlarının sonuç olarak neler getirebileceğini düşündüğümüz zaman, bu, emek verilmiş olan çalışmadan ileriye dönük olarak ne kadar yararlanabileceğimiz konusunda çok fazla umutlu olmadığımı konuşmamın başında ifade etmeyi gerekli gördüm. Çünkü, bu tip çalışmalar, esas itibariyle, devletin ve hükümetin varlık nedenidir. Yani, kaynakların araştırılması, saptanması, değerlendirilmesi -toplum yararına değerlendirilmesi, insanların mutluluğu için, gelişme için, kalkınma için değerlendirilmesi- devlet kurumlarının ve özellikle hükümetlerin görevidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu konularda birtakım uyarılarda bulunabilir, yol gösterebilir; yapılması gereken işlerle ilgili olarak, eğer yasal düzenleme gerekiyorsa onu yapabilir; ama, görev hükümetindir. Hükümet de, bunu, devlet kurumlarının uzmanlarıyla birlikte değerlendirir ve onları bir politikaya, uygulama planına bağlar.
Şimdi, biz bu araştırmayla ne buluyoruz: Zaten, herkesin bildiği birtakım gerçekleri bir raporda bir araya getirerek, daha dikkat çekici ve ilgilileri harekete geçirmesi bakımından, belki bir etki yapabilecek konuma getirmekten ibarettir; yoksa, araştırma sonunda, uygulamaya dönük talimat verme yetkimiz yoktur. Araştırmanın sonunda, eğer, ülke kaynaklarının değerlendirilmesiyle ilgili, saptanmasıyla ilgili büyük bir ihmal bulursak, ondan dolayı bir soruşturma açılması talebini getirebiliriz; daha ileri bir şey yapma imkânımız yok.
Mecliste, bu çalışmayı, çok az sayıda milletvekili arkadaşımız dinliyor, izliyor. Meclis zabıtlarının okunması konusunda bütün milletvekili arkadaşlarımın bildiği durumu da, burada bir defa daha söylemeye gerek yok.
AHMET TAN (İstanbul) - Gelecek kuşaklar okuyacak.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Bunlar kayıtlara bir defa daha geçecek, gelecek kuşaklar okuyacak; doğrudur... Zaten, devletin başka başka yerlerinde var olan bilgiler, bir de topluca burada var.
Biraz evvel burada konuşan bir değerli arkadaşımın ifade ettiği gibi, Hükümetimiz, bu kaynakların değerlendirilmesi konusunda büyük bir çaba içindeymiş. Ben, temenni ediyorum ki, o çabalarını, bir an önce, bizim de katkımızı ortaya koyabileceğimiz bir aşamaya getirirler ve böylece, bu çalışmadan da somut bir sonuç çıkarmış oluruz; onu temenni ediyorum. Hükümet, kaynak değerlendirmeye dönük, Meclisten alacağı yetkiye veya Meclisin çıkaracağı yasalara ihtiyaç duyuyorsa, onları çıkarmak suretiyle, Meclis olarak, bu konuda katkı yapma fırsatını da elde etmiş olacağız.
Şimdi, Komisyonumuz, özet olarak ne yapmış; yaptığı incelemelerin sonunda birtakım önemli saptamalar yapmış; ben, biraz da onların üzerinde durmak istiyorum. Meselenin teknik tarafı üzerinde -işte, madenciliği nasıl geliştiririz, yeraltı kaynaklarını nasıl daha etkin hale getirebiliriz, nasıl daha yararlı kullanabiliriz, tarımda, ormanda, su kaynaklarında nasıl yeni şeyler yapabiliriz- burada çok fazla tartışmaya gerek yok; bunlar teknik konulardır ve cevapları da biliniyor; ama, siyaset adamları olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, partiler olarak, milletvekilleri olarak, Hükümeti oluşturanlar olarak bize düşen birtakım sorumluluklar olduğunu görüyorum ve onların altını çizmek istiyorum.
Bu rapor, en önemli bir tespit olarak, ekonomik koşulların, yüksek enflasyonun, sermaye yetersizliğinin, eğitim düzeyinin düşük oluşunun, yetişmiş insangücünün yeterli sayıda olmayışının çok önemli bir etken olduğunu saptıyor. Bu saydığı konular, verimlilikte, kaynak kullanımında Türk siyasetinin, Türk devlet yönetiminin, devlet idaresinin, hükümetlerinin mutlaka çözmesi gereken konular. Bunlar doğrudur, haklıdır. Türkiye'de ekonomik koşullar var olan kaynaklarımızı değerlendirmemize imkân vermiyor, yüksek enflasyon aynı şekilde... O halde, demek ki, öncelikle yapmamız gereken ve öncelikle sorumluluğumuz altında olan bazı konular var; onlara, bildiğimiz gerçeklere bir defa daha dikkat çekiyor; o bakımdan, ben de altını çiziyorum.
İkinci olarak, raporda deniliyor ki, "kamu kurumları ve kuruluşlarının ileriye dönük yeterli proje üretemedikleri görülüyor." Bu da çok önemli bir tespittir, bilinen bir tespittir ve maalesef, devletimizin, kamu kurumlarımızın, bazı hallerde, belki, kaynak kullanımında, özel kurumların, özel girişimlerin, bu kaynakları daha verimli kullanma konusunda ileriye dönük anlamlı projeler bakımından çok fakir olduğunu gösteriyor; bu da üzerinde durulması gereken bir konudur.
Birtakım kurumlar arasındaki koordinasyonun çok zayıf olduğu raporda zikrediliyor. Bu da, bizim çözmemiz gereken, siyasal olarak çözmemiz gereken çok önemli sorunlardan birisi. Hep şikâyet ediyoruz; devlet tıkandı, hantallaştı, işlemiyor... İşte, bu raporla da, onun, bu alanda çok önemli birtakım belgeleri, kanıtları ortaya konuluyor.
Raporda, madenciliğin çok gerilemiş olduğu, jeotermal enerji kaynaklarının kullanılamadığı, her türlü kaynağın kullanılamadığı belirtiliyor ve insan kaynağına da büyük önem verilerek, saptamalar yapılıyor. Şimdi, bence de en önemli saptama, insan kaynağıyla ilgili saptamadır. Bizim gibi henüz gelişmesini tamamlayamamış ülkelerin, öteki ülkelerle yarışabilmesi için, en başta geliştirmeye mecbur olduğu kaynak, insan kaynağıdır; çünkü, maden kaynakları, yeraltı kaynakları, yerüstü kaynakları, tarımsal kaynaklar, diğer kaynaklar, hatta parasal kaynaklar, şöyle veya böyle, belli bir düzeyin üzerine çıkarılamaz; onlar, fizikî olarak da sınırlıdır. Gelişme, ilerleme ve daha verimli olma açısından hiçbir sınırı olmayan tek kaynak, insan kaynağıdır. Eğer, insan kaynağını, bu sınırsız gelişme şansını kullanmaya ağırlık verecek olursak, öteki kaynaklardaki eksikliğimizi, insan kaynağının bize sağlayacağı üstünlükle aşma imkânımız vardır. Artık, günümüzde, her şeyden daha değerli olanın bilgi olduğu biliniyor, bilgiyi kullanma becerisi olduğu biliniyor; o halde, biz, başka ülkelerin yavaş yavaş gelişerek geldikleri noktaya bir sıçrama yaparak yapışabiliriz ve dünyada var olan bilgi ve beceri birikiminin en üst noktasından sisteme katılabiliriz. Bunu yapabilmenin yolu, insana önem vermektir; onun başlangıcı da, gerçek çağdaş, bilimsel bir eğitimi yerli yerine oturtmaktır.
Eğitimin önemi, ötekilerle kıyaslanmayacak kadar fazladır. Şimdi, hem eğitimin öneminde mutabık olacağız hem eğitimde öteki ülkelerle yarışmayı dikkate alarak kendimizi yetiştirecek şekilde programlar yapacağız hem de çağdaşlıkla bağdaşma olanağı bulunmayan birtakım sabit fikirlerle, birbirimize karşı, siyasal olarak birtakım suçlamalar yönelterek çatışma yaratacağız. Eğitim, insan aklının, insanın yeteneklerinin sınırsız bir şekilde ortaya çıkarılabilmesi ve hiçbir etki altına sokulmadan, önce kendi gelişmesini sağlaması, ondan sonra kendi kararıyla, kendi geleceğiyle ilgili insanların karar verebilmelerine imkân sağlamak yoluyla olur. Bunu yaparken, kendimizi, çağın en gelişmiş eğitim tekniklerini uygulama noktasında herhangi bir engelle karşı karşıya bırakmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, kaynakların geliştirilmesi ve o geliştirilmiş kaynaklarla gelişmenin, kalkınmanın, refaha ulaşmanın yolunu aramak, siyasetin temel bir görevidir. Bunu yaparken de planlı programlı çalışmak gerekiyor; yani, eğer, biz, var olan imkânlarımızı, hedef seçtiğimiz noktalara bizi taşıyacak biçimde değerlendirmek için, önümüzü, kısa, orta ve uzun vadeli aşamalara göre planlayıp, programlayıp, onun gerektirdiği tedbirleri zamanında almazsak, her şeyi günü birlik çözümlerle halletme yolunu seçersek, o zaman, ne kadar insan kaynağımız olursa olsun, ne kadar diğer kaynaklarımız olursa olsun, kendimizi, elimizdeki imkânları en iyi şekilde değerlendirmiş sayamayız.
O nedenle, mesele, bir program meseleslesidir, ileriye doğru bilerek bakma meselesidir, önünü görme meselesidir ve bunu yaparken de gerçekçi (rasyonel) olma meselesidir. Onun için, her şeyden önce, planlı hareket etmeyi, programlı hareket etmeyi, ciddî tavır içinde olmayı seçmemiz gerekir.
Ben, öyle anlıyorum ki, devlet kurumlarımız, hükümetlerimiz, hatta Parlamentomuz, son yıllarda, giderek, bu saydığım niteliklerden ağır ağır uzaklaşıyor gibi bir izlenim vermektedir.
O nedenle, her şeyden önce, daha evvel var olduğuna inandığım, zamanla kaybedilmiş olan birtakım değerleri yeniden kazanmalıyız ve çağdaş dünyanın bütün yollarını ve yöntemlerini, herkesin kullandığı yol ve yöntemleri izleyerek, ama sistemli bir çalışma içerisinde her şeye bakarak önümüzü açmalıyız.
Bu yolda, bu çalışmanın, bilgilerin hepsini bir araya getirdiği için ilgililere yararlı olacağına inanıyorum; ama, komisyon raporundaki bir noktaya katılmadığımızı ifade ederek sözlerimi bitirmek istiyorum. Komisyon raporunda, bu çalışmanın, sürekli bir çalışmaya dönüşebilmesi için, Mecliste, sürekli, ülke kaynaklarını belirleme ve araştırma komisyonu kurulması önerisi var. Bunu, ben, birkaç bakımdan yanlış buluyorum; bir kere, bu görev Parlamentonun görevi değildir; yasama, yürütme ve yargı erkinin birbirinden ayrılığı ilkesini benimsemiş bir devlet yapısı içinde, arada bir bu tip araştırmalar yapılabilir, buradan bazı sonuçlar çıkararak ilgililere yol gösterilebilir; fakat, bizzat Parlamento, kendisini, bu sorunları çözecek mevkiye taşıyacak bir organ oluşturamaz; bunu doğru bulmuyoruz, bunu yanlış buluyoruz. Komisyondaki değerli arkadaşlarımın, beni bu konuda mazur görmelerini diliyorum ve bu düşüncelerle hepinizi sevgiyle, saygıyla tekrar selamlıyorum. (Alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 3. Yasama Yılı 61. Birleşim 03/Mart /1998 Salı
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim