tphlogo

20. Dönem
18.06.1996

Türkiye'de konuşlandırılmış bulunan Çokuluslu Güç'ün görev süresinin 31.07.1996 tarihine kadar yeniden uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresini değerlendirmek üzere yaptığı konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 17 Ocak 1991 tarihli ve 126 sayılı kararına dayanılarak başlatılan Huzur Harekâtı çerçevesinde, ülkemizde konuşlandırılmış bulunan Çokuluslu Güç'ün, görev süresinin, 31 Temmuz 1996 tarihine kadar, yeniden uzatılmasına ilişkin, Başbakanlık tezkeresini değerlendirmek ve bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ve önerilerini ortaya koymak amacıyla söz almış bulunuyorum; hepinizi en içten duygularımla, saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, bu tezkereyi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getiren Hükümet, güvenoyu alamadığı Anayasa Mahkemesinin kararıyla sabit olmuş bir azınlık hükümetidir.
Bilindiği gibi, Çokuluslu Güç'ün görev süresinin uzatılması kararına, en son 28 Mart 1996 tarihinde, bu Azınlık Hükümetini oluşturan Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi ve çekimser desteğiyle Demokratik Sol Parti oy vererek almıştır. Sürenin dolmasına 12 gün kala, iki gerekçeyle, süre uzatımı yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilmiş bulunuyor. Hükümet tezkeresinde, Anayasa Mahkemesinin kararının doğurabileceği boşluk gerekçe olarak gösteriliyor; henüz bu karar açıklanmadan bu talep yapılıyor. Şimdi öğreniyoruz ki, biraz önce, gerekçeli karar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ulaştırılmış bulunuyor.
Hükümet tezkeresinin dayandığı ikinci gerekçe, müttefiklerimizle, bu geçen dönemde yapılmış olan çalışmaların çok olumlu aşamalara geldiği, sonuçlandırılabilmesi için sürenin uzatılmasına gerek duyulduğu, bunun için de, 12 güne ilave edilen 1 aylık sürenin yeterli olabileceği ifade ediliyor.
Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Hükümet, istifa etmiş olan Azınlık Hükümeti ve şimdiki uzatmaya destek vereceğini açıklamış olan Demokratik Sol Parti, 12 günlük süreye 1 aylık süre daha eklendiği takdirde, bu arada sorunun çözüme ulaşabileceğini ümit ediyorlar, buna inanıyorlar ve kendi inandıkları konuya, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve halkın da inanmasını, güvenmesini istiyorlar. Olay budur. Şimdi, biz, bunu tartışıyoruz, bunu görüşüyoruz ve bu konuda, biraz sonra karar vereceğiz.
Sayın Milletvekilleri, öncelikle şu hukuk boşluğu meselesine değinmek istiyorum. Biraz önce, bu kürsüden konuşan Demokratik Sol Partinin Sayın Genel Başkanı, bu konuyla ilgili bir hukuk boşluğu yaratmamak için acele etmemiz gerektiğini, süratle hukuk boşluğunu doldurmamız gerektiğini ifade ettiler.
Sayın Genel Başkan, bu oylamadan önceki dönemlerde, sürekli olarak, sürenin uzatılmaması gerektiğini söyleyip, konuyla ilgili bir çözüm önerisi ortaya çıkmadan bir büyük hukuk boşluğu doldurulmasına beş yıla yakın bir süre razı olacak; şimdi, üçbuçuk, dört aylık bir süre içinde boşluk yaratmanın sakıncalarından söz edilecek... Bu iddianın samimiyetine inanmak mümkün müdür?!.
Hukuk boşluğu ne zaman söz konusu olur; 30 Hazirana kadar uzatılmış olan bu sürenin -Anayasa Mahkemesi kararıyla o karar iptal edildiği için- dolmasına kadar geçecek dönemle ve bu geçmiş dönemde alınmış olan kararlarla ilgili olarak bir hukuk boşluğundan belki bahsedilebilir; yani, geçerli olmayan bir karara dayanılarak hareket edilmiştir, bunun birtakım sorumlulukları olur belki denilebilir, hukukî bakımdan burada boşluk olduğu belki varsayılabilir. O zaman, buraya getirilecek olan teklif, 28 Martta alınmış olan kararın süresini değiştirmeden, ona meşruiyet kazandırmaya dönük bir öneri olabilirdi.
Anayasa Mahkemesi, süreyi uzatın demiyor ki, Anayasa Mahkemesi "bu konuda almış olduğunuz karar, İçtüzüğe göre, yanlış olmuştur, bu karar geçersizdir" diyor. Bunu geçerli hale getirirsin, buna meşruiyet kazandırırsın; ama, o karara meşruiyet kazandırırsın. Yeni bir kararı, ileriki döneme sarkacak bir öneriyi Anayasa Mahkemesi önümüze getirmiyor ki!.. Hukuk boşluğu iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinin kararına sığınarak, bir aylık uzatmaya gerekçe arıyorsunuz.
Sayın milletvekilleri, 28 Martta, Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzatma kararı görüşülürken, Başbakan Sayın Yılmaz ve çekimser destek verdiğini o tarihte de açıklamış olan Demokratik Sol Partinin Sayın Genel Başkanı, bu kürsüden birtakım açıklamalar yaptılar. İzin verirseniz, kısaca, o açıklamaları sizlere hatırlatmak istiyorum.
Sayın Yılmaz, yaptığı sunuş konuşmasında şunları söylüyordu: "Bir süreden beri Çekiç Güç'e iştirak eden ortaklarımızla müzakere halindeyiz. Bu konudaki endişelerimizin onlar tarafından daha iyi anlaşılmakta olduğunu görüyoruz. Bu konuda müttefiklere verilen metinlerin birkısmı üzerinde mutabakata varılmıştır; diğer hususlar elan müzakere edilmektedir. Kontrolümuüz altında bulunan Huzur Harekâtının günlük işleyişine ilişkin teknik kural ve ilkelerin gözden geçirilmesi amacıyla koalisyon devletleriyle başlatılan sürecin de kısa süre içinde sonuçlandırılabileceğini, yapılan temaslar sonucu, memnuniyetle müşahede etmiş bulunuyoruz." Huzur Herakâtının üç ay daha uzatılmasını isterken bu düşüncelere dayandığını ifade ediyor ve konuşmasının daha sonraki bölümlerinde şunları söylüyor: "Hükümetimiz, Irak'ın yeniden bütünleşmesi, bu süreçte, kökenleri ne olursa olsun tüm Kuzey Irak halkının huzurunun, güvenliğinin ve insan haklarının etkili güvencelere bağlanması, Türkiye'nin sınır güvenliğinin kesin olarak sağlanması ve harekâta ilişkin teknik düzenlemelerin sonuçlandırılması amacıyla yapmış olduğu kararlı ve etkin girişimin sonuçlarının
alınmasını teminen, sürenin üç ay uzatılmasını onayınıza sunuyorum." Yani, Sayın Yılmaz, üç ay içinde bütün bunların başarılabileceğine o tarihte de inanıyor "üç aylık uzatma Yüce Meclisin tasvibine mazhar olduğu takdirde bunları gerçekleştireceğiz" diyor.
Şimdi, Sayın Yılmaz, önümüze geliyor "bu üç ay yetmedi bir ay daha lazım" diyor. Ah keşke söylediğinize bir inanabilsek, ah, bir ay içinde bunların çözülebileceğine bir inanabilsek, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hepimiz parmaklarımızı havaya kaldırarak "size bir ay daha veriyoruz; ama, bir ay sonra bunu kaldıracağız" diyebiliriz ama, ben inanmıyorum; siz, gerçekleri söylemiyorsunuz. Biraz sonra değineceğim, bunun bir ay sonra bile sonuçlanmayacağını, siz de biliyorsunuz,
Sayın Ecevit neler söylemiş, biraz da onlara değinelim. Sayın Genel Başkan "Çekiç Güç kalsın mı, gitsin mi diye yansıtılıyor bu tartışma; sorunun özü bu değil" diyor. Neymiş sorunun özü; 5 madde halinde sıralıyor; aşağı yukarı birbirini tekrarlayan biçimde "Hükümet tezkerelerinde de kullanılan terimle 'Huzur Harekâtı' denilen ve beş yıldır uygulanan düzenleme sürsün mü, yoksa sona mı ersin" diyor; yani, aslında, sürmemesini istiyor, sona ermesini istiyor; asıl görüşünün bu olduğunu söylüyor; "Kuzey Irak'taki otorite boşluğu sürsün mü sürmesin mi" diyor, sürmemesini temenni ediyor; "Irak'ın bölünmüşlüğü, fiilen bölünmüşlüğü sürsün mü sürmesin mi" diyor, sürmemesi gerektiğini ifade ediyor, hepimizin düşüncelerine bir ölçüde tercüman olarak; "Türkiye'ye büyük sızma kolaylığı elde eden PKK'nın bölücü terör eylemlerindeki tırmanışı sürsün mü sürmesin mi" diyor, tabiî, sürmemesini temenni ediyor. Bunun için, Hükümetin getirdiği öneriyi ve kendilerinin o öneriye yaptığı katkıyı, tezkerenin içerisine koyduğu bölümlerle, üç ay içinde bu işin bitebileceğine inandığı için, destek vermese bile, çekimser oyla bu kararın alınmasını kolaylaştırdığını ifade ediyor Sayın Genel Başkan.
BÜLENT ECEVİT (İstanbul) - "İnanmak" sözünü kullanmadım hiçbir zaman.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Peki, ben, şimdi soruyorum...
İnandınız, üç ay süreyle bunların yapılacağını söylediniz; ben bunu biliyorum...
BÜLENT ECEVİT (İstanbul) - "İnanmak" sözünü kullanmadım hiçbir zaman.
MEHMET CAVİT KAVAK (İstanbul) - Hep veriyordunuz ama...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Onu da söyleyeceğim efendim...
Kim veriyordu, hep; vermiyorduk!.. Yanlış biliyorsunuz; zabıtlara bakarsanız, gerçeği görürsünüz...
MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir) - Zikzak yapıyor!..
ALİ TOPUZ (Devamla) - Şimdi, bütün bu temenniler, çok doğru temennilerdir; Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beklediği gelişmedir. Bunun üç ay içinde olabileceğini sanan, üç ay içinde olabileceği umudunu taşıyan sözcüler, şimdi, üç ay yetmedi, bir ay daha verin diyor. Ben, inanıyorum ki, bir ay sonra gelindiği zaman, bu umutların hepsi yeniden sönecek, başka süreler istenecek, eğer politika değişikliği yapmazsak.
Değerli milletvekilleri, çekimser desteğiyle, geçen sefer, sürenin uzatılmasına katkıda bulunan Demokratik Sol Parti, Hükümet önerisinin işlerlik kazanmasını, sonuca varabilmesini sağlamak amacıyla, bu önerinin içine -biraz evvel söylediğim gibi- kendi düşüncelerini de yerleştirmiş ve onunla bu işin yürüyebileceği kanaatine varmıştır.
Aslında, bu iddialar, o tarihteki uzatma önerisinin altındaki iddialar, daha önceki hükümetlerin yapamadığı, beceremediği, gerekli iradeyi ortaya koyamadığı varsayımına dayanıyor ve o konuşmalarda da, eski hükümetler "siz yapamadınız" diye hep suçlanıyor. Hatta, burada yapılan konuşmalarda o kadar suçlanıyor ki, Amerika Birleşik Devletlerinin çözüm için Türkiye'den öneri beklediği; ama, ne yazık ki, geçmiş hükümetlerin bu konuda öneri bile göndermediği, halbuki öneri göndermiş olsalar, konuşsalar, bugüne kadar bunun çözülebileceği iddiaları yer alıyor. Bir de şimdi bakıyoruz, öneriler götürülmüş, tartışılmış, yine sonuç yok.
Zannediliyor ki, Amerika Birleşik Devletleri ve onun müttefikleri, Ortadoğu konusunda izledikleri politikayı, bu kadar basit ve ucuz tedbirlerle, telkinlerle, bizim yapacağımız bir başvuruyla, bir taleple, bir öneriyle değiştirecekler. Yani, onların, Ortadoğu üzerindeki genel emelleriyle ilgili, dünya politikası içinde Ortadoğu'ya verdikleri önemle ilgili görüşlerini, bizim bu taleplerimizle, böyle uzatma süreleri içinde, pazarlık gücümüzün çok zayıf olduğu dönemlerde, talepte bulunduğumuz için, hatır için, yüzleri tutmayacağı için kabul edecekleri zannediliyor. Bunların ne kadar yanlış olduğu her geçen gün anlaşılıyor. Hatta, Demokratik Sol Partinin sözcüleri, bu konudaki Hükümet uygulamalarını, Amerikan Hükümetinin etkisine girme suçlamalarıyla iddiasını ispatlamaya çalışıyor. Geçmiş hükümetler "Amerika'nın etkisine, güdümüne girmiştir, onların her istediğini yapıyor" iddialarına, suçlamalarına neden olmuştur. Burada, geçmiş hükümetler için bunlar söylenmiştir
Şimdi göreceğiz, üç ay gördük, eğer uzatırlarsa bir ay sonra da göreceğiz; bu yolla başarıya ulaşamayanlar, acaba, Amerikalıların etkisi altında kalma suçlaması yaptıkları başkaları için söyledikleri bu sözlerin kendilerine hatırlatılması sırasında ne cevap vereceklerdir; başkaları için uygun gördükleri bir durum kendileri için de uygun hale geldiği zaman nasıl davranacaklardır, azıcık yüzleri kızaracak mı kızarmayacak mı ben bunu merak ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Beş senedir yüzünüzün kızardığı buradan belli oluyor!
ALİ TOPUZ (Devamla) - Bugün varılan noktada durumumuz nedir?..Bir kere şunu teslim etmemiz lazım ki, bu Hükümet, Demokratik Sol Partinin de katkısıyla ve desteğiyle, dürtüsüyle müzakere sürecini başlatmış veya başlatılmış süreci hızlandırmış, sürdürmüştür. Askerî otoritelerle müzakereler yoğun bir biçimde götürülmüştür; sivil otoritelerle konu görüşülmüş, tartışılmıştır; dostluk ilişkileri devreye sokulmuştur. Hatta Amerika Birleşik Devletleri temsilcileriyle, Irak temsilcileriyle hem Hükümet hem de Demokratik Sol Parti yöneticileri görüşmüşlerdir, uğraşmışlardır, didinmişlerdir.
Hatta bu arada, Demokratik Sol Parti, Huzur Sağlama Harekâtı yerine, "Bölgesel Güvenlik Planı" adıyla bir plan da sunmuştur. Bu plan, sadece bizim konumuzu değil, daha geniş kapsamlı, Ortadoğu sorunlarının çok büyük bir bölümünü de içeren bir iddia taşımaktadır. Bir an için bu planı kabul ettiklerini düşünsek bile, kabul etmenin yeterli sayılıp sayılamayaca -kabul etmek yeterli değil de, burada söylenenler yaşama geçirilecek ve öylece bu sorundan kurtulacağımız varsayılıyorsa- bu planda öngörülen iddiaların ne kadar bir süre içinde gerçekleşebileceği konusunda da, Hükümet yetkililerinin, daha sonra bize cevap vermelerini bekliyoruz; çünkü, burada, Amerika Birleşik Devletlerinin politikası belirtiliyor, Irak'ın politikası belirtiliyor, bütün devletlerin nasıl davranması gerektiği belirtiliyor, bizim nasıl davranmamız gerektiği belirtiliyor ve bütün bunların, hepsinin bir arada yapılması öngörülüyor. Ah ne güzel; keşke bunlar yapılabilse... Zaten, sorun o.
Bunları buraya yazmak, bir planın içine yazmak; başkalarının bilmediği şeyler değil ki bunlar; bunlar herkesin bildiği, cümle âlemin bildiği, halkın bildiği şeyler. Bunları alt alta yazıp, buna bir plan demek, bunu verdiği zaman da sorun çözülecek veya çözüm yoluna girdi demek kendi kendini kandırmaktan başka ne anlama geliyor, ben doğrusu merak ediyorum.
Nedir gelinen nokta; bize göre, 2 ay 18 gündür sürdürülen politika, ortaya konulan iddialar, Anavatan Partisinin iddiaları, Hükümetin iddiaları, Demokratik Sol Partinin iddiaları gerçekleşememiştir, başarı sağlanamamıştır, ortada bir başarısızlık vardır. Şimdi, giderayak, bu başarısızlığı acaba nasıl kamufle edebiliriz, nasıl başka yöne sevk edebiliriz, gönderebiliriz, olayı başka bir platforma nasıl taşıyabiliriz, nasıl gerekçeler bulabiliriz noktasına gelinmiştir. Bugünkü çırpınışlar, bugünkü iddialar, konunun böyle gündeme getirilmesi, bu amaçtan başka bir amaç taşımıyor; çünkü, başarısız olunduğunu herkes biliyor, cümle âlem biliyor dedim; askerler biliyor, siviller biliyor, Amerika biliyor, Irak biliyor, Hükümet biliyor, biz biliyoruz, herkes biliyor. Bu konuya bağlanan umutlar söndü; çünkü, bu konuyla ilgili verilmiş olan çekimser destek, daha çok içpolitika ağırlıklı bir değerlendirme sonunda, mecbur olarak verilmiş bir destekdir. Bu destek, kurulmuş olan Hükümetin devamını sağlamaya dönük bir politik değerlendirmeye dayanıyor. Hani sadece kuruluşuna katkıda bulunacaktınız; ondan sonra yanlış bulduğunuz şeylere "evet" demeyecektiniz; onlara karşı direnecektiniz... Dörtbuçuk yıl direndiğiniz bir konu için üç ay daha direnmekten neden vazgeçtiniz; doğrusu bunu da anlamak mümkün değildir.
Topluma yeni umutlar vererek bir ay sonra...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ TOPUZ (Devamla) - Süre vermiyor musunuz Sayın Başkan?
BAŞKAN - Buyurun Sayın Topuz, konuşmanızı tamamlayın efendim.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sürem doldu, o nedenle, bir kısmını atlayarak sonucuna geliyorum.
ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (İzmir) - Bu konudaki fikriniz ne?
ALİ TOPUZ (Devamla) - Fikrimi söyleyeceğim şimdi efendim, merak buyurmayınız, şimdi onu söyleyeceğim, çok memnun olacaksınız.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bugüne kadar "Çekiç Güç" diye adlandırılan bu konuyla ilgili olarak, hiçbir zaman, sataşma yaparak bana laf duyurmaya çalışan arkadaşlarımın ifade ettiği gibi, olayın savunucusu durumuna gelmedik. Biz, çoğunluğuyla, bu Mecliste, Çekiç Gücün, OHAL'in süresinin uzatılmaması yolunda oy kullandık; SHP döneminde de böyle kullanıldı, Cumhuriyet Halk Partisi döneminde daha ağırlıklı olarak böyle kullanıldı. Açarsınız bakarsınız...
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Tezkerelerin altında imzalarınız var, kimseyi aldatmayın, Bakanlar Kurulundan imzalarınızla geldi!..
ALİ TOPUZ (Devamla) - Açarsınız bakarsınız.
Biz, bu süre uzatımının aleyhinde oy kullanacağız ve biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, inanıyoruz ki, bu sorun öyle bir noktaya gelmiştir ki, bu sorunu çözmek için, ancak ve ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin insiyatif alması gerekir. O insiyatif, önce uzatma kararını reddetmek, yaratılan fiilî durumdan sonra, varsa burada bir sorun, onu çözmek istiyorsanız, buyurun, gelin, bizim koşullarımıza göre, yeni durumu müzakere edelim demektir. (RP sıralarından alkışlar) Eğer, böyle düşünülmeseydi, 1974 yılında da, Kıbrıs Harekâtı için o karar alınamasaydı, Kıbrıs'a çıkılmasaydı, şimdi, hâlâ müzakere masalarında, Kıbrıs ne olacak diye, belki, konuşmak zorunda kalacaktık; belki de konuşamayacaktık; çünkü, Kıbrıs'taki Türk halkıyla Kıbrıs'ın tamamı çoktan elden gitmiş olacaktı.
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Onun fatihi burada, burada!.. (DSP sıralarından alkışlar) Bilmiyorsanız öğrenin.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Onun fatihinin kim olduğunu biliyoruz. Siz, hâlâ kişileri fatih görerek, onları tabu görerek peşinden giderseniz, demokrasiyi öğrenmekte çok gecikeceksiniz. Koca Cumhuriyet Halk Partisinin, benim de içinde bulunduğum Cumhuriyet Halk Partisi Hükümetinin, MSP ile ortak hükümetin ortak başarısıdır; kimsenin özel başarısı değildir. (CHP ve RP sıralarından alkışlar) Herkesin katkısı vardır; en büyük katkı, belki Sayın Ecevit'indir (DSP sıralarından alkışlar) ama, o eser, Ecevit'in eseri değildir. O eser, Hükümetten başlayarak Büyük Millet Meclisinden devam ederek, Türk halkının eseridir; onu bir kişiye mal etmeye yeltenmeyin. (CHP ve RP sıralarından alkışlar)
Parlamentonun, -hâkimiyet kayıtsız şartsız ulusundur diye şurada yazıyor- bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hükümetlerden gelen, yeteri kadar ciddiyetle hazırlanmamış, hayallarle dolu önerileri onaylamasını değil, Birinci Meclisin, İkinci Meclisin yaptığı gibi, önemli konularda hükümete yön verebilecek bir iradeyi ortaya koymasını temenni ediyoruz, onu diliyoruz. Yoksa, bir sözcünün
burada konuştuğu gibi, bunları yapalım; ama, şimdi değil, biraz daha uzatalım, bir ay sonra, iki ay sonra gelelim yapalım... İki ay sonra bu noktaya geleceğimizden emin olduğumuz halde, bu kararı bugün almayıp iki ay sonraya bırakmanın manevî sorumluluğunu Cumhuriyet Halk Partisi üstlenmeyecektir; Türkiye Büyük Millet Meclisinin de üstlenmeyeceği kanısındadır.
Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve RP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 1. Yasama Yılı 63. Birleşim 18/Haziran/1996 Salı
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim