tphlogo

AVRASYA’DA BARIŞ VE GÜVENLİK
04.12.2004

AVRASYA SEMPOZYUMU / 4-5 ARALIK 2004
GAZİ ÜNİVERSİTESİ – ANKARA


Sayın Başkan,
Değerli konuklar,

Avrasya Sempozyumu çerçevesinde “Avrasya’da barış ve güvenlik” konuları’nın, değerlendirilmesi ve tartışılması amacıyla, bu günlerde Türkiye’nin gündemine taşınmış olması, ayrıca iki bakımdan çok yararlı ve anlamlı olmuştur.

Birincisi; Avrasya sempozyumu’nun Rusya Devlet Başkanı PUTİN’ in, Ülkemize yapacağı Resmi ziyaretin hemen öncesinde toplanmasıdır. Bu ziyaretin, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine ve bölgemizde barış ve güvenliğin sağlanmasına önemli katkılar yapmasını diliyoruz.

İkincisi; Avrasya sempozyumu’nun, 17-aralık–2004 günü, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı ile ilgili müzakerelerin başlaması için tarih verilip verilmeyeceği konusundaki tartışmaların ve beklentilerin en yoğun biçimde yaşandığı bir dönemde gerçekleşmiş olmasıdır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olması, ilk bakışta hem Avrupa Birliği hem de Türkiye için önemli kazanımlar sağlayacak gibi görülmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği üyesi olan bir Türkiye’nin Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri için yeni ufuklar açabileceği de düşünülebilir. Ancak, bu iyimser beklentiler, Türkiye’nin Avrupa Birliğine eşit koşullarda, geciktirilmeden, savsaklanmadan ve eğilip bükülmeden tam üye olmasına bağlıdır.

17 Aralık 2004 tarihinde Türkiye’nin önüne imzalaması için nasıl bir belge konulacağı bilinmemektedir. Avrupa Birliği çevrelerinden ve üye ülkelerin yetkililerinden yapılan açıklamalar hayal kırıcı ve endişe verici niteliktedir. Daha da endişe verici bir durum, Türkiye’nin bu konuya ilişkin bir Milli Politikası’nın olup olmadığı, konuyla ilgili kırmızı çizgilerimizin neler olduğu TBMM tarafından bile şu anda bilinmemektedir. Korkumuz odur ki, bu teslimiyetçi yaklaşımın sonunda, beklentilerimiz gerçekleşemeyecek, önümüze ne konulursa o imzalanacak ve ulusal onurumuz zedelenecektir. Böyle bir durumu Ulusumuzun kabul etmesi beklenemez.

Hele, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ve Kıbrıs’taki soydaşlarımızı feda ederek sonuç almaya yeltenenleri, hem Ulusumuz hem de tarih affetmeyecektir.

Sayın Başkan,
Saygıdeğer konuklar

Son yıllarda Türkiye’nin “Dış Politika gündeminde” , Avrupa Birliği ile ilişkiler, Irak ve Kıbrıs sorunları ön planda yer aldığı için, Orta Asya’daki gelişmeler, Türk kamuoyu’nun dikkatinden ve ilgisinden
Uzakta kalmıştır.

Türkiye gibi, konumu nedeniyle, çok boyutlu Dış politika izlemesi gereken ülkeler, dikkatlerini sadece bir iki konuya yönlendirmekle yetinemezler. Yetinmemelidirler.

Avrasya’da, Özellikle Kafkasya ve Orta Asya’daki gelişmeler, yalnız bu bölgelerdeki ülkelerle, tarihi ve kültürel ilişkilerimiz açısından değil, Bölgede barış ve güvenliğin sağlanması, Türkiye’nin uzun vadeli güvenlik kaygıları ile siyasi ve ekonomik çıkarları açısından da değerlendirilmelidir.

Bölge ülkelerinin ve Türkiye’nin çıkarları:

*Avrasya’da barışın, güvenliğin ve istikrarın sürdürülmesindedir.
*Ülkelerin tam bağımsızlıklarını ve egemenliklerini korumalarındadır.
*Ulusalcı düşüncenin ve Demokrasi’nin bir arada kökleşmesindedir.

Türkiye’nin yayılmacı emelleri yoktur ve Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana da olmamıştır. Çünkü Türkiye, emperyalizme ve sömürüye karşı başkaldırı’nın ve Ulusal kurtuluş hareketleri’nin öncüsüdür.

Türkiye bu anlayışla, Kafkasya’daki ve Orta Asya’daki Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını ilk tanıyan ülkelerin başında yer almıştır.

Türkiye, bütün olanaklarıyla bu ülkelere yardımcı olmaya çalışmıştır.
Bu amaçla, bir yardım kuruluşu olarak TİKA oluşturulmuştur. Bu kuruluş aracılığıyla Orta Asya ülkelerinden 10.000 gence burs verilmiş, başta Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesi olmak üzere pek çok eğitim ve kültür kurumu’nun kurulmasına ve geliştirilmesine yardımcı olunmuştur.

Türk Eximbank’ı aracılığı ile birçok yatırım projesi finanse edilmiş, ticaretimiz arttırılmıştır.

Çok sayıda zirve toplantısı düzenlenmiş ve iki yüzü aşkın anlaşma imzalanmıştır.

Ne yazık ki, 8. Cumhurbaşkanımız rahmetli Özal döneminde büyük bir şevkle başlatılan ve 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel zamanında da inançla sürdürülen, bölge ülkelerinde de büyük memnunlukla karşılanan bu girişimlerimizin ve projelerimizin kapsamı zaman içinde daralmış, temaslar azalmış ve Türkiye adeta Orta Asya sahnesinden çekilme eğilimi içine girdiği izlenimi vermeğe başlamıştır.

Başlangıçta, TİKA’nın yıllık bütçesi 50 milyon dolar düzeyindeyken daha sonra 5 milyon dolara kadar indirilmiştir. Günümüzde TİKA’nın faaliyetleri hakkında tatmin edici bir bilgi alınamamaktadır. Zirve toplantıları pek seyrek olarak yapılmaktadır.

Buna karşılık, Türkiye dışındaki bir kısım bölge ülkeleri kendi aralarında işbirliğini geliştirerek çok sayıda ortaklık kurmuşlardır. Rusya’nın öncülüğünde özellikle ekonomi ve enerji alanlarında oluşturulan bölgesel örgütler giderek etkinlik kazanmaktadır.

Bu çerçevede bilinen bazı bölgesel örgütlenmeleri sıralamakta yarar görmekteyim.

Rusya’nın girişimleriyle ve öncülüğü ile kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) bazı Orta Asya Ülkelerinin başlangıçtaki isteksizliğine rağmen zaman içinde etkili olmaya başlamıştır. Örneğin, Tacikistan’ın 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra başlayan iç karışıklıklar, Rusya’nın ve Özbekistan’ın askeri müdahalesinden sonra kontrol altına alınabilmiş, daha sonra 1993 yılında Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan birliklerinden oluşan BDT ortak barış gücü, güvenliği sağlama sorumluluğunu üstlenmiştir.

Başta Özbekistan olmak üzere bazı bölge ülkeleri yoğun bir İslamcı terörizm tehlikesiyle karşı karşıya gelmişlerdir. Özbekistan İslamcı hareketi ve Türkistan bölgesinde bir Hilafet müessesesi kurmaya çalışan “Hizbüttahrir isimli örgütler çok sayıda terör eylemi gerçekleştirmiş ve çok sayıda insanın ölümüne sebep olmuşlardır.

Bu terör saldırılarıyla baş edebilmek için Orta Asya ülkeleri aralarında çeşitli örgütler kurmuşlardır. Bunlardan biri, Asya Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CİCA) dır. 3–5 haziran 2002’ de Alma Ata’da imzalanan bir deklarasyonla kurulan bu örgüt, terörizmin yanı sıra nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, ayırımcılık, uyuşturucu kaçakçılığı, yasa dışı silah ticareti gibi konularla mücadele etmek için çalışmaktadır.

Asya Güven Artırıcı Önlemler Konferansından önce, 1994 yılında kurulan başka bir örgüt de Orta Asya Ekonomik Birliği (CAEC) dir. Başlangıçta Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan arasında kurulan bu birliğe daha sonra Tacikistan da katılmıştır. Bu birliğin kuruluş amacı, önceleri bir ortak ekonomik işbirliği alanı yaratmak iken, zaman içinde; savunma, güvenlik ve terörle mücadele alanlarında da faaliyet göstermeye başlayan bir örgüt haline dönüşmüştür. Bu çerçevede bir Savunma Bakanları Konseyi’ de kurulmuştur.
1996 yılında, üçlü bir barış gücü taburu (CENTRASBAT) oluşturulmuş ve bu tabur, NATO’nun Barış için Ortaklık projesi çerçevesinde NATO ile ortak tatbikatlar düzenlemiştir. Bu çalışmalarda Türk Silahlı Kuvvetleri önemli bir rol oynamıştır. Ankara’daki, NATO Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezinde, Orta Asya ülkelerine mensup pek çok subay eğitilmiştir. 2001 yılında Orta Asya Ekonomik Birliği’nin adı Orta Asya Ekonomik Örgütü olarak değiştirilmiştir.

Orta Asya’da güvenlikle ilgili çalışmalar bundan ibaret de değildir. Bir de Orta Asya’da Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge girişimi (CANWFZ) gerçekleştirilmiştir. Bu alanda Birleşmiş Milletlerin desteğini ifade eden ortak deklarasyonlar yayınlanmıştır.

Ayrıca, 2001 yılında Bişkek’de Tacikistan’ın daveti üzerine, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) tarafından terörle mücadele için bir uluslar arası Konferans toplanmıştır. Bu Konferans’ın sonunda, Orta Asya için bir eylem programı ortaya çıkmıştır.

Türkiye, Savunma ve Güvenlik alanında başta Azerbaycan ve Gürcistan olmak üzere pek çok Orta Asya ülkesiyle ikili işbirliği anlaşmaları yapmış ve bu ülkelerin askerlerinin eğitimi için çağdaş kurumlar meydana getirmiştir. TSK’nin Bakü’de modernleştirdiği Kara Harp Okulu, NATO standartlarına yaklaşan bir eğitim vermeğe başlamıştır. Esasen bu ülkeler arasında Azerbaycan, NATO ile ilişkileri geliştirme açısından en ön sırada yer almaktadır.

Bölgedeki en önemli işbirliği örgütlerinden biri de Şangay Beşlisi olarak adlandırılan örgütlenmedir. Rusya, Çin, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan’dan oluşan örgütlenme başlangıçta,7000 kilometrelik Rus-Çin sınırındaki ihtilafların çözümüne yardımcı olmak için kurulmuş, ancak daha sonra faaliyetlerini terörle, uyuşturucu ticaretiyle ve silah kaçakçılığı ile mücadele ve yasa dışı göç hareketlerinin önlenmesi gibi alanlarda da çalışmaya başlamıştır. Gündemindeki en önemli projelerinden biri İpek yolu’nun yeniden canlandırılmasıdır.


Sayın Başkan,
Değerli Konuklar,

Orta Asya ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından hemen sonra Amerika bölge ülkeleriyle ilişkilerine oldukça soğuk bakmış ve Orta Asya’nın Batıyla ilişkilerinin, daha çok Türkiye üzerinden gelişebileceği izlenimi almıştı.

Ancak daha sonraki yıllarda Amerika’nın, Rusya’nın bu bölgeye yönelik faaliyetlerine sıcak baktığı, hatta desteklediği görülmüştür.

Hatta birkaç yıl önce Amerika Orta Asya politikasını şekillendirirken “Önce Rusya” sloganını ortaya atmış ve bu bölgede Rusya ile işbirliğine öncelik vermiştir.

Başkan Bush ile Rusya Cumhurbaşkanı Putin, 2002 yılı mayısında yapılan ABD-Rusya zirve toplantısında Orta Asya’nın bu iki ülkenin ortak ilgi alanı olduğu belirtilmiştir.

İşte Türkiye’nin, askeri eğitim alanındaki işbirliği çalışmalarının dışında diğer alanlardaki girişimlerini zayıflatması bu oluşumların meydana gelmesine olanak vermiştir.

Şimdi hükümete düşen görev, bu açığı bir an önce kapatmaktır. Bölge ülkeleri ile ilişkiler hızlandırılmalı ve yeni işbirliği alanları ve olanakları yaratılmalıdır.

Bunun için TİKA’nın bütçesi attırılmalı, çalışma alanı genişletilmelidir. Bölgedeki Türk okulları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından daha iyi denetlenmeli ve laiklik karşıtı düşüncelerin Türk eğitim kurumları aracılığıyla bölgeye nüfuz etmeleri önlenmelidir.

Özetle Türkiye, Rusya ile rekabet havasına girmeden, hatta mümkün olan alanlarda Rusya ile işbirliği yaparak bu ülkelerin sorunlarına yardımcı olabilmek amacıyla Orta Asya politikasını yeni baştan düzenlemelidir.


Sayın Başkan,
Değerli Konuklar,

Orta Asya’da güvenlikten söz ederken bu bölgedeki ülkelerin sınır komşusu olan devletlerdeki gelişmeleri de göz ardı etmek mümkün değildir.

Şu sıralarda İran’ın nükleer silah üretmeye çalıştığı iddiası uluslararası gündemin ön sıralarına yerleşmiştir. ABD ve İngiltere’nin Irak’ın kitle tahrip silahlarına sahip olduğu yolundaki istihbaratının yanlış çıktığı hatırlanacak olursa İran’la ilgili istihbarat bilgilerini de somut kanıtlar ortaya konulmadıkça kuşkuyla karşılamak gerekir.

Ancak İran’ın orta menzilli füzeler geliştirdiği bir gerçektir ve bu füzeler gerek Orta Asya ülkeleri gerek Türkiye açısından güvenlik sorunu yaratmaktadır. Türkiye’nin henüz bir füzesavar sistemine sahip olmamasını bir eksiklik olarak görüyoruz. Orta Asya ülkelerinin elinde de böyle sistemler yoktur.

Hindistan ve Pakistan’ın geçtiğimiz yıllarda nükleer silahlarını ve bunları fırlatacak füze sistemlerini geliştirmeleri, bölge güvenliği açısından yeni bir durum yaratmıştır.

Başlangıçta bu ülkelere şiddetli tepki gösteren hatta ambargo uygulama yoluna giden Amerika’nın daha sonra Afganistan savaşında bu ülkelerin desteğine ihtiyaç duyması üzerine tepkilerin yumuşattığı hatta bu konuyu uluslar arası gündemden kaldırdığını gördük.

Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Acaba bugün nükleer silahları geliştirmekle suçlanan ülkelere gösterilen tepki ilkeli bir politikanın ürünü müdür? Yoksa koşullara göre değişebilecek bir politikanın icabı mıdır?

Kitle tahrip silahlarının yayılması yalnız bölgenin değil, bütün dünyanın geleceği açısından ciddi bir tehdittir ve bu tehdide ancak ilkeli politikalarla karşılık verilebilir.

11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Afganistan’a karşı başlattığı askeri harekat hala sürmektedir. Kabil’deki Taliban yönetimi devrilmiş ancak ülkede kökü kazınamamıştır. Taliban lideri Molla Ömer’le El Kaide lideri Osama Bin Ladin hala yakalanamamıştır.

Her gün Afganistan’ın çeşitli bölgelerinden çatışma haberleri geliyor. ABD NATO’nun yardımını istemiş ve bu çerçevede Türk askerleri de Kabil’e gönderilmiştir. Şimdi Afganistan’da Türkiye’ye daha büyük sorumluluk verilmesine çalışılıyor. Gayet tabiidir ki, uluslararası terörle mücadele etmek bütün ülkelerin ortak görevi olmalıdır.

Ama şimdi Türk Askerini, kendilerine yönelik terörist faaliyetlerle mücadele etmek için Afganistan’a davet edenlerin, Kuzey Irak’ta Türkiye’ye yönelik terörist guruplara karşı herhangi bir müdahalede bulunmamalarını, bunları etkisiz kılmamalarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu alanda da ABD’nin ilkeli bir politika izlemesini beklemenin hakkımız olduğunu düşünüyoruz.

Komşumuz Irak’ta yaşanmakta olan insanlık dışı uygulamalar, başta Orta Doğu ve Avrasya bölgesi olmak üzere bütün Dünya’yı derinden tedirgin etmekte ve üzmektedir. Irak halkı bir diktatörün zulmünden kurtulmayı beklerken, Uluslar arası hukuka aykırı bir biçimde ABD’nin öncülüğündeki işgal ordularının pençeleri altında inim inim inletilmekte, insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmaktadır.

Bütün bu konularda, özellikle Orta Asya’nın güvenliği konusunda Türkiye’nin yalnız silahlı kuvvetleri aracılığı ile değil, siyasi olarak da daha aktif bir yaklaşım sergilemesini bekliyoruz. O bölgede yaşayan soydaşlarımızın en çok güvendikleri, örnek almaya çalıştıkları ülke Türkiye’dir. Türkiye, onların başta barış ve güvenlik olmak üzere, demokratikleşme ve kalkınma arzularına kayıtsız kalamaz.

Sayın Başkan,
Değerli Konuklar,

Dünya’nın Irak’ta olanlara ve sürdürülen vahşete seyirci kalması, kabul edilemez bir aymazlıktır.

Irak’ta işgal güçleri denetiminde barış, huzur ve güvenlik sağlanamaz. Yapılması gereken iş; ABD öncülüğündeki işgal güçlerinin en kısa zamanda Irak’tan ayrılmalarını sağlamak ve Birleşmiş Milletler Örgütü’nün gözetimi ve denetimi altında, Irak halkınca da benimsenebilecek bir barış gücü’nün Irak’ta görevlendirilmesidir.

Sayın Başkan,
Değerli Konuklar,

Bilindiği gibi, 1990 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra iki kutuplu Dünya dengesi bozuldu. Bu durum ABD’nin işine yaradı. Böylesine önemli bir gelişme beklenmiyordu. Bu nedenle de bütün Dünya bu gelişmeye hazırlıksız yakalandı. ABD dışındaki ülkeler, bu büyük değişimin yarattığı yeni olanaklardan yararlanamadı.

ABD Bu değişim karşısında, etkinliğini arttırmaya ve hızla yeni stratejiler ve politikalar geliştirmeye başladı. 11 Eylül’de, Amerika’da gerçekleştirilen büyük ölçekli terör, ABD’nin derinden sarsılmasına neden oldu. Ama bu durum ayni zamanda ABD’ye yeni bir fırsat’ta yaratmış oldu.

Teröristlere bulundukları yerde karşılık vermek bahanesiyle, öncelikle Afganistan’a müdahale kararı alarak bu kararına Birleşmiş Milletler elbisesi de giydirdi. Ancak, şu ana kadar, ne Taliban lideri Molla Ömer, ne de El Kaide Lideri Osama Bin Ladin yakalanamadı. Ama ABD, Afganistan’da bir yerleşme, kontrol ve sıçrama alanı ele geçirmiş oldu.

ABD daha sonra, Orta Doğu’da saldırgan bir tutum içinde olan Saddam’ı hedef alarak ve Irak’ta kitle imha silahlarının üretildiğini ve kullanılmaya hazır tutulduğunu iddia ederek, Irak’ı işgal etmiştir.

Daha sonra, ABD’nin Irak’la ilgili iddialarının gerçek olmadığı anlaşıldı ama ABD’nin işgal eylemi halen devem etmektedir. Üstelik bu işgal hareketi, Uluslar arası hukuka aykırı biçimde sürdürülmektedir.

Orta Doğu’da, Avrasya’da ya da Dünya’nın her hangi bir yerinde, sıra’nın hangi ülkeye geleceği bilinmemektedir. Ama yaşananlara benzer felaketlerin yeniden yaşanabileceği konusundaki kaygılı bekleyişler, tedirginlik yaratmaya devam ediyor.

ABD’nin giderek hegemonya’cı bir anlayışla, Dünya’ya tek başına hükmetmeye çalışma anlayışı, Dünyamızın önündeki en önemli ve dehşet verici sorundur.

ABD, Dünya’nın tek küresel gücü olduğunu ve bu gücün karşısında ikinci bir Küresel gücün oluşmasına da imkan tanımayacağını düşünerek yoluna devam etmektedir. Uluslar arası Hukuk’u da, hak ve Adalet’i de, yenidünya düzeni’ni de ben belirlerim ve uygularım diyor.

Bu gücü dengeleyebilecek, bu güce dur diyebilecek yeni bölgesel güçlerin oluşturulması gerekmektedir. Avrasya coğrafyası’nın, yeni bölgesel güç oluşturma potansiyeli taşıdığı bilinmektedir.

Sayın Başkan,
Değerli Konuklar,

Dünya bu sorunu, yeni felaketler ve acılar yaşamadan, bir an önce çözmek durumundadır. Asırlar boyunca İnsanlığın oluşturduğu, eşitlik, özgürlük, barış, insan hakları, hak ve adalet gibi temel değerlerin, yok edilmesine artık seyirci kalınmamalıdır. Büyük fedakarlıklara katlanılarak ulaşılan uygarlık düzeyi ile bağdaşmayan uygulamalara göz yumulmamalıdır.

Avrasya Sempozyumu’nda ortaya konulan gerçekler ve tespitler göz önünde bulundurularak, başta Avrasya ülkeleri olmak üzere, bütün dünya’ya ve insanlığa, Ankara’dan çağrıda bulunmak, düşünülmeli ve değerlendirilmelidir.

Hepinizi en iyi dileklerimle ve saygılarımla selamlıyorum.

Ali TOPUZ CHP İstanbul Milletvekili

Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim