tphlogo

22. Dönem
23.04.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 84 üncü yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının Kutlanması nedeniyle yaptığı konuşma

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU BAŞKANVEKİLİ ALİ TOPUZ (İstanbul) - Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar, 23 Nisanların ve geleceğimizin gerçek sahipleri sevgili çocuklarımız, sevgili yurttaşlarım; bir dışgörev nedeniyle Ankara'da bulunmayan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bütün halkımızın Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum; ülkemizin barış, mutluluk, refah ve bağımsızlık içinde nice bayramlar geçirmesini diliyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Birinci Meclisten başlayarak, bugüne kadar bu kutsal çatı altında görev yapmış tüm millet temsilcilerini saygıyla anıyor ve selamlıyorum.

Seksendört yıl önce bugün, tutsaklığa ve karanlığa itilmiş bu ülkede, Türk tarihinin en büyük devrimi gerçekleştirilmiştir. Bir dönem kapatılmış ve yeni bir dönem açılmıştır. Bu yeni dönemin temelinde millî egemenlik anlayışı yatmaktadır. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, yeni bir siyasal yapılanmanın da ilk ve çarpıcı adımıdır. Açılan Meclis ne bir meşrutiyet meclisidir ne de bir danışma meclisidir. Saltanata, hanedana, hilafete dayalı egemenlik anlayışlarının tümünü reddeden, meşru egemenlik temeli olarak millî iradeyi esas alan bir Millet Meclisidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin temelinde, Mustafa Kemal'in 1919 yılı haziran ayında yayımladığı ünlü Amasya Tamiminde yer alan "milletin bağımsızlığını, gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır" anlayışı yatmaktadır. Müdafaai Hukuk Cemiyetleri, Erzurum ve Sivas Kongreleri, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde milletimizin dayanışması, inancı, azmi ve kararlılığı bu hareketin gerisindeki en büyük güçtür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar; seksendört yıl önce çalışmalarına başlayan Birinci Büyük Millet Meclisi, orduları dağıtılmış, anayurt toprakları istilaya uğramış, silahları elinden alınmış, savaş yorgunu ve hepsinden önemlisi, özgürlüğü yok edilmiş bir ulusun etnik köken ve inanç farklılıklarına bakılmaksızın Ankara'ya seçip gönderdiği temsilcilerinden oluşmuştur. 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açılır açılmaz, Mustafa Kemal imzasıyla bütün illere gönderilen bir genelgede "23 Nisandan itibaren bütün mülkî ve askerî makamlar ile ulusun bağlı olacağı tek makam Türkiye Büyük Millet Meclisi olacaktır" denilmektedir. Bu, Türkiye'de Büyük Millet Meclisinin her türlü yetkiye sahip olduğunu göstermektedir. Daha sonra, 20 Ocak 1921 tarihinde yürürlüğe giren ilk Anayasanın ilk üç maddesi, devletle ve Büyük Millet Meclisiyle ilgili çok önemli saptamalar yapmaktadır. Bu saptamalar aynen şöyledir :
Madde 1.- Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur. Yönetim biçimi, halkın kendi kaderini doğrudan doğruya ve eylemli olarak kendisinin yönetmesi temeline dayalıdır.

Madde 2.- Yürütme erki ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde belirir ve toplanır.

Madde 3.- Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisince yönetilir ve hükümeti 'Büyük Millet Meclisi Hükümeti' adını taşır."

Cumhuriyetin ilanına kadar geçen üç yıl içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yetkilerle çalışmış ve çok büyük başarılar kazanmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir askerî zaferin eseri değildir; tam tersine, askerî zafer Türkiye Büyük Millet Meclisinin eseridir. Orduyu kuran ve Ulusal Kurtuluş Savaşını yürüten, devleti oluşturan, ülkeyi yöneten ve cumhuriyeti ilan eden Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu nitelikleriyle dünyadaki tek örnektir.

Öte yandan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışıyla, milletimiz için aydınlanma dönemini başlatacak olan yepyeni ve çağdaş bir siyaset felsefesi ve köklü bir zihniyet değişimi uygulamaya sokulmuştur. Millî iradeye dayalı egemenlik anlayışı, bu yeni siyaset felsefesinin ve köklü zihniyet değişiminin temel dayanağıdır.

Millet iradesine dayalı egemenlik anlayışı, milleti oluşturan bireylerin her alanda eşitliğini öngörür. Bu eşitliğin güvencesiyse, çağdaş hukuk sistemidir. Millî idareyi bir kez benimseyince, milleti oluşturan vatandaşları, dinine, mezhebine, tarikatına, servetine, ırkına, aşiretine, kadın veya erkek oluşuna göre farklı tutamazsınız. Bu yaklaşım, cumhuriyetin ve laikliğin altyapısını hazırlayan temel bir yaklaşımdır ve de demokrasiye giden yolun başlangıcıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar; modern Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerinden en önemlisi, laiklik ilkesidir. Laiklik, millî iradeye, millî egemenliğe, cumhuriyete dayanan demokrasimizin hem belirleyicisi hem de güvencesidir. Bu nedenlerle, laikliği dar anlamda değil, geniş anlamda tanımlamak ve anlamak gerekir. Laiklik anlayışı, bir yandan, devletin, dinlere, dinî inançlara saygılı ve aynı mesafede olmasını, dinlere, dinî inançlara karışmamasını, öte yandan, dinlerin, dinî inançların da devlete karışmamasını öngörür. Laiklik anlayışının, dinlere, dinî inançlara karşı olduğu kesinlikle söylenemez; söylenecek olursa yanlış olur, istismar olur. Ayrıca, dinlerin, dinî inançların hukuka, eğitime ve devlet yönetimine egemen olması laiklik anlayışıyla asla bağdaşamaz.

Modern Türkiye Cumhuriyetini önceki dönemden ayrı tutan en önemli özellik, kuşkusuz, laiklik anlayışının benimsenmiş olmasıdır. Bu sayededir ki, teokratik değerlerin egemen olduğu bir devlet ve toplum yapısından, büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirerek, çağdaş bir devlet ve toplum yapısına ulaşılabilmiştir. Günümüzde bütün dünyanın saygısını ve güvenini kazanmış olan ve de örnek gösterilen Türkiye modeli böylelikle oluşabilmiştir. Çok büyük bir bölümü Müslüman olan yurttaşlarımızın, dinî inançlarının gereklerini en iyi şekilde yerine getirirken, laiklik anlayışına dayanan bir devlet düzeni içerisinde, çağdaşlığa, uygarlığa ve refaha doğru hızla yol alabilmiş olması, Türkiye modelinin büyük başarısıdır.

Türkiye modeli, öteki Müslüman ülkelerle aramızdaki gelişmişlik ve çağdaşlık farkını açıklayan en temel özelliktir. Modelimizin kıymetini bilmeliyiz ve modelimizi daha geliştirerek, uygarlık düzeyini aşma hedefimize yönelik çabalarımızı hızlandırmalıyız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar; Türkiye modelinin kurgusu, ilkeleri, nitelikleri ve amaçları doğru saptanmıştır. Modelimiz, gelişmeye, değişime ve yenileşmeye açık bir modeldir. Ancak, modelimizin işleyişiyle ilgili olarak büyük sorunlarımız vardır. Cumhuriyetimizi demokrasiye taşıyarak çokpartili döneme açıldığımız tarihten günümüze kadar ülkeyi yönetmiş olan siyaset anlayışları ve hükümetler, kendilerinden beklenen değişimi ve yenileşmeyi, ne yazık ki, yeterli ölçüde gerçekleştirememişlerdir; devletimizin, modelimizin değil, yönetim yapımızın hantallaşmasına, tıkanmasına ve verimsizleşmesine seyirci kalmışlardır. Bu durumun sorumlularını, o dönemlerde ülkeyi yöneten ve günümüzde de onların devamı olduğu açıkça görülen siyasî partilerde aramak gerekir. Çağdaş gelişmelere uyum sağlayarak, gerekli yenileşme ve değişim fırsatlarını kullanamamış olmanın ve yönetim yapımızın hantallaşması, tıkanması ve verimsizleşmesinin sorumluluğunu ülkeyi yönetmiş olan siyasî partilerde ve onların yöneticilerinde aramak yerine, cumhuriyetimizde ve laiklik anlayışında aramak, cumhuriyetimizin kazanımlarında aramak, bazı cumhuriyet kurumlarını ve kazanımlarını bu nedenle "statüko" olarak tanımlayıp suçlamak doğru bir yaklaşım değildir. Böyle bir yaklaşımı, ancak, kuruluşundan beri, cumhuriyet ve laiklik karşıtı düşüncelerini, fırsat buldukça, örtülü ya da açık olarak sergileyen çevreler sürdürebilir.

Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi bir arada sahiplenmeye devam etmemiz gerekir. Cumhuriyet ile demokrasi arasında çelişki ya da çatışma olduğunu kabul etmek kadar yanlış ve tehlikeli bir yaklaşım olamaz. Gerçek bir demokrasi, sağlam bir cumhuriyetin üzerinde yükselebilir.

İçerisinde bulunduğumuz coğrafyada, demokrasiyi gerçek anlamda yaşatabilen tek ülke konumundayız. Bunun nedeni, bizim, çok büyük bir cumhuriyet dönüşümünü yaşamış olmamızdır. Cumhuriyetimizin temel değerlerini ve kazanımlarını koruyarak demokrasimizi daha ileri aşamalara taşımak, yönetimi, katılım, verimlilik ve etkinlik ilkelerine dayalı olarak yeniden yapılandırmak başlıca hedefimiz olmalıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar; Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet iradesinin yansıdığı temel kurumumuzdur. Bu temel kurumumuzun saygınlığını, güvenilirliğini ve etkinliğini korumak ve geliştirmek öncelikli görevlerimiz arasındadır. Bu alanda, vakit yitirmeden yapılması gerekenler vardır. Bunların başında da milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması gelmektedir.

Bu konu, gözardı edilebilecek, basit bir konu değildir. Dünyanın hiçbir parlamentosunda, bizdeki kadar geniş kapsamlı dokunulmazlık anlayışı yoktur. Bu durum, milletvekillerinin de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de saygınlığına gölge düşürmektedir. Bir an önce, milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılmasıyla ilgili anayasa değişikliklerinin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

Milletvekili genel seçimleri öncesinde, Cumhuriyet Halk Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi liderleri, bu konuda, halka söz vermişlerdir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, verdiğimiz sözü yerine getirmek istiyoruz; Adalet ve Kalkınma Partisinden de, halka verdiği sözü yerine getirmesini bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Dokunulmazlıklarla ilgili başka bir sorunumuz da, Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal etmiş ve ilgili komisyonlarda beklemekte olan -100'den fazla- dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili tezkerelerdir. Bu tezkereler, yargı organlarından Meclise gönderilmiş tezkerelerdir. Yargılamanın devam edebilmesi için, ilgili milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması istenmektedir. Dokunulmazlıklar kaldırılmayınca, yargı işleyememektedir. Milletvekilleri de, Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu durumdan yara almaktadır. Bu konunun da ivedilikle çözülmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar; her yıl, 23 Nisanı, aynı zamanda, çocuklarımızın da bayramı olarak kutluyoruz. Dünyamızda çocuklara armağan edilmiş, onlar için önerilmiş böyle bir bayram hiçbir ülkede yoktur. Bunu, ülkemiz için onur ve kıvanç nedeni sayıyorum.

Çocuk sevgisi, vatan sevgisinden ayrılmayan bir yüksek insanlık duygusudur. Geleceğimiz, çocuklarımızın ellerinde yükselecek, çocuklarımız yarın ve gelecekte ulusun kaderine sahip çıkacaklardır. Çocuklarımız, bizi daha büyük hamlelere, dünyanın yeni oluşumlarına, çağdaş uygarlık evrelerine taşıyacaklardır. Onları çok iyi yetiştirmemiz, onları özgür bir ortamda ve çağdaş bir eğitimle desteklememiz gerekiyor. Çocukları için yaşamasını bilen toplum, çocuklarını destekleyen toplum büyük toplumdur.

Çocuklarımız, bu ulusal bayramı, yıllardır bütün dünya çocuklarıyla birlikte kutluyorlar; birikimlerini, dünya barışı konusundaki duyarlılıklarını ortaya koyuyorlar; kaynaşmanın, birbirlerini sevmenin, birbirlerini anlamanın mutlu tablolarını oluşturuyorlar. Bu çocuklar, dünyanın geleceğine, gözyaşı değil, sevgi, mutluluk ve barış taşıyacaklardır.

23 Nisan, bir umudun adıdır. Çocuk da bu umudun köprüsüdür. Çocuk gelecektir, çocuk umuttur, çocuk değişimdir, çocuk yenileşmedir. Biz, 23 Nisanı, bu nedenlerle, Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutluyoruz. Zaten, her çocuk, her zaman, bir bayramdır.

23 Nisanı, sadece, geçmişe saygı anlayışıyla değil, geleceğe dönük bir umut olarak da selamlıyorum. Bu güzel ve anlamlı günü, ulusumuzla ve bütün dünya çocuklarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Yüce Meclise ve sayın konuklara saygılarımı sunuyorum.


Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem: 22, Yasama Yılı: 2, Cilt: 47, Birleşim: 78,(23.04.2004).

Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim