tphlogo

20. Dönem
26.06.1997

Keşif Harekatının görev süresinin altı ay daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi hakkındaki konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; "Kuzeyden Keşif Harekâtı" adıyla tanımlanan Çekiç Güç'ün Keşif Güç'ünün görev süresinin altı ay daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresini görüşüyoruz. Sizleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. Grubumuzun düşüncelerini kısaca arz etmeye çalışacağım.
Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz konunun bir yıllık geçmişine kısaca baktığımız zaman şunları görüyoruz: Geçen yıl, 30 Temmuzda, Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi tarafından kurulan Hükümetin kuruluş günlerinde, göreve başladığı ilk günlerde, konu, Çekiç Güç'ün görev süresinin yeniden uzatılması biçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmişti ve o zaman Hükümetin Sayın Başbakanı ve sözcüleri "Göreve yeni geldik, bize zaman verin; bunu bu seferlik böyle kabul edin; bu konuyu gelecek sefer çözeriz, hallederiz; daha sonra, süresi dolduğu zaman, konuyu yeniden tartışırız" demişlerdi ve Meclis de, bir defa için, üzerinde fazla tartışma yapmadan, Refah Partisinin önceki yıllarda bu konuya ilişkin olarak ortaya koyduğu görüşleri çok fazla dikkate almadan, o konuda Refah Partisini çok fazla sıkıştırmadan karara bağlamıştı.
Şimdi, aslında, öyle anlaşılıyor ki, Refah Partisinin öncülük yaptığı Hükümet, pek çok alanda olduğu gibi, daha önce söylediklerinin hiçbirini gerçekleştiremeden, hiçbirini söylediği biçimde sonuçlandıramadan görevini bitirmiş, buradan ayrılıp gidiyor. Öyle tahmin ediyorum ki, muhalefet safına geçtikten sonra, bu konularla ilgili olarak, vaktiyle muhalefet döneminde söylediklerine benzer bir söylemi burada tekrarlamaya devam edecektir. Aslında, ben, Refah Partisinin muhalefet dönemindeki söylemini, doğrusu, çok takdirle izliyordum; ekonomiyle ilgili, toplumsal yaşamla ilgili, dışpolitikayla ilgili, işte bu Çekiç Güç'le ilgili söylediği pek çok şeyi, ortaya koyduğu pek çok düşünceyi kendi düşüncelerime uygun buluyordum ve o doğrultuda ben de düşüncelerimi söylerken memnuniyet duyuyordum; bu kürsülerden konuşurken, Refah Partililerin ne kadar memnun olduğunu hatırlıyordum; ama, ne yazık ki, bir yıllık hükümet döneminde, söylediklerinden hiçbirini yapamadan, görevini bırakıp eski görevine dönme noktasına gelmiş bulunuyor.
Değerli arkadaşlarım, bugün süresini uzatmaya çalıştığımız konu 25 Aralık 1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılırken, iki konuda hükümet tezkeresini karara bağladık. Bunlardan bir tanesi, "Huzur Harekâtı" olarak adlandırılan harekâtın 31.12.1996 tarihi itibariyle sona erdirilmesine ilişkin bir karardı. Bu karar burada onaylanırken, oylanırken, tartışılırken -Cumhuriyet Halk Partisi adına yine Grubumuzun düşüncelerini sunma görevi bana verilmişti- o tarihte de ifade etmiştik ki, Huzur Harekâtı başka bir şeydir, 1991 yılı ocak ayında Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği 126 sayılı Karar başka bir şeydir. 126 sayılı Karar, Körfez krizi sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisince alınmış geniş kapsamlı bir karardır. Hatırlamanız için, bir kez daha önemli

yerlerini okumak istiyorum: "Kriz süresince ve sonrasında hâsıl olabilecek gelişmeler istikametinde -ki, hâlâ o kriz süresinin sonrasını yaşıyoruz- Türkiye'nin yüksek menfaatlarını etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre, ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamaya yönelik süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere -ne kadar geniş, görüyor musunuz efendim- lüzum, hudut, şümul ve zamanı hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına, bu kuvvetlerin kullanılmalarına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17.1.1991 tarihli 66 ncı Birleşiminde kararlaştırılmıştır."
Değerli arkadaşlarım, bu karar, ortalıktan kalkmamıştır. Yani, 25.12.1996 tarihinde, Huzur Harekâtının sona erdirilmesine ilişkin alınan karar, bu Meclis kararına dayanılarak oluşturulmuş olan bir konseptin, geliştirilmiş olan bir konseptin terk edildiğine ilişkin bir karardır; yoksa, Meclisin bu kararı yürürlüktedir.
Bunu bir kez daha burada ifade etmekteki amacım şudur: Şimdi görüşmekte olduğumuz konuyla ilgili olarak, eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir uzatma kararı vermeyecek olursa, biliniz ki, bu konuda, Hükümetin elinde, 1991 yılında alınmış olan bir karar vardır ve geçerliliğini korumaktadır. Buna ihtiyaç varsa, Hükümet, elimizde böyle bir şey kalsın diye bu ihtiyacı belirtmelidir; yoksa, bu ikili sistemi ortadan kaldırmalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25.12.1996 tarihinde ikinci tezkereyi görüşürken "Kuzeyden Keşif Harekâtı" adı altında bir tanımlama yaparak, Çekiç Güç'ün adını da Keşif Güç olarak değiştirmiştir. O tarihte, bütün muhalefet partisi gruplarının sayın sözcüleri, bu konunun devam etmekte olduğunu, görevleriyle ilgili bazı sınırlamalar, değişiklikler getirildiğini; fakat, esas itibariyle, bu Güç'ün hâlâ varlığını koruduğunu, bu anlayışın hâlâ varlığını koruduğunu ifade ettiler. Hükümet sözcüsü, bunun tersini söyledi "hayır" dedi; ama, birkaç gün sonra, Amerika Birleşik Devletleri hükümet sözcüsü, yaptığı açıklamada "1991 yılında alınmış karar gereğince yürütülen görev neyse, birkaç gün önce alınan karar gereğince yürütülecek olan görev de aynı şeydir; ikisi birbirinin aynıdır, sadece isimleri değişmiştir" ifadesini kullanmışlardır. Yani, görüştüğümüz konu, Keşif Herekâtı, Keşif Güç diye de anımsansa, adı Çekiç Güç'tür; yani, yabancı silahlı güçler ile Türklerin de katılımıyla oluşturulmuş, uluslararası, çokuluslu bir güçtür ve bu Güç, arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, Kuzey Irak'taki otorite boşluğu nedeniyle, bazı görevlerle görevlendirilmiştir.
Bu görevleri ne kadar izlemekte olduğumuzu, Türk Hükümetinin bu konuda ne kadar işin içinde olduğunu, ancak, Hükümetin bize yaptığı beyanlardan öğrenebiliyoruz; gerçeğin bu olup olmadığı konusundaki tereddütlerimizi kafamızda taşıyarak bu meseleye bakıyoruz. Nitekim, geçmiş dönemlerde bu o kadar böyle olmuştur ki, orada, sadece, hiçbirimizin farkında olmadığı gönüllü kuruluşların insanî birtakım hizmetler yaptığına ilişkin bazı iddiaları, daha sonra, beşbini aşkın bir istihbarat örgütünün Amerika Birleşik Devletleri adına görev yaptığını ve o görev yapanların işlevlerinin bitmesi nedeniyle de, Türkiye üzerinden başka yerlere nakledildiğini hatırlıyoruz.
Şu anda, Kuzey Irak'ta ne olduğunu, doğrusu, bütün ayrıntılarıyla Hükümetin bilip bilmediğinden endişelerimiz vardır; çünkü, bir ara, sınır ötesi harekât yapılarak, Kuzey Irak'ta bir daha PKK'nın üslenemeyeceğine ilişkin bir kanı yaratılmıştı Türkiye'de; ama, bunun gerçek olmadığı daha sonra anlaşıldı ve bundan birkaç gün önce -Türk Silahlı Kuvvetleri, 50 bin kişi dolayında bir güçle, o bölgede yeni bir sınır ötesi harekât yaparak- Türkiye'ye karşı üslenmiş terör örgütüne karşı bir askerî harekât yapmak zorunda kalınmıştır.
Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim: Gerek bu son olay dolayısıyla gerekse daha önceki dönemlerde, bu bölgede, çok sayıda vatandaşımızın, görevlimizin, Silahlı Kuvvetler mensubunun aramızdan ayrılmış olmasına, üzülerek, hepimiz tanık olduk; bazen, çok dehşet verici sonuçlarla, bunlara muttali olduk. Bu bu şekilde hayatını kaybetmiş olanlara, Grubum adına, bir kez daha Allah'tan rahmet dilemek istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerine, ailelere ve Türk Milletine yeniden başsağlığı dilemek istiyorum; çünkü, hiç beklemediğimiz bir anda, özellikle son günlerde, bu acı haberlerle karşılaştık. Hiç temenni etmiyorum, inşallah önümüzdeki dönemde böyle acı haberleri bir kez daha duyma bahtsızlığına uğramayız.
Değerli arkadaşlarım, aslında, Kuzey Irak'ta, hâlâ, bir otorite boşluğu devam ediyor. Şu anda Barzani güçlerinin bölgeye hâkim olduğunu biliyoruz; ama, bunun ne kadar devam edeceği, amacının ne olduğu, ileride Irak'la ilgili olarak Barzani'nin nasıl bir tavır takınacağı, Barzani'nin Türkiye'ye karşı tavrının ileride ne olacağı konusu hepimizin kafasında bir soru işareti olarak durmaktadır; çünkü, Irak'taki mahallî güçlerin, zaman zaman birbirinden çok farklı tavırlar içinde oldukları, zaman zaman Türkiye için, zaman zaman Irak için beklenmedik tavırlar içine girdikleri görülmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, biraz evvel konuşan arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, Türkiye, artık bu meseleyi bir başka çerçeve içinde ele almak ve bu işi, Türkiye-Irak ilişkilerini normalleştirmeye dönük bir anlayış içerisinde çözmek zorundadır, çözülmesine katkıda bulunmak zorundadır. Bu konuyla ilgili olarak, ortamın, giderek, uygun bir ortam haline dönüşmekte olduğu söylenebilir. O nedenledir ki, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerde her iki ülkenin toprak bütünlüğü ve ulusal egemenliği önplanda tutularak ve onlar korunarak, özellikle Irak'ın toprak bütünlüğü ve egemenliği korunarak, bu sorunun çözümü için Türkiye'nin inisiyatif alması, katkıda bulunması gerekecektir.
Bu konularla ilgili çeşitli planlar, projeler, öneriler yapılmaktadır. Şu anda, iktidara gelmeye hazırlanan yeni hükümetin, hükümet olmaya hazırlanan partilerin, bu konuda, daha önce ifade ettikleri görüşler vardır, ortaya koydukları projeler vardır. Bu vesileyle, bu projelerin yürürlüğe konularak gerçekleştirilmesi yolunda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kendilerine yardımcı olacağımızı bu kürsüden ifade etmek istiyorum.
Bu arada, bu vesileyle, bölgeyle ilgili bir başka konuyu -yine bu dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri ve bu ilişkileri kalıcı bir şekilde sürdürme amacına dönük olarak- bir başka açıdan da, bundan sonra Türkiye'yi yönetecek olanlar için bir öneriyi ortaya koymak istiyorum.
Biliyorsunuz, Türkiye'nin güneydoğusunda çok önemli bir sorunu yaşamaktayız. Bu sorunun çözümüyle ilgili olarak en temel dayanağın ekonomik bazlı projeler olduğunu biliyoruz. Eğer bölgenin kalkınmasına, ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunabilecek önlemler, projeler, uygulamalar süratle başlatılacak olursa, hiç kuşku yok ki, bölgede terörü besleyen konuların çok önemli bir kısmını ortadan kaldırmak mümkün olacaktır. Bu bölgenin kalkınması, sadece bölgede huzurun, güvenliğin sağlanmasının ötesinde, Türkiye açısından da çok büyük bir ekonomik potansiyelin ortaya çıkmasını sağlayacaktır, Türkiye'nin dengelerini olumlu yönde etkileyecektir; ama, unutmayalım ki, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından bu bölgede uygulamaya konulan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) o bölge coğrafyasının belli bir kesimini içeren, Türkiye hudutları içerisinde olan kesimini ilgilendiren bir projedir. Bu proje, genelde, toprağa ve suya dayalı, toprak ve su kaynaklarının öncelikle geliştirilmesi ve ona dayanarak bölgenin bir kalkınma sürecine sokulmasını öngörmektedir; sanayileşmeden kentleşmeye kadar, o bölgeyi refaha kavuşturabilecek büyük bir ekonomik gelişmenin, kalkınmanın sağlanması amacını taşımaktadır. Bu bölgenin güneyinde kalan, Irak ve Suriye hudutları içerisinde olan, benzer coğrafî özellikleri taşıyan bölgelerde de, bizden çok daha geri bir üretim tarzı söz konusudur. Dolayısıyla, Fırat ve Dicle sularının suladığı bu alan, Türkiye, Suriye ve Irak arasında bir bölgesel kalkınma projesine dönüşme olanağını Türkiye'ye vermektedir. Türkiye'nin su kaynakları, güneyimizdeki ülkelerin petrol kaynakları, her ülkenin toprak kaynakları, eğer, dostluk çerçevesi içerisinde, bir arada, bir gelişme sürecini başlatacak proje bütünlüğü içerisinde ele alınıp, bunu Ortadoğu barış projesi haline dönüştürüp, ülkelerin katkıları oranında sonuçlarından yararlanabileceği adaletli bir mekanizma içerisinde uluslararası bir projeye dönüştürülürse, böyle bir projenin tartışılmasına başlanılırsa, bu ülkede kalıcı bir barış için önemli bir adım atılabileceği kanısını taşımaktayız. O nedenle, herkesin bu konudaki önerilerini geliştirmesiyle, hem Güneydoğu Anadolu sorununu çözmek hem güneyimizdeki komşularımızla olan sorunları çözmek ve sınır güvenliğini kalıcı bir şekilde sağlamak mümkün olabilir. Bütün bunlarda Türkiye'nin öncülük yapması doğaldır, doğrudur; Türkiye, bunu yapabilecek noktadadır.
O nedenle, sözlerimi tamamlarken, bir daha -Çekiç Güçmüş, Keşif Güçmüş, buna benzer- yabancı ülkelerden getirilmiş silahlı güçlerin, komşuları denetlemeye dönük, gereğinde -belki bizi de devre dışında bırakarak- kendi amaçlarına dönük olarak bu imkânları kullanmalarına fırsat verilmeyecek; bölge sorunlarının bölgede çözüleceği, ama, Batılı dostlarla olan ilişkilerin de yine en iyi dostluk çerçevesi içerisinde sürdürülebileceği; bölgenin de, kendi iradesini ortaya koyarak kendi sorunlarını kendisinin çözebileceği bir dönemin başlatılmasını diliyorum.
Yeni hükümetimizin de bu yolda başarılı girişimlerde bulunmasını diliyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 2. Yasama Yılı 112. Birleşim 26/Haziran/1997 Perşembe
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim