tphlogo

20. Dönem
30.06.1998

Kuzeyden Keşif Harekâtıyla ilgili süre uzatımı konusunda konuşma

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlayarak, görüşmekte olduğumuz Kuzeyden Keşif Harekâtıyla ilgili süre uzatımı konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmeye çalışacağım.
Sözlerime başlarken, Adana'da meydana gelen çok elim deprem felaketi nedeniyle kaybettiğimiz yurttaşlarımızın acısını yüreğimizde hissederek, yakınlarına, Türk Milletine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına başsağlığı diliyorum, yaralıların bir an önce sağlığına kavuşmasını diliyorum ve de depremin meydana getirdiği zararların en kısa zamanda giderileceğine olan inancımı ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz, tartıştığımız konu, 15 inci kez Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen bir konudur; 4 kez, Kuzeyden Keşif Harekâtı olarak, ondan önce de 11 kez, Huzur Harekâtı olarak konuyu tartıştık. Sekiz yıldır, bu konu etrafında, çeşitli hükümetlerin, çeşitli partilerin, çeşitli sözcülerin, zikzaklı, çelişkili tutumlarını burada ibretle seyrettik. Şimdi görüyorum ki, bu kez, bu müzakereler yapılırken, zikzak yapanların, çelişki içinde olanların pek çoğu, önce bu konuya karşı koyanların pek çoğu, zaman içinde, o veya bu nedenle uysallaşmış ve sonunda, harekâta destek verir noktaya gelmiş bulunuyor ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi, bu işe gönül rahatlığıyla "hayır" diyebilen tek parti olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ortaya çıkmış oluyor. Başta ifade edeyim ki, biz, bu sürenin uzatılmasına, yine olumlu oy kullanmayacağız. Şimdi, bunun nedenlerini anlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu konunun görüşülmesi sırasında, gönül isterdi ki, Sayın Millî Savunma Bakanımız, Sayın Dışişleri Bakanımız ya da Dışişlerinin belli görevleriyle sorumlu, özellikle bu konularda sorumlu Sayın Devlet Bakanımız burada olsun. Şüphe yok ki, Sayın Seçkiner, çok saygı duyduğumuz bir devlet adamıdır, değerli bir bakanımızdır; ben, kendisine özel olarak da saygı duyarım; müktesebatı bakımından konuya çok hâkim bir insan olduğundan da hiç şüphem yoktur; onun buraya çıkmasını, bu açıdan yadırgayacak bir tarafımız yoktur; ama, öyle anlaşılıyor ki, Hükümetin bu konuyla ilgili gerçek sorumluları, bu kürsüye çıkıp bu işi artık savunacak durumda olmadıklarını gösteriyorlar; çünkü biraz sonra söyleyeceğim; bu bakanlardan birinin
bundan bir yıl önce bu kürsüden söyledikleri ile, bugün ne noktada olduğuna ilişkin çarpıcı bir çelişkiyi ortaya koymaya çalışacağım.
Tabiî, Sayın Soysal Hocamız, o çok zarif üslubuyla, hepimizi dikkatle dinlemeye yönlendiren üslubuyla, durumu idare edebilmek, yeni politikaya değişim gösterebilmek, uyum sağlayabilmek konusunda bütün maharetini ortaya koydu; kendisini tebrik ediyorum; ama, o da "durumu dikkate alarak, bu durumdan nasıl yararlanabilirizi düşünelim" diyerek son dönemin çok moda yaklaşımlarından birine benzeyen bir durumdan vazife çıkarmak gibi bir tutumun içine girdi!.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Mecbur, ne yapsın!...
SALİH SÜMER (Diyarbakır) - Hoca, ne yapacak!...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Tabiî, bu arada, konuşan, Demokrat Türkiye Partisinin sözcüsü...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Her şeyi!...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Evet, her şeyi.
...değerli arkadaşım da, Sayın Soysal'a yönelik değerlendirmelerinde beni de hayrete düşüren bir yaklaşım içinde oldu; çünkü, Sayın Soysal, sanıyorum, kendilerinin de istediği yolda bir düşünceye yönelmiş gibi geldi bana; acaba bu tutumunu niye yadırgadı diye tereddüt ettim; onu da söylemeliyim. Neyse, bunları bir tarafa bırakalım değerli arkadaşlarım.
Şimdi, ben de, bazı tespitler yaparak, içinde bulunduğumuz durumu, çelişkileri ortaya koymak istiyorum. Bir kere, sekiz yıldır bu konuyu konuşuyoruz. Sekiz yıldır konuşurken, başlangıçta konuştuğumuz bir meseleyi bir tarafa bıraktık; yani, Anayasanın 92 nci maddesiyle bu işin ne kadar ilgili olduğu konusunu bir tarafa bıraktık, zaman içinde onu kabullenmiş gibi olduk; sanki, Anayasanın 92 nci maddesine çok uygun bir durum varmış gibi kabullendik, fiilî durumu aynen kabul eder noktaya geldik. Ben hâlâ inanıyorum ki, Anayasanın 92 nci maddesi bu biçimde uygulanamaz; onu, bu vesileyle, sekiz yıl sonra, sekiz yıl dolmak üzereyken bir defa daha söylemek istiyorum; çünkü, Anayasanın 92 nci maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan, savaş hali ilanı, dışarıya asker gönderme, dışarıdan yabancı asker kabul etme yetkisini ifade eden bir maddedir; Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde olmadığı zaman, bu yetkiyi, Sayın Cumhurbaşkanının sınırlı olarak kullanabileceğine ilişkin bir maddedir. Oysa, biz, ileride ne olacağı konusunda tam bir aydınlık, açıklık olmayan bir konuda, Hükümete, Meclise ait olan bu yetkiyi vermiş bulunuyoruz. Hükümet, bu yetkiyi, Kuzeyden Keşif Harekâtı dolayısıyla kullansın diyoruz, şu şu durumlar ortaya çıkarsa kullansın diyoruz. Hükümet de bu yetkiyi, oluşturulmuş bu çokuluslu güce bırakmış; o da istediği zaman haber vererek -kuşku yok, elbette ki, komutanlarımız var orada- uçuyor, gidiyor, geliyor, bir şeyler yapıyor. Bütün bunların, Anayasaya ne kadar uygun olduğu konusunu bir kez daha anayasa hukukçularının dikkatlerine sunuyorum; ben aldanmış olabilirim; anayasa hukukçuları bu konuyu, sekiz yıl biterken, bir defa daha değerlendirirlerse, sanıyorum ki, iyi olur.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, çok geriye gitmeye gerek yok; son iki yıldaki gelişmelere bakıldığında şunlar görülüyor: 18 Haziran 1996'da, yani, Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisinin iktidarda oldukları bir sırada, 31 Martta, bu gücün, yani, Çekiç Güç'ün, Huzur Harekâtının -o zamanki adıyla- görev süresinin üç ay daha uzatılması konusu gündeme gelmişti; daha üç ay dolmadan, Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararı nedeniyle, Huzur Harekâtıyla ilgili alınmış olan uzatma kararı da yok sayılmıştı ve sürenin bitimine onüç gün kala, Hükümet buraya gelerek, gelişmeleri de dikkate alıp "olumlu gelişmeler oluyor, onüç gün yetmez" diyerek, bir ay onüç günlük, yani 31 Temmuza kadar süre istemişti. O gün, burada, konuşmalar yapılırken, Sayın Ecevit, bu konuya çok büyük bir duyarlılık göstererek "üç ay uzatmaya çekimser destek vererek, o kararın çıkmasına yardımcı olmuştuk; şimdi, bir ay onüç gün daha isteniyor, olumlu gelişmeler de var, belki, bir sonuç alınır" diyerek, o bir ay onüç günlük kısa uzatmaya da "evet" demişti. Fakat, bu konuşmasını yaparken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 688 sayılı Kararının, başlıca iki önemli unsur içerdiğini, bunlardan bir tanesinin Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması konusundaki ilke; diğerinin de, kuzey Irak'ta oturanlarla, yaşayanlarla Bağdat yönetimi arasında demokratik bir diyalog düzeninin kurulması konusuydu ve bu iki konuda da duyarsız davranıldığını ifade ederek, ilgililerin dikkatini bu konu üzerine çekmeye çalışmıştı. Sayın Ecevit, bunları söyledikten sonra, bu konuşma sırasında şunları söylemişti: "Amerika Birleşik Devletleri, Saddam Hüseyin yönetimini gerçekten devirmek isteseydi, Körfez Savaşını iki üç gün daha uzatarak bu amacına erişebilirdi. Onun için, bizim görüşümüze göre, Amerika Birleşik Devletlerinin, bizim bilmediğimiz, bizlere ve dünya kamoyuna açıklanmayan başka bazı amaçları olabileceği olasılığını göz önünde tutmamız gerekir. Biz, herhalde, Amerika Birleşik Devletlerinin bilmediğimiz amaçları uğruna intihar etmeye mecbur olamayız."
Yani, çekimser desteğini verdiği sırada, yaptığı konuşmada, özü itibariyle de, bu meselenin, böyle bir niteliği olduğunu ifade etmiş idi.
Bilindiği gibi, daha sonraki gelişmelerde, Amerikalılarla yapılan görüşmeler olumlu sonuç doğurmadı ve beklenen şeyler gelişmedi, oluşmadı.
Şimdi huzurumuza yeniden bu konu geldiğinde; bu arada, Sayın Ecevit'in o günden bu yana, o söyledikleriyle ilgili, tatmin olabilmesi için ne gibi bir gelişme olduğunu biz bilmiyoruz -belki, bize, bugün bu vesileyle bunu birisi anlatır- yani, şurada biraz evvel Sayın Ecevit'in söylediğine aktardığım konularla ilgili olarak ne gelişme oldu; Amerika, arkadaşlarımızı nasıl tatmin etti, nasıl ikna etti; onların, böyle bir yanlış düşünceleri, farklı düşünceleri olmadığına nasıl ikna etti; onu bilemiyorum; ama, bugün, aynı mahiyetteki bir gücün görev süresinin uzatılması konusunda gelen Bakanlar Kurulu kararında, Hükümet tezkeresinin altında, Başbakan Yardımcısı olarak Sayın Ecevit'in de imzası var.
Değerli arkadaşlarım, bunu geçiyorum.
Daha sonra, 25.12.1996'da, Refahyol Hükümeti işbaşındayken, Hükümet -biraz evvel, burada, Fazilet Partisi Grubu sözcüsü de ifade etti- Huzur Harekâtı sona erdi, Keşif Harekâtı başladı; o başkaydı, bu başkaydı iddiasıyla, Kuzeyden Keşif Harekâtını gündeme getirdi.
Değerli arkadaşlar, herkesin bilmesi gereken bir şey var: Başlangıçtaki Huzur Harekâtıydı, bugünkü Kuzeyden Keşif Harekâtı. Her ikisinin de altında bir silahlı güç var, çokuluslu bir silahlı güç... Huzur Harekâtının silahlı gücüne "Çekiç Güç" deniyordu; Kuzeyden Keşif Harekâtının silahlı gücüne de, Sayın Ecevit, o gün burada yaptığı konuşmada "örtülü Çekiç Güç" demişti; biz de katılmıştık ona; çünkü, değişen bir şey yoktu. Kara unsurlarından arındırılmış; ama, yine, yabancı iki devlet ile Türk Silahlı Kuvvetleri bir araya gelerek, bir uluslararası güç oluşturuyor; değişen koşullara göre aynı işi yapıyor. Vaktiyle, Çekiç Gücün yaptığı iş de bugünkünden fazla farklı değildi. O zaman, başlangıçta göç meselesi vardı; onun getirdiği geçici bir görev vardı. Daha sonra, orada, Amerikalıların yerleştirdiği, bir ölçüde sivil toplum örgütleri adıyla oraya getirdiği, gönüllü kuruluşlar olarak getirdiği; fakat, sonradan bunların başka amaçlar için orada ajanlık yaptığı anlaşılıp, yaşayamayacakları da ortaya çıkınca, onları Amerika oradan çekmek durumunda kaldı. Demek ki, Keşif Güç veya Huzur Harekâtı gibi veya Kuzeyden Keşif Harekâtı gibi adlarla yapılan bu hareketlerin içinde bizim, ancak, sonradan öğrenebildiğimiz başka bazı gelişmeler oluyor. Şu anda ne olduğunu bilmiyoruz. Belki, bir müddet sonra, vaktiyle orada NGO'ların, 5 bin kişilik Iraklılardan oluşan ajanların varlığını sonradan öğrendiğimiz gibi, belki, şu anda, başka birtakım gelişmeleri de bir müddet sonra öğrenmiş olacağız, bunları bilemiyoruz biz.
Sayın Ecevit, o zaman da, yani, bundan birbuçuk sene önce bu işe "örtülü güç, örtülü Çekiç Güç" diyerek, bu konuyu dile getirmişti. Şimdi, Sayın Soysal burada konuşurken, Sayın Ecevit'in, örtülü Çekiç Güç olarak tarif ettiği bu Kuzeyden Keşif Harekâtı ve buna bağlı güç hakkında bir değerlendirme yapmadı; acaba, Sayın Ecevit de mi görüş değiştirdi, yoksa Sayın Soysal ile Sayın Ecevit arasında bu konuda farklılık devam ediyor mu?
Değerli arkadaşlarım, bundan daha önemli bir durum, Sayın Şükrü Sina Gürel'in, bu kürsüden, bundan bir sene önce yapmış olduğu konuşmadır, zabıtlardan okumak için vaktim yok. Sayın Sina Gürel, bundan bir sene önce, Refahyol Hükümeti ayrılmaya hazırlanırken, Anasol-D Hükümeti yeni göreve gelmeye hazırlanırken, tam o aralıkta, bu kürsüden, çıktı, daha önce DSP'nin yapmış olduğu değerlendirmelerin aynısını yaparak, sorunu ortaya koydu ve şunları ilave etti: "Bizim, bu konuyla ilgili hazır planlarımız var, daha evvel ortaya attığımız Ortadoğu barış planları gibi çeşitli hazırlıklarımız var. İçerisinde, DSP'nin bulunacağı veya DSP'nin sorumluluğunda kurulacak bir hükümet işbaşına geldiği günün ertesi gününden itibaren, bu konuyla ilgili ciddî adımlar atılacak ve bu sorun çözülecektir" biçiminde, çok açık, net, kesin bir konuşma yaptı. Onun içindir ki, Sayın Sina Gürel, ne bugün ne bundan 6 ay önce yine süre uzatılırken bu müzakereler sırasında burada bulunmamayı tercih etti; çünkü, kendisinden, bu sorunun sorulacağını tahmin etti; ister burada olsun, ister olmasın, ben şimdi soruyorum. Bakınız, aradan bir sene geçti, DSP'nin de içerisinde olduğu bir hükümet bir senedir işbaşındadır; üstelik, dışpolitika da DSP'ye emanet edilmiştir; daha da üstelik, bu konuşmayı yapan Sayın Sina Gürel, belli ölçüde dışişlerinden sorumlu, özellikle bu ilişkilerden sorumlu bir devlet bakanı kimliğiyle görülmektedir. Bütün bunlar ortadayken, eğer, bu konuyla ilgili ileriye dönük olumlu bir adım atılamamıştır da, şimdi, hükümet oldukları için, gelip, burada, eski tutumlarını değiştirip, hâlâ süre uzatımı verilsin demeleri izah edilebilecek bir çelişki değildir; bunun izahı mümkün değildir. Bu, Sayın Mümtaz Soysal'ın maharetiyle, bu kürsüden yaptığı ifadelerle atlatılabilecek bir durum değildir. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle, diyorum ki, meselelere ciddî bakalım; yanıldıksa, yanıldığımızı söyleyelim, söylemekten çekinmeyelim.
Atatürk'ün dışpolitikadaki temel ilkelerinden birisi olan ve hepimizin paylaştığı "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesini savunabilmek için, yurtta sulha ve cihanda sulha katkıda bulunabilecek güçlü bir devlete, güçlü bir hükümete ihtiyaç vardır. Eğer, hükümet, güçlü olmazsa, ciddî olmazsa, hükümeti oluşturan partiler, iktidarda başka, muhalefette başka derlerse, tutarlı davranıp, yanılgıları kabul ederek, doğru politikaları o şekilde ortaya koymazlarsa, kimse, o hükümeti ciddiye almaz. Nitekim, şubat ayında Körfez krizi yeniden ortaya çıktığında çok açık olarak gördük ki, bugün işbaşında bulunan Hükümet, o tarihte kaç partiden oluşuyorsa o kadar farklı düşünceye sahipti; kimi "İncirlik kullanılamaz" diyordu, kimi "İncirlik, gerekirse kullanılacak" diyordu, kimi arabuluculuğa soyunmuştu, kimi Ortadoğu'ya öncülük, liderlik yapmaya soyunmuştu. Bütün bunların hepsi, birtakım emrivakiler, meseleye şurasından veya burasından ortak olabilme gayretleri, bunu içsiyasette değerlendirmeye dönük siyasal amaç taşıyan davranışları sonuç vermedi ve bizi kimse ciddiye almadı. Ortadoğu kriziyle ilgili yapılan görüşmelerde, Amerikan yetkilileri, Türk Dışişleri Bakanını ziyaret etme ve onunla konuşma gereğini bile duymadılar. Sayın Başbakan da, o günlerde, belki de hayatının en zor günlerini yaşadı, bu çelişkileri örtebilmek ve hükümetin etkinliğini koruyabilmek için, büyük güçlükler içerisinde, büyük zorluklar içerisinde konuyu düzeltmeye çalıştı.
Değerli arkadaşlarım, onun için, diyorum ki, her şeyi bir tarafa bırakalım. Burada bir arkadaşımız -ilk konuşmacı arkadaşımız- "birlik, beraberlik içinde olursak, bazı konuları çözeriz" dedi; doğrudur. Birlik, beraberlik içinde olabilmek, elbette ki, çok önemlidir; ama, bunu yapabilmek için, kafalarımızdaki birtakım önyargılardan kendimizi arındırarak, Türkiye'nin önemli konularında, ortak noktalarda, beraber, bir araya gelebilecek açıklık içerisinde, dürüstlük içerisinde birbirimize yaklaşmalıyız. Yani, Hükümet, kendi eksiğini kapatmak için, çelişkilerini düzeltebilmek için gayret sarf edeceği yerde, bütün muhalefet partilerini de o hareketin değerlendirmesi içine katabilmiş olsaydı, belki, şubat ayında yaşanan kriz o ölçüde yaşanmazdı. Ben, geçenlerde de, o tarihte de yapılan konuşmada ifade etmiştim. Hükümet ortakları birbiriyle konuşmuyor o konuyu, farklı farklı açıklamalar yapıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz, süreniz bitti; size, 1 dakika eksüre veriyorum
Konuşmanızı 1 dakikada bitirin efendim; buyurun.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Başbakan durumu hafifletmeye çalışıyordu. Ben bilirim, uzun yıllardır bu Parlamento çalışmasının tanığıyım, çoğu kez içinde oldum, çoğu kez dışarıdan izledim; çok önemli konularda Başbakan veya ilgili bakan, muhalefet liderlerine bilgi verir, onlarla görüşür, onların desteğini almaya çalışır. Şimdi, biz, bu alışkanlıklardan, bu parlamenter geleneklerden uzaklaştık. Biz, burada, birbirimize dostça bakamıyoruz, birbirimizin açığını bulmaya çalışıyoruz, nasıl alt edeceğimizi düşünüyoruz. Böyle bir yapıyla, ne tutarlı bir hükümet kurabiliriz, ne güçlü bir hükümet oluşturabiliriz, ne sesimizi ve düşüncelerimizi başkalarına kabul ettirebiliriz; o dünyada barış, Türkiye'de barış ilkesine uygun olarak, ne iç politikada başarılı olabiliriz, ne dış politikada başarılı olabiliriz.
Ben, Hükümetten, bu konulara daha duyarlı davranmasını ve çelişkilerden uzaklaşarak, konuları daha objektif ortamlarda değerlendirme yollarını açmasını diliyorum. Kuzeyden Keşif Harekâtını hâlâ doğru bulmadığımızı, eğer, bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir inisiyatif kullanarak "hayır, vermiyorum bu uzatmayı" demeyecek olursa, bize dayatılan politikalara daha uzun süre "evet" demek mecburiyetinde kalınacağını görüyorum. Bir defa olsun "hayır" diyebilsek ve ondan sonra, oturup, sorun varsa, o yeni sorunu bizim taleplerimiz doğrultusunda çözebilecek yeni bir yol aramaya çalışırsak, sanıyorum ki, bu ülkeyi kuranların, bu ülke için düşündükleri ileriye dönük hedeflere, arzuladıkları hedeflere daha uygun bir yol izlemiş oluruz.
Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP, ANAP ve DTP sıralarından alkışlar)

Genel Kurul Tutanağı 20. Dönem 3. Yasama Yılı 112. Birleşim 30/Haziran/1998 Salı
Yorum
Değerli Dostlarım,
İlginiz ve desteğinizle büyüyen Cumhuriyet Halk Partisi'nde sizlerle beraber Türkiye için el ele vererek samimiyetle, iyi niyetle ve ciddiyetle çalıştık. Bundan böyle sizlerin de desteği ve yoğun katılımıyla bu çalışmaları internet ortamında da sürdüreceğiz. Katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi Türkiye'yi daha güzel günlere götürmek için bekliyorum.

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...
Son Dakika Haberler
Fotoğraflar
Videolar
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz İnegöl SuperKanal
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Ali Topuz'dan ağır Sözler
Anı & Analog
KİMLİKLERDE DİN HANESİ OLMAMALI!

SARP BALCI


Muhafazakârlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızdı. Mahkeme dini inancın açıklanmasını mı engelliyor?

2004’te Sinan Işık’ın iç hukuk yollarını tüketerek 2005’te Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtığı dava, 2 Şubat 2010’da sonuçlandı. Mahkeme karara ilişkin basın açıklamasında, kişinin inancını açıklamaya zorlanamayacağı ilkesine vurgu

Tamamını okumak için...

Bu bölümdeki tüm yazıları göster...

Anasayfa | Özgeçmiş | Duyurular | Basın Açıklamaları | Basında Ali Topuz | Köşe Yazıları | Haberler | Raporlar | Görsel | Diğer | Genel Kurul Konuşmaları | İhtisas Komisyonları | Uluslararası Komisyonlar | Parti Çalışmaları | Diğer Çalışmalar | Projeler | Metinler | Fotoğraflar | Videolar | Görüşleriniz & Sorularınız | İletişim